İNCİR REÇELİ

İncir Reçeli

 İbrahim MAVİ

11.03.2012

Metin 30’lu yaşlarında hayatını TV’lere skeç yazarak kazanan bir adamdır. Yazdığı senaryoları reddedilen bir gün gittiği barda, hayatını tümüyle değiştiren Duygu’yla tanışır. Duygu ve Metin bir masala başlarlar…” bu sözlerle başlıyor hikâye. İncir reçeli filminin hikâyesinin kısaca özeti gibi gelebilir. Fakat incir reçeli filmi hem sinemalarda hem de toplumdaki gençler arasında yoğun bir ilgi gördü. Filmin başrolünde oynayan ve Metin adlı genci canlandıran Halil Sezai Paracıkoğlu aynı zamanda müzisyen. Dram ve romantik bir senaryonun birleşiminden doğan İncir Reçeli filmi aslında günümüzde toplumun yaşam şeklini, daha doğrusu gençlerin yaşamak istediği hayatı anlatması bakımından ilgi çekici. Gençlerin bunalımlı ruh hali, özgürce yaşama idealleri, toplumdan soyut, isyankar ve toplumun sorunlarından uzak durmak isteyen düşünceleri bu filmde yaşatılıyor. Filmde Duygu karakterini canlandıran Melike Güner, günümüzde yaygın bir hastalık haline gelmiş olan AIDS hastalığına yakalanmış biri genç kadını anlatıyor. Sosyal bir olaya değinmesi bakımından da önem arz ediyor. Fakat olay örgüsü genellikle toplumsal bir olaydan ziyade insanların ruh hali etrafında şekilleniyor.

Film gençliğin yaşamak istediği, daha doğrusu bu yıllarda içinde yaşadığı depresif, isyancı kimliği ortaya çıkarması bakımından ilgi çekici oldu. Bu ilgi daha sonra Halil Sezai Paracıkoğlu’nun şarkılarında üst aşamaya ulaştı. Filmde söylediği “İsyan” şarkısıyla ilgi gören Paracıkoğlu, daha sonra çıkardığı “Seni Beklerken” albümüyle gençler arasında yoğun bir ilgi görmeye devam etti. Bunalan, depresyona giren, acı çekmek isteyen onun şarkılarına sarılıyor: “Beni bu derde sen attın da / Gittin ya kafam hep duman” diyerek hayata ‘isyan’ ediyor kitleler. Arabesk sevmeyen, seveni hor gören insanlar çoğu. Dertlerine derman olacak, içlerindeki arabeski ortaya çıkartacak insanı keşfetmenin ‘mutluluğu’ ile acı çekiyorlar.

Aşk, depresyon, dram, isyan ve acı çekme duygularının toplumsal hayattaki karşılığı bunalımlı bireyin yaşam şekillerinde pratiğe dönüşmektedir. Bireyler bu şekilde yaşamak isteyerek bir kaçış yolu aramakta, var olan toplumsal sorunların ve koşulların ağır yükünden uzaklaşmak istemektedir. 1960’lı yıllar ve sonrasında “varoş” müziği olarak algılanan arabesk müziğin günümüzde yoğun bir kitleye sahip olmamasına karşın, gençliğin dinlediği ve arzuladığı yaşam şekilleri pop müziğin isyan ve depresif şarkılarında devam etmektedir. Bu da toplumdaki sorunların insanların hayatlarına nasıl yansıdığını ve insanların bir “isyan” etme kültürüyle şekillendiğini göstermektedir. Bu kuşağın yeni trendi bunalımlı yaşamdır. Bu yaşamda acının olduğu kadar hazzın da önemi büyüktür. Bu bakımdan acı çekmek aşk gibi algılanmaktadır. Ne kadar çok acı çekerse, o kadar çok zevk almaktadır. Özellikle arabesk Rap müziğin büyük bir ergen kitlesine hitap ettiğine bakılırsa gençliğin bu depresif özelliğinin farklı boyutları da görülecektir.

1980 sonrası apolitikleştirilen gençliğin toplumsal sorunlardan uzak kalmasının yanı sıra, yaygın bir popüler kültür ağı içinde eritilmesi ve edebi sanatsal bir yaşamdan uzak tutulması bu sürecin oluşmasında büyük bir rol oynamıştır. Gençlik siyasal kültürden, politik sorunlardan, toplumun içinde bulunduğu büyük sorunlardan habersiz bir yaşam sürerken bunalımlı bireylerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlanmıştır. Kitlelerin bunalımının en büyük sebeplerinden biri de gençliğin toplumsal sorunlardan uzak olmasına rağmen, toplumun sorunlarından bunalmasıdır. Ekonomik sorunlar başta olmak üzere işsizliğin artması, eğitimin çarpıklığı, modern kitle iletişim ağının gelişmesiyle gençliğin teknolojiyle yarıştırılması ve tek yaşam alanlarının internet, bilgisayar dünyasına yönlendirilmesinden kaynaklanan sorunlar devam etmektedir. Bunalımlı, dağınık, aile baskısından ve toplumsal sorunlardan uzak bir kitlenin yetişmesi Weberyan anlamda bir “anomi” durumunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu gün Türkiye’de kime sorarsanız sorun ya yargıya, siyasete, siyasi liderlere, hukuka, eğitime, bilime veya herhangi bir alana güvenleri kalmamıştır. Bireyler güvenlerini yitirdiğinde kendine olan özgüvenleri de sarsılmıştır. İntiharlar, bunalımlar, cinnet toplumsal bunalımın yansıma örnekleri olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu gün Türkiye’de geniş kitlesel alana yayılan filmlerin başında gelen İncir Reçeli, Kaybedenler Kulübü, Issız Adam tarzı modern dünyanın kargaşasında yaşam süren bireyleri ele alan filmler, popüler kültürün gençliğe yönelik yaşam tarzlarının yaygınlaşmasının önünü açmasından kaynaklanmaktadır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: