LİBERAL DEMOKRASİNİN DERİNLEŞTİRİLMESİ GEREĞİ VE MÜZAKERECİ DEMOKRASİ

1
LİBERAL DEMOKRASİNİN DERİNLEŞTİRİLMESİ GEREĞİ VE
MÜZAKERECİ DEMOKRASİ
Yrd. Doç. Dr. Ahmet ÖZALP
Hitit Üniversitesi Ġ.Ġ.B.F.
Kamu Yönetimi
ahmetozalp@hitit.edu.tr
Özet
Benhabib’in (1992) “söylemsel kamu alanı modeli” ismini verdiği müzakereci demokrasi,
liberal demokrasi modelinin katılım, politik iletişim, temsil ilkeleri açısından yetersiz kaldığı
ve bu nedenle meşruiyet krizine girdiği varsayımı üzerine temellendirilmektedir. Müzakereci
demokrasi, eleştirdiği liberal modelden negatif temelli insan haklarını ve hukuk devleti
nosyonunu alarak politik katılım ve iletişimle tamamlamaktadır. Habermas’ın söylemsel kamu
alanı modelinde, kararlar yurttaşların katıldığı “tahakkümden arınmış bir durumda
gerçekleşen müzakereci bir demokrasi”nin ürünüdür. Böylece karar alma süreçlerine
yurttaşların katılımının liberal demokrasinin meşruluk krizine çözüm olacağı
düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı müzakereci demokrasinin olabilirliğini tartışmaya
açmaktır. Tahakkümden arınmış bir müzakere süreci oluşturmak ve sürdürmek çok zor; ama
diğer zaman tüketen gündelik uğraşlar yanında bu uğraş, farklılıklarla birlikte var olabilmek,
“farklı olmak, farklılıkla yaşamak” adına önemli ve değerli bir uğraştır.
Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Liberal Demokrasi, Katılım, Müzakereci Demokrasi
THE NECESSITY OF DEEPENING LIBERAL DEMOCRACY AND
DISCURSIVE DEMOCRACY
Abstract
Deliberative democracy, called “discursive public sphere” by Benhabib, is built on
hypothesis that model of liberal democracy is deficient in terms of participation,
representative and political communication and on this account, it is in crises. Discursive
model takes the principles of human rights notion based on negative right and State governed
by the rule of law from liberal model and deepens it through political participation. In the
Habermas’ public sphere model, the decisions are production of deliberative democracy that 2
occurs in the non-domination situation. While the progresses of making-decision are not
limited by administrative system, deliberative democracy is a reply to crises of liberal
legitimacy. The purpose of this study is to make a critic on discursive model and deliberative
democracy is discussed in context with its defectives and restrains. It is a difficult effort to
compose and maintain a non domination deliberative democracy. However, it is important
and valuable effort rather than the other daily efforts spending time: for being different and to
live with differences. So, we are look on a plan with favor discursive democracy as
communication process on rationality.
Key Words: Democracy, Liberal Democracy, Participation, Discursive Democracy
1. GİRİŞ
Demokrasi teriminin etimolojik kökenini demos ve kratos, yani halk ve iktidar kelimeleri
oluĢturduğuna göre, adı üstünde demokrasi de halkın iktidarıdır Ģeklinde bir tanımlama,
kavramın içeriğinin tarihsel dönüĢümünü dıĢarıda bırakan indirgemeci ve aldatıcı bir
tanımlama olacaktır. Günümüzde demokrasi siyasal düzeyde halkın kendi kendini
yönetmesini değil, seçtiği temsilciler aracılığıyla ülkenin yönetimini ifade etmektedir.
Dolayısıyla çağdaĢ demokrasilerin hareket noktası liberal demokrasidir. Liberal demokrasi,
özgürlüğü katılımla özdeĢleĢtiren, antik çağlara özgü doğrudan demokrasi deneyiminden
farklı olarak çok geniĢ bir toprak parçası üzerinde yaĢayan çok sayıda yurttaĢın seçimler
aracılığıyla kendilerini yönetecek olan kiĢileri seçtikleri temsili bir demokrasidir. Liberal
demokrasi teorik olarak siyasal iktidarın sınırlanmasına, bireysel hak ve özgürlükleri içeren
bir özel alana ve temsil ilkesine yaslanmaktadır. Bununla birlikte siyasal kavramların sınırları
ve içerikleri hiçbir zaman tam olarak belirlenemezler ve tarihsel süreç içerisinde toplumsal
mücadelelere göre Ģekillenirler.
Liberal demokrasi, özellikle 1980‟lerde güncelleĢmiĢ ama aynı zamanda ciddi eleĢtirilerle
karĢılaĢmıĢtır. Ulus-devletlerin yetki ve sorumluluk alanlarını daraltan özelleĢtirme,
yerelleĢme ve deregülasyon politikalarının ardında liberal demokrasinin katılım boyutunun
eksik olduğunu ve halkın seçimiyle de gelmiĢ olsalar da sınırlı sayıda temsilcinin çıkarının
hiçbir zaman temsil ettikleri halkın çıkarıyla tam olarak örtüĢemeyeceği için bir temsil krizi
yaĢadığını savunan tezler ileri sürülmektedir. Bu tezlerin çıkıĢ noktası, söz konusu küresel
politikalar doğrultusunda alınan kararlardan etkilenen yurttaĢların karar alma süreçlerinden
dıĢlanmalarıdır. Temsil mekanizması, siyasal karar alma iĢini belirli aralıklarla yapılan
seçimlerle iĢ baĢına gelen siyasetçilere ya da uzmanlaĢmıĢ bürokratlara bırakan bir yöntem
olmakla eleĢtirilmektedir. Dolayısıyla liberal demokrasinin yüzeysel kaldığı ve katılım
boyutunu ihmal ettiği varsayımı üzerinden onu derinleĢtirmeye yönelik olarak “cumhuriyetçi
yurttaĢlık” (Arendt), “radikal demokrasi” (Laclau ve Mouffe), “güçlü demokrasi”(Barber) gibi
modeller geliĢtirilmektedir. ÇalıĢmamızın konusunu bu modellerden birisi olarak siyaset 3
yazınında tartıĢılan Habermas‟a ait müzakereci ya da söylemsel demokrasi modeli
oluĢturmaktadır.
Habermas, eĢit ve özgür yurttaĢların ortak sorunlar hakkında tartıĢmak üzere bir araya
geldikleri, hem devlete hem ekonomik alana karĢı özerk ve tahakkümden arınmıĢ bir kamusal
alan tasarlamaktadır. Müzakereci demokrasi kamusal alanda gerçekleĢen ve aynı zamanda
onu oluĢturan politik iletiĢimin kendisidir. Böylece politik iletiĢim yönetsel sistem tarafından
sınırlanmamıĢ olduğundan alınan kararların yurttaĢların iradelerine dayanacağı ve liberal
demokrasinin meĢruluk krizine çözüm olacağı düĢünülmektedir.
Bu doğrultuda çalıĢmanın ilk bölümünde liberal demokrasinin temel varsayımları ve
meĢruiyet krizine yer verilmektedir. Ġkinci bölümde müzakereci demokrasinin koĢulları ve
müzakere sürecine katılımın etik ilkeleri incelenmektedir. Son bölümde ise, müzakereci
demokrasinin kısıtlarına ve eksikliklerine yöneltilen eleĢtiriler üzerinden bir değerlendirme
yapılmaktadır.
2. KENT DEVLETİNDEN ULUS DEVLETE: DEMOKRASİNİN DÖNÜŞÜMÜ
Bugünkü demokrasi kelimesinin etimolojisi, polisi oluĢturan demelere (nahiye)
dayanmaktadır. YurttaĢlık veya demokrasi anlayıĢına geçiĢle kan bağından toprak esasına
geçiĢ arasında paralellik vardır.
1
Toprak esasına dayalı olarak bölünmüĢ demelerde Atinalı bir
anadan ve babadan doğmuĢ, on sekiz yaĢını doldurmuĢ erkeklerin demot listesine
yazılmasıyla demokrasinin “demos” u ortaya çıkmıĢtır (Aristoteles, 1943: 75). Bununla
birlikte demos, aralarında “bir bütün olarak halk/yurttaĢlar topluluğu” ve “sıradan halk/alt
sınıflar”ında bulunduğu pek çok anlamı olan değiĢken bir sözcüktür. Aristoteles‟e göre
“demos”un yönetimi olan demokrasi , “iyi kent – site yönetimi” diye çevirebileceğimiz
“politeia” nın karĢıtı ya da yozlaĢmıĢ biçimiydi (Ağaoğulları, 2004: 357; Aristoteles, 2000:
111; Sartori, 1996: 22). Bununla birlikte Sartori‟nin aktardığı gibi demos, M.Ö. beĢinci
yüzyılda halk meclisi „ekklesia‟da toplananları nitelemek için kullanılmıĢtır. Fakat kimi
zaman demos toplumun tümü, yığın (polloi) çoğunluk (pleiones) ya da Polybos‟ta olduğu gibi
yozlaĢmıĢ anlamda kalabalık (ochlos/ochlokrasi) sözcükleriyle bağdaĢtırılmıĢtır. Yine de
demos sözcüğü Latinceye populus olarak çevrilince belirsizlik artmıĢ olmasına rağmen
bugünkü halk egemenliği kavramının kökenini oluĢturmuĢtur (Sartori, 1996: 23). Yunanca‟da
ideal demos, kendi baĢlarına karar veren ayrı ayrı bireylerin bir toplamı olarak değil
yurttaĢlardan oluĢan kolektif bir siyasal bütün olarak “polis”le birlikte düĢünülmüĢtür.
Demosu oluĢturan yurttaĢlardan her biri polisin bir parçasıdır ya da baĢka bir ifadeyle polis,
politeslerden oluĢan siyasal bir topluluktur. Ancak yurttaĢlardan oluĢan bu siyasal topluluğa
polisteki kadınlar, çocuklar, köleler dahil değillerdi. Özel alanda yaĢamın üretimi için emek

1
Solon‟un ve Cleisthenes‟in reformları “demos”nun yurttaĢlığa terfisinin önemli anlarıdır. Solon aristokrasi
dönemine ait borç köleliğini ortadan kaldırmıĢtır. Cleisthenes ise kan bağı yerine toprak bağına dayalı
bölümlenmeyi getirmiĢ, polisi demelere ayırmıĢtır. Ayrıca zamanla yurttaĢlık hakları zanaatkârları kapsayacak
Ģekilde geniĢletilmiĢtir (Aristoteles, 1941).4
harcayan bu sınıflarla birlikte meteksler, yani yabancılar da yurttaĢlık kategorisinin dıĢında
tutulmaktaydılar. YurttaĢların politikayla ilgilenmek için ihtiyaç duydukları boĢ zamanı
olanaklı kılan Ģey yurttaĢlıktan dıĢlanan kadınların ve kölelerin hanede gündelik iĢleri yerine
getirmeleriydi (Benhabib, 1992: 82–93). Bir yurttaĢın kendisi ve özel alanı oluĢturan hanesi
ile ilgilenmesi hoĢ görülen bir durum değildi. Constant‟ın “eskilerin özgürlüğü” adını verdiği
kolektiflik içinde, olumlu anlamda bir kiĢi olarak birey kavramına yer verilmemekteydi.
Ġnsan kiĢiliğinin bir uzantısı olarak hem ahlâkî hem de hukuksal olarak kavranan, meĢru bir
özel alan sağlayan bireysel haklar yoktu. Özel alanla aĢırı ilgi gösteren yurttaĢlara polisle
ilgilenmeyip yalnızca kendisiyle ilgilenen anlamında idiotes denmekteydi (Sartori, 1996:
309).
Bu nedenle antik demokrasinin iĢleyiĢi ilk olarak, kamusal çıkarı önde tutan, iyi yaĢamın
polisin sürdürülmesine adanmıĢ yaĢam olduğunu kabul eden erdemli yurttaĢların varlığına
bağlıydı. Ġkinci olarak toplumsal çatıĢmaların demokrasiyi tehdit edecek duruma gelmemesi
için siyasal ve yasal anlamda eĢit olan yurttaĢlar arasında ayrıca görece ekonomik bir eĢitlik
gerekliydi. Her yurttaĢ siyasal yaĢama katılmanın ön koĢulu olan boĢ zamanı sağlayan bir
haneye sahip olmakla birlikte ticaretle aĢırı derecede zenginleĢen yurttaĢlara karĢı aynı siyasal
haklara sahip yoksul yurttaĢlar tepki göstermekteydi. Bu nedenle Atina demokrasisinin en
parlak çağını diğer polisler üzerinde hegemonik güç olduğu M.Ö. 5. yüzyılda yaĢaması
rastlantı değildir. Atina Perslere karĢı polislerden oluĢan bir federasyonun lideri olmuĢ,
Perslere karĢı savaĢı gerekçe göstererek emperyalist bir politika uygulamıĢ, Pers tehdidinden
sonra da bu politikalarını sürdürmüĢtür. Çünkü kamu iĢleriyle uğraĢan asker, denizci, jüri
üyesi, sporcu, emekli gruplarını da içeren yaklaĢık 20 bin kamu görevlisine kamu bütçesinden
ödeme yapılmaktaydı (Parkinson, 1984: 160). Aristo, “Atinalıların Devleti”nde kamusal iĢlere
ilginin azalması yüzünden yurttaĢların meclis oturumlarına katılmasını sağlamak amacıyla
belirli ücretler ödendiğini yazmaktadır (Aristoteles, 1943). Atina demokrasisi gelirler
azaldığında ve servet eĢitsizlikleri derinleĢtiğinde son derce kırılgan bir yapıya sahipti.
Son olarak polis mekansal yerleĢim açısından da yurttaĢların meclis toplantılarından önce ve
sonra da kamusal tartıĢmaları yürütebilecekleri Ģekilde tasarlanmıĢtı. Kentin hakim tepesinde
dinsel bir tapınağın etrafında akropolis yer almaktaydı. Bu akropoliste Sofokles, Euripides,
Aristofenes gibi düĢünürlerin yapıtlarının sergilendiği tiyatro binası, mahkemeler, kamu
binaları, spor alanları bulunmaktaydı. Kentin çevresini her biri üretim yeri olan haneler
(toprakla birlikte) serpilmekteydi. Bu hane sahiplerinin birçoğunun akropolisin yamaçlarından
aĢağıya doğru planlanan sokak yerleĢimlerinde de ikameti vardı. Dolayısıyla polisin kentsel
mekanı yurttaĢların bir Ģekilde meclis toplantıları dıĢında da karĢılaĢabilecekleri,
toplanabilecekleri, tartıĢabilecekleri biçimde düzenlenmiĢti (Mumford, 2007: 201–205). Polis,
küçük ölçekli doğrudan demokrasi deneyiminin büyük ölçüde gerçekleĢtiği bir siyasal
örgütlenmeydi.5
Doğrudan demokrasi deneyimi açısından siyasal model oluĢturan “polis”in tarihsel olarak
ortadan kalkmasının ardından kent ölçekli özerk, bağımsız, demokratik siyasal birimlerin
yeniden ortaya çıkması 11. yüzyıl geç ortaçağ kentlerindedir. Ticaretle canlanan, feodal
siyasal iktidara karĢı özerk olan, kent surlarının kenti sadece mekansal olarak değil, hukuksal
ve siyasal olarak ta feodal yapıdan ayıran, yurttaĢlık, özyönetim, demokrasi, cumhuriyet gibi
kavramların tartıĢılmaya baĢlandığı bu kent ölçekli devletler (Pirenne, 2006: 164-167),
burjuvazinin çıkarları doğrultusunda (ulusal pazarlar, can ve mal güvenliği, serbest dolaĢım,
tek vergi vs.) modern devlet lehine ayrıcalıklarından vazgeçmiĢlerdir. Dolayısıyla modern
dönem, kent ölçeğinden ulusal ölçeğe geçiĢin yaĢandığı bir dönüĢüme tanıklık etmiĢtir (Dahl,
1996: 272). Bir kere polis yurttaĢlarla özdeĢleĢmiĢ bir siyasal yapıyken modern dönemde
geliĢen kapitalist mülkiyet iliĢkileri ile birlikte toplumdan ayrıĢmıĢ, kendi içerisinde bir
bütünlük oluĢturan, iĢ bölümü ve uzmanlaĢmaya dayalı modern devlet ortaya çıkmıĢtır (FiĢek,
2005: 102–103). Bu geliĢme ile yurttaĢlığı yalnızca katılım boyutu ile tanımlayan antik
dönemden farklı olarak, ayrıĢmıĢ siyasal iktidardan/devletten korunma boyutunu da içeren
liberal bir anlayıĢ ortaya çıkmıĢtır. Antik dönemde gündelik yaĢamın yeniden üretildiği temel
birim olan ve mahrumiyet alanını oluĢturan hanenin niteliği ile politik alanın niteliği devlete
göre biçimlenmiĢtir. Hane mahrumiyet alanından mahremiyet alanına dönüĢerek bireye bağlı
haklarla donatılmıĢ kiĢisel, dokunulmaz bir nitelik kazanmıĢtır. Modern dönemin aksine
“polis‟te bir kiĢi olarak birey kavramı yoktu. Dolayısıyla insan kiĢiliğinin bir uzantısı olarak,
bireysel haklar temeline dayanan meĢru özel alana bağlı kiĢi özgürlüğü kavrayıĢı yenidir
(Sartori, 1996:308- 309). Diğer taraftan “oikos”un “nomoi”sinin yani hanenin kurallarının,
haneden çıkarak ekonomik iliĢkiler ağıyla toplumsal alana yayılmasıyla üretim haneden
piyasaya kaymıĢtır. Sartori‟nin belirttiği gibi antik dönemin demokrasisi “homo
oeconomicus”un aleyhine politik bir hayvan ortaya çıkarmıĢtır.
YurttaĢların seçimle ya da kurayla aldıkları sorumluluklar profesyonel uzmanların
mesleklerine dönüĢmüĢtür. Sartori‟nin belirttiği gibi artık, kendi kendini yönetmenin yerini
yöneten devlet; polisle özdeĢleĢmiĢ yurttaĢların yerini devleti için yaĢayan uyruklar almıĢtır.
Sartori, toplumun üzerinde yer alan ve yöneten bir örgütlenmiĢ siyasal iktidar yani devlet
karĢısında ancak “bir Ģeyden (iktidar) özgürlük” anlamında olumsuz bir özgürlük tanımıyla
iktidarın keyfi ve sınırsız kötüye kullanımının engellenebileceğini öne sürmektedir. Özel alan-
özgürlük iliĢkisinin siyasal boyutunu bu nokta oluĢturmaktadır. Polis‟teki politik iĢlere
katılma, kendi kendini yönetme anlamına gelirken günümüzde iktidarı etkileme iĢine
dönüĢmüĢtür. “Bir Ģeye(iktidara/devlet iĢlerine) katılma” anlamında özgürlük, olumsuz
nitelikli “bir Ģeyden” özgürlük anlayıĢını tamamlayan olumlu nitelikli özgürlük türü olarak
önemlidir. Çünkü siyasal özgürlük ile siyasal baskı (devlet iktidarı) arasında ki sınırı
belirleyen bir Ģeyden/siyasal iktidardan özgürlüktür (Sartori, 1996: 323- 356). Negatif
özgürlük, devletin müdahale alanı dıĢında tutulan özel alanda haklarla donanmıĢ rasyonel
bireylerin kendi tercihlerini özgürce yapabilmeleri anlamına gelmektedir. Bireylerin 6
politikayla iliĢkileri belirli aralıklarla tekrarlanan seçimlerde oy kullanarak yerel ve ulusal
ölçekte temsilcilerini seçmektir. Politikayla ilgilenmeyen yurttaĢ antik demokraside olduğu
gibi idiot olarak görülmez; özel iĢleriyle ilgilenmesi bireysel tercihi olarak görülür.
Dahl‟e göre liberal demokrasi bu dönüĢüme bir yanıttır. Demokrasinin yalnızca yurttaĢların
zorunlu olarak bir araya gelmesine yetecek kadar küçük ölçekli kentlerde uygulanabileceği
düĢüncesinin aĢılmasıdır. Bu dönüĢüm “temsil” sayesinde gerçekleĢmiĢtir; temsil, ulusal
devletleri demokratikleĢtirmeye yardımcı bir araç olarak hem tarihsel bir olgu hem de eĢitlik
mantığının geniĢ ölçekli bir siyasal sisteme uygulanmasıdır (Dahl, 1996: 272- 273). Fakat bu
dönüĢüm kolayca gerçekleĢmediği gibi zaman içerisinde sorun oluĢturacak paradoksal bir
eklemlenmenin ürünüdür. Liberal ve demokrasi kelimelerinin birbirinden ayrılmaz biçimde
modern demokrasiyi nitelemekte kullanılmaları bu ikisinin eĢ anlamlı olduğunu ya da
birbirinden ayrı düĢünülemeyeceğini akla getirmektedir. Fakat liberal ve demokratik gelenek
arasında zorunlu bir iliĢki yoktur, yalnızca olumsal bir eklemlenme vardır. Demokrasinin ana
sorunsalları, eĢitlik, yöneten ve yönetilen arasında özdeĢlik ve halk egemenliğiyken
liberalizmin ana sorunsalı bireysel özgürlüktür (Mouffe, 2000: 14- 15). Bu eklemlenme ile
liberalizm demokratikleĢmiĢ, demokrasi liberalleĢmiĢtir.
Liberal demokraside önemli olan seçimler yoluyla iktidara gelen çoğunluğun temsilcileri
aracılığıyla farklılıklar üzerinde baskı kurmasını engelleyecek hukuksal önlemler alınmasıdır.
Örneğin “The Constitution of Liberty (Özgürlüğün Anayasası)” isimli çalıĢmasında Hayek,
demokrasi ile liberalizm arasındaki farklara değinmektedir. Salt demokrasi yasaların nasıl
yapılacağıyla ilgilidir. Buna karĢılık liberalizm yasaların içeriğiyle ilgilidir. Demokraside
çoğunluğun düĢüncesi doğru olarak kabul edilirken liberal bir düzende bir kararın çoğunluk
tarafından alınması yeterli değildir. Aynı zamanda kararın yasaların üzerinde yer alan hukuk
ilkelerine uygun olması gerekir. Dolayısıyla demokraside kararların kimler tarafından alındığı
yani kimin yönettiği önemliyken, liberalizmde “kim yönetirse yönetsin” yönetenin nereye
kadar “sınırlandırıldığı” önemlidir (Hayek, 1960: 103–112).
YurttaĢların modern dönemde devletin dokunamayacağı bir özel alana sahip olması, yine
ulus devlet tarafından güvence altına alınan ve yurttaĢa birey olarak kiĢisel alan sağlayan
temel hakları sayesinde olmuĢtur. Tarihsel olarak, 18. yüzyıl mülkiyet, konuĢma, düĢünce ve
inanç özgürlüğü gibi bireysel özgürlükler için gerekli olan sivil hakların elde edildiği; 19
yüzyıl, yurttaĢlık hakkının iĢçileri, kadınları kapsayacak biçimde daha geniĢ kitleler tarafından
kazanıldığı; 20. yüzyıl, yurttaĢlığa sivil ve siyasal haklar yanında sosyal hakların eklendiği
dönem olmuĢtur (Sarıbay, 1991: 6). 80‟li yıllar ise sosyal devletin çözüldüğü, yeniden
geçerlilik kazanmaya baĢlayan liberal demokrasinin yüzeysellik eleĢtirisine konu olduğu
yıllardır.7
3. LİBERAL DEMOKRASİNİN ELEŞTİRİSİ VE MÜZAKERECİ DEMOKRASİ
Liberal demokrasiye yönelik eleĢtiriler, genel olarak iki konuda yoğunlaĢmaktadır. Ġlk olarak
siyaset-yönetim ikiliği ve temsil sistemi eleĢtirilmektedir. Liberal demokraside temsilciler,
halk iradesini oluĢturan bireylerin tercihleriyle iĢ baĢına gelen ve onların sorunlarını çözmeye
yönelik politikalar üreten kiĢiler olarak kabul edilmektedir. Temsilcilerden oluĢan yasama,
kararları alan ve toplumsal yaĢamın gerektirdiği kuralları koyan erktir. Yürütme, dar
anlamıyla, yasama tarafından alınan kararların uygulayıcısı kabul edilen rasyonel, tarafsız bir
aygıt olarak görülen bürokrasidir. Habermas, liberal anlayıĢa göre demokratik sürecin
iĢlevinin, devleti toplumun çıkarları doğrultusunda programlamak olduğunu ileri sürmektedir.
Devlet ya da dar anlamıyla bürokrasi kamu yönetimi mekanizmasını içermektedir. Liberal
anlayıĢta siyaset, uzmanlaĢmıĢ devlet mekanizmasına (kamu yönetimine) karĢı kiĢisel
çıkarları bir araya getirerek bunları kolektif amaçlara yönelik olarak bir araya toplama ve
siyasal iktidara kabul ettirme çabasıdır. Siyaset, siyasal gücü idari düzeyde kullanmada
uzmanlaĢmıĢ bir yönetim aygıtına karĢı talepleri ileri sürme iĢlevini görmektedir (Habermas,
2002a: 151–152).
Alınan ve uygulanan politik kararlara, belirli aralıklarla yapılan seçimlerle toplumsal
meĢruluk sağlanmakta ve bu döngü süregitmektedir. Bu bağlamda Habermas‟ın söylemsel
modelinin benimseyen Fox ve Miller, prosedürel yani kurallarla iĢleyen liberal demokrasiyi
„loop model‟ ya da aksak demokrasi olarak adlandırmaktadırlar. Çünkü rasyonel, tarafsız,
kiĢiselliklerden tamamen arınmıĢ bir bürokrasiden söz etmek, artık olanaksızdır. Siyasetyönetim dikotomisi ya da ikiliği demokrasiye hizmet Ģekilde sistematik olarak iĢlemez.
Bürokrasinin tamamen yasamanın kurallarına bağlı olduğu, dolayısıyla halk egemenliğine
yaslandığı gerekçesi bu döngünün fonksiyonsuzluğu yüzünden yanlıĢ yol gösterici
olmaktadır; aynı zaman da anti demokratiktir. Yürürlüğe ne kadar çok kural konursa,
yöneticiler onların içerisinden o kadar çok kiĢisel bir seçim yaparak tikel bir öncelik
sıralaması yapacaklardır (Fox ve Miller, 1995: 5). Bürokrasi, saf kamusal çıkara hizmet eden
tarafsız bir aygıt olmayıp tarihsel süreç içerisinde gerçekleĢen toplumsal koĢullardan ve
siyasal mücadelelerden etkilenmektedir. Bürokrasi bir yandan kamusal çıkar, öte yandan
kendi çıkarı (güç ve ayrıcalıklar anlamında) ve diğer yandan siyasetin talepleri arasında
kalmaktadır ve toplumsal çatıĢmaların yansıdığı bir düzey olmaktadır.
Bürokrasi için geçerli olan durumun bir benzeri yasama sürecinde de yaĢanmaktadır. Fox ve
Miller‟e göre, tikelleĢtirilmiĢ özel çıkarlar yasamaya nüfuz etmiĢtir. Bu çıkarların etkisi
altında kalan yasamacılar tarafından onaylanan kurallar politik karar haline gelmektedirler. Bu
durumda, gerçek anlamda politikanın yerini iyi örgütlenmiĢ özel çıkarlar, seçim
kampanyaları, medyada yer ve zaman kiralamaya dayalı imaj çalıĢmaları almaktadır. Aksak
demokraside bu olanaklardan yararlanmak güç sahibi olmayı gerektirdiğinden, güç sahipleri
olaylar ve sorunlar hakkında farklı bir görüĢ önermek isteyenlerin önlerini keserek farklı
sınıfları sürecin dıĢına atmaktadırlar (Fox ve Miller, 1995: 10; Guehenno, 1998: 88).8
Liberal demokrasiye yönelik eleĢtirilerin yoğunlaĢtığı diğer konu liberalizmin bireysel tercih
özgürlüğünü soyut biçimde ele almasıdır. Doğal olarak, negatif hakların piyasa iliĢkilerine
göre belirmesi sonucunda liberal görüĢün siyasetle ilgili mantığı da piyasa mantığına dayanır.
Seçimde oy veren yurttaĢın tercihi, piyasadaki tarafların tercih edimiyle aynı yapıdadır.
Liberal özgürlük, devlet iktidarı karĢısında özel alanın korunması ve özel alanı geniĢletmek
üzere devletin sınırlandırılmasıdır. Birey, özel alanda yaĢamını düzenlerken kendisi için en iyi
olana karar verebilecek rasyonelliktedir. Piyasa, rasyonel bireylerin üreticiler ve tüketiciler
olarak yer aldıkları ve kendi çıkarları doğrultusunda ürün tercihi yaptıkları alandır.
Dolayısıyla bu mantığın uzantısı olarak yurttaĢlar, siyasal alanda da kiĢisel çıkarlarına en
uygun parti programına sahip olan ya da en uygun vaatlerde bulunan siyasal partiyi tercih
ederek oy kullanacaklardır (Habermas, 2002a: 151–156). Liberal demokrasinin meĢruiyet
temelini oluĢturan sözleĢme kuramlarından kaynaklı bu birey yaklaĢımı, cinsiyet, örf-adet,
gelenek, dinsel inanç, maddi durum gibi her türden somut toplumsal belirlenimden
soyutlanmıĢ kurgusal bir tasarımdır. Taylor‟a göre bireyin önünde engel olarak kabul edilen
bu dıĢsal unsurları bir kenara iterek özgürleĢen “ben” somut kiĢilikten yoksun ve
tamamlanmıĢ projesi olmayan “ben”dir. Bu anlamıyla liberal özgürlük içinde hiçbir Ģeyin
yapılmaya değer olmadığı bir boĢlukta geçerlidir. Oysa birey toplumsal anlamda bir bağlama
yerleĢmiĢtir; doğuĢtan kendisini verili olarak bir toplulukla iliĢkili bulur (Kymlicka, 2006:
226).
Liberal demokrasiye yöneltilen bu eleĢtirilerin pratikte geçerlilik kazanmasının altında yatan
neden ise, ulusal ölçekli liberal demokratik kurumların küresel ölçekte yaĢanan geliĢmeler
karĢısında aĢınmalarıdır. Bu aĢınmanın, ulusal kurumların yetki ve sorumluluk alanlarının
daraltılması ve sorun çözme kapasitelerinin azalmasına paralel olarak küresel ve yerel ölçekli
aktörlerin öne çıkmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü küresel ölçekte etkili olan kararların
çoğu liberal demokrasilerin seçilmiĢ hükümetleri tarafından değil, IMF, Dünya Bankası gibi
uluslar üstü kurumlar tarafından alınmaktadır. Bu kararlar daha sonra ulusal hükümetlerle
yapılan pazarlıklarla halkın gözünden kaçırılarak uygulamaya konmaktadır. Bu nedenle
Habermas, 1970‟li yılların ileri kapitalist toplumlarında yaĢanan krizi, ekonomik kaynaklı
olan ve daha sonra siyasal ve kültürel alanlara kayan bir sistem krizi olarak görmekteyken,
90‟lı yıllarda, liberal demokratik kurumların içine düĢtüğü bir meĢruiyet krizinden söz
etmektedir (Habermas, 2002b:147–148; Held ve Simon, 2006: 400–401; Vergin, 2008:50–
51). Seçimle iĢ baĢına gelen siyasetçilerin aldıkları kararlar, bu kararlardan etkilenen
yurttaĢların belirleme, etkileme alanı dıĢına çıkmakla meĢruiyet yitimine uğramaktadırlar.
Bu bağlamda Habermas, liberal anlayıĢın piyasa mantığının siyasal düzeyde alınan kararlara
meĢruluk sağlamada yetersiz kaldığını düĢünmektedir. Bu nedenle liberal demokrasinin
hukuksal çerçevesini benimseyerek bireysel hakları güvence altına alınmıĢ yurttaĢların
iletiĢiminin ürünü olan müzakere ile sistemin meĢruluk sorununu çözmeye çalıĢmaktadır.
Piyasa mantığına iletiĢimin mantığını eklemekte kamusal alanı yurttaĢların müzakereye tam 9
açık biçimde katıldığı politik özerk bir alan olarak tasarlamaktadır (Habermas, 1996: 38;
2002a: 155). Habermas, antik Yunan‟dan esinlenen cumhuriyetçi anlayıĢın “özneler arası
iletiĢim” boyutunu liberal anlayıĢın siyaseti seçim ve rekabete indirgeyen görüĢüne tercih
etmektedir. Benhabib‟in belirttiği gibi Habermas‟ın söylemsel ya da müzakereci demokrasi
modelinde katılım, ancak dar bir Ģekilde tanımlanan politik bir süreçle (seçim)
gerçekleĢebilecek bir etkinlik olarak değil, toplumsal ve kültürel alanlarda da söz konusu
edilebilecek bir etkinlik olarak görülmeye baĢlanır (Benhabib, 1992: 73–78). Bu modelde
yurttaĢ, ne bütünü temsil eden ve onun adına davranan siyasal aktördür ne de bireysel aktörler
sistem süreçlerinde körü körüne hareket eden bağımlı değiĢkenlerdir. Habermas‟ın söylemsel
modeli, negatif özgürlükleri de güvence altına alan anayasal çerçevede cumhuriyetçi görüĢe
uygun olarak merkeze siyasal görüĢ ve irade oluĢumu sürecini almaktadır. Çünkü anayasal
haklar, demokratik iĢleyiĢteki önemli iletiĢim koĢullarını kurumsallaĢtırır. Habermas,
siyasetin baĢarısını toplu eylemde bulunan yurttaĢlara değil, eylemde bulunmadan önce
çerçeveyi oluĢturacak iletiĢim usullerinin ve koĢullarının kurumsallaĢtırılmasına
dayandırmaktadır (2002a:144).
Söylemsel modelin temel unsurları yurttaĢlık, hak ve katılımdır. Bir karardan etkilenen her
öznenin(yurttaĢ) söylem oluĢturma sürecine yani tartıĢmaya eĢit biçimde katılma hakkı vardır.
Söyleme katılan herkesin herhangi bir sava itiraz etmek için soru sormaya; yeni bir sav ileri
sürmeye; öne sürdüğü savları tanımlamaya; davranıĢ, arzu ve isteklerini ifade etmeye hakkı
vardır. Hiçbir konuĢmacı tartıĢma süreci içerisinde içsel(manevi) ya da dıĢsal(fiziksel) bir
zorlamayla engellenemez. Söylem kural rasyonel iletiĢimin ürünü olan bir uzlaĢmayı
hedeflemektedir (SitembölükbaĢı, 2005: 149- 150; Dursun, 1999: 113; Fox ve Miller: 1995:
11- 12). “Kamu alanı; yurttaĢ olarak hepimizin ortak olduğu o yapay dünya, hem bireyselliği
hem eĢitliği mümkün kılan bir ara durumdur.” (Villa, 1996:262).
Ancak liberal demokrasiyi yurttaĢların tartıĢmalarıyla derinleĢtirmeyi amaçlayan Habermas‟a
yöneltilen eleĢtirilerin baĢında “ampirik eksiklik” ve “soyutluk” eleĢtirisi gelmektedir. Bu
bağlamda eleĢtiri getiren bir isim olan Gould, farklılıkların kamusal alanda yeterince dikkate
alındığı kuramsal çerçevenin henüz soyut olmaktan kurtulamadığını öne sürmektedir.
Farklılıkların kamusal alanda neye göre ve nasıl tanımlanacağı hâla sorun olmaya devam
etmektedir. Bununla birlikte teorik olarak eĢitlikten söz edilmesine karĢın uygulamada
cinsiyet, kültür, ırk gibi farklılıkların eĢitliği sağlayacak biçimde nasıl aĢılacağı da tartıĢma
konusudur (Gould,1999: 244- 250). Bununla birlikte Gould, bu eleĢtirilerin, Habermas‟ın
söyleme iliĢkin kamusal alanının önemini azaltmadığını belirtmektedir.
Bu bağlamda eleĢtirilerin en geçerli olanlarından biri de feminist eleĢtiridir. Feminist eleĢtiri,
kadının konumu ve özel yaĢamın kamusal tartıĢma dıĢında bırakılması üzerinde
yoğunlaĢmaktadır. Benhabib‟e göre, Habermas‟ında dâhil olduğu çağdaĢ normatif etik ve
politika teorileri, cinsiyet konusuna karĢı körleĢmiĢlerdir; yani bu teoriler, farklı sorunları,
yaĢamın bütün alanlarında kadın öznelere karĢı erkekliğin deneyimlerindeki farklılıkları 10
görmezden gelerek, toplumsal yaĢam alanı içerisinde erkeklerin kadın üzerinde ki
tahakkümünü gizlemiĢlerdir (Benhabib, 1999: 90- 92).
Tahakküm iliĢkilerinden arınmıĢ bir söylemsellikle kurulan bir kamusal alan düĢüncesi
yalnızca kadın erkek iliĢkileri bağlamında eleĢtiri konusu olmuĢ değildir. Aynı zamanda erkek
ya da kadın, genç ya da yaĢlı, yoksul ya da zengin, siyah ya da beyaz, yerli ya da göçmen fark
etmeksizin toplumda farklılıklar arasında kurulan her türlü iletiĢimde bir Ģekilde farklı
düzeylerde eĢitsizlik söz konusudur. Bu bağlamda Touraine, Habermas‟ın özne ve iletiĢim
anlayıĢını yadsımaktadır. Habermas‟a göre, iletiĢimsel edimde bulunmanın dayandığı dilsel
mübadele kuralları normatif bir temele sahiptir. Normatif kurallar bireylerin karĢılıklı olarak
birbirlerini anlamalarını, Ģeffaflığı ve karĢılıklılığı, Ģiddetten ve tahakkümden muaf olmayı
gerektirir. Üstü örtük olarak eĢitler arasında karĢılıklı anlaĢma normuna göndermede bulunur
(akt. Gorz, 2001:176). Touraine, bu teoriyi eleĢtirirken özneler arası iletiĢimin bireyleri karĢı
karĢıya getirmediğini; bu iletiĢimin, bir yandan toplumsal konumlar ile iktidar kaynaklarının,
öte yandan kiĢisel ve kolektif tasarımların karĢılaĢması olduğunu ileri sürmektedir. O‟na göre,
her birey toplumda dil mübadeleleri içinde olmaktan çok bağımlılık ya da iĢbirliği iliĢkileri
içinde bulunmaktadır. Tourain‟e göre demokraside vurgu, özneler arasılığa değil, bizatihi
büyük harfle “Özne”ye, iletiĢime değil ben/özne üretimine yapılmalıdır (Touraine, 2002:373).
4. SONUÇ
Müzakereci demokrasi, liberal demokrasiyi tamamen yadsıyan bir alternatif model olmaktan
çok onun temel ilkelerini kabul eden ve onu derinleĢtirmeyi amaçlamaktadır. Bu açıdan
kendisine yöneltilen eleĢtirilere rağmen Habermas‟ın müzakereci demokrasisi, politik iletiĢim,
kamusal alan, anayasal yurttaĢlık, kamusal tartıĢma gibi ampirik çalıĢmalara yön veren teorik
çerçeveler sunmakla önemli bir yere sahip olmuĢtur. Habermas, insan haklarının korunduğu
bir hukuk devletinde, tahakkümden arındırılmıĢ bir iletiĢimin sorunları çözmede etkili
olacağını ve ulus devlet çerçevesinde yönetsel dizgenin alacağı kararlara meĢruluk
kazandıracağını düĢünmektedir. Ancak, meĢruluk krizini söylemsellikle aĢmak bir yana her
geçen gün söylemselliğin kendisi (özerk bir politik iletiĢim anlamında) krize girmektedir.
“Öteki Olmak Ötekiyle YaĢamak” (Habermas, 2002a) noktasında söylemler çözümün bir
parçası olmaktan uzaklaĢmakta, sorunun bir parçası haline gelmektedirler. Fakat pratikte
gerçekleĢtirilmesinin güçlüğünden söz edilen müzakereci demokrasi, ampirik çalıĢmalara yön
vermekle, politik tartıĢmalar için teorik çerçeve sunmakla, anahtar kavramlar oluĢturmakla
amacına ulaĢmıĢtır.
Ġdeal konuĢma ortamı, herkesin tartıĢmaya eĢit olarak katılabilmesi, her savın herkes
tarafından ileri sürülebilmesi, herkesin gereksinimlerini, isteklerini ve beklentilerini
iletebilmesi, hiçbir konuĢmacının içsel ya da dıĢsal zorlamaya maruz kalmaması, bu ilkeleri
güvence altına alacak yasal çerçevenin kurulması, hakların yaĢama geçirilmesi gibi ilkelerin
yaĢama geçirilmesine bağlıdır. Böyle bir ortamın toplumsal, kültürel, ekonomik, siyasal, 11
bireysel olmak üzere bütün düzeylerde belirli bir eĢiği yakalamayı gerektirdiği açıktır. Yine
de bu çaba, boĢ ve geçici iĢler için, özellikle salt tüketmek için harcanan zaman ve çaba göz
önüne alındığında sergilenmeye değer bir çabadır.
Habermas‟ı ayırt edici kılan Ģey, modelinin uygulanabilirliğinden çok, ortak sorunlar üzerine
tartıĢan, çözüm arayan ve daha iyi bir dünyayı kurmaya çalıĢan ahlaki öznelere yer vermesi,
“akıl”ı yaĢamdan dıĢlamayıp “tamamlanmamıĢ bir proje” olarak moderniteye iyimser
yaklaĢmaya devam etmesidir. Birey, karar alma süreçlerini belirleme olanağı elinden
alındıkça, kendini yeniden üretme noktasında biyolojik varlığına indirgenmekte, bir avuç
insana yalnız kendinin değil ortak dünyanın geleceğini de bırakmaktadır. 12
KAYNAKÇA
AĞAOĞULLARI, M. Ali (2004), Kent Devletinden İmparatorluğa, Ġmge, Ankara.
ARENDT, Hannah (2006), İnsanlık Durumu, Çev.: Sina ġener, ĠletiĢim, Ġstanbul.
ARĠSTOTELES (1943), Atinalıların Devleti, Çev.: Suat Y. Baydur, M.E.B., Ankara.
ARĠSTOTELES (2000), Politika, Çev.: Mete Tunçay, Remzi, Ġstanbul.
BENHABĠB, Seyla (1992), “Models of Public Sphere: Hannah Arendt, the Liberal Tradition
and Jurgen Habermas”, Ed.: C. Calhoun, Habermas and Public Sphere, MIT.
BENHABĠB, Seyla (1999), Modernizm, Evrensellik ve Birey, Çev.: Mehmet Küçük, Ayrıntı,
Ġstanbul.
CANFORA, Luciano (2002), Demokratik Retoriğin Eleştirisi, Çev. Durdu Kundakçı, Dost,
Ankara,
ÇĠĞDEM, Ahmet (1997), Bir İmkân Olarak Modernite: Weber ve Habermas, ĠletiĢim,
Ġstanbul.
DAHL, Robert (1996), Demokrasi ve EleĢtirileri, Çev.: Levent Köker, Yetkin, Ankara,
DURSUN, Yücel (1999), “Habermas‟ın Söylem Etik‟ine BakıĢı”, Doğu Batı, Y. 3, S. 9, (ss.
101- 117).
GAYNOR, Denis (2007), “Democracy in the Age of Information: A Reconception of the
Public Sphere”, http://www.georgetown.edu/bassr/gaynor/intro.htm, (eriĢim tarihi: 13
Ekim 2007).
GORZ, Andre (2001), (A. Tourain‟den aktaran), Yaşadığımız Sefalet, Çev.: Nilgün Tutal,
Ayrıntı, Ġstanbul.
GOULD, Carol (1999), “ÇeĢitlilik ve Demokrasi: Farklılıkların Temsili”, Çev.: Zeynep
Gürata vd., Ed. Seyla Benhabib, Demokrasi ve Farklılık, Demokrasi Kitaplığı,
Ġstanbul.
GUEHENNO, Jean M. (1998), Demokrasinin Sonu, Çev.: M. Emin Özcan, Dost, Ankara.
GÜLER, Birgül A.(2005), Yeni Sağ ve Devletin Değişimi, Ġmge, Ankara.
FOX, C. James ve Hugh Miller (1995), Postmodern Public Administration: Toward
Discourse, Sage Publications, USA.
HEATER, Derek (2007), Yurttaşlığın Kısa Tarihi, Çev.: Meral D. Üst, Ġmge, Ankara.
HABERMAS, Jürgen (1997), Kamusallığın Yapısal Dönüşümü, Çev.: Tanıl Bora ve Mithat
Sancar, ĠletiĢim, Ġstanbul.13
HABERMAS, Jürgen (1999), “Demokrasinin Üç Normatif Modeli”, Ed. S. Benhabib,
Demokrasi ve Farklılık, Çev.: Zeynep Gürata vd., Demokrasi Kitaplığı, Ġstanbul.
HABERMAS, Jürgen (2001), İletişimsel Eylem Kuramı, Çev. : M. Tüzel, Kabalcı, Ġstanbul.
HABERMAS, Jürgen (2002a), “Öteki” Olmak, “Öteki”yle Yaşamak: Siyaset Kuramı
Yazıları, Çev.: Ġlknur Aka, YKY, Ġstanbul.
HABERMAS, Jürgen (2002b), Küreselleşme ve Milli Devletlerin Akıbeti, Çev.: Medeni
BeyaztaĢ, BakıĢ, Ġstanbul.
HAYEK, F. A.(1960), The Constitution of Liberty, Routledge and Keagan Paul, London.
HELD, David ve Larry Simon (2006), “ Habermas‟ın Geç Kapitalizme Dair Kriz Kuramı”,
Haz. H. Emre Bağce, Frankfurt Okulu, Doğu Batı, Ankara, s. 387- 412.
KYMLĠCKA, Will, (2004), Çağdaş Siyaset Felsefesine Giriş, Çev.: E. Kılıç, Bilgi
Üniversitesi, Ġstanbul.
KYMLĠCKA, Will (2006), “Yükümsüz Özne”, Liberaller ve Cemaatçiler, Çev.: B. Demir,
Dost, Ankara.
FĠġEK, Kurthan (2005), Yönetim, Paragraf, Ankara.
MOUFFE, Chantal (2000), Demokratik Paradoks, Çev.: A. Cevdet AĢkın, Epos, Ankara.
MUMFORD, Lewis (2007), Tarih Boyunca Kent: Kökenleri, Geçirdiği Dönüşümler ve
Geleceği, Çev.: Gürol Koca ve Tamer Tosun, Ayrıntı, Ġstanbul.
PARKINSON, C. Northcote (1984), Siyasal Düşüncenin Evrimi, Çev.: Mehmet Harmancı,
Remzi, Ġstanbul.
PĠRENNE, Henri (2006), Ortaçağ Kentleri, Çev. : ġadan Karadeniz, ĠletiĢim, Ġstanbul.
SARIBAY, A. YaĢar (1991), “YurttaĢlık ve Katılmacı Demokrasi”, Birikim Dergisi, Aralık,
S. 32.
SARTORI, Giovanni (1996), Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, Çev.: Tunçer
Karamustafaoğlu ve Mehmet Turhan, Yetkin Yayınları, Ankara.
SHABANI A. Payrow (2007), “Habermas‟ Between Facts and Norms: Legitimizing Power?”,
Working Paper, University of Ottowa, http://www.bu.edu/wcp/Papers/Poli /PoliShab/htm,
(eriĢim tarihi: 13 Ekim 2007).
SĠTEMBÖLÜKBAġI, ġaban (2005), “Liberal Demokrasinin Çıkmazlarına Çözüm Olarak
Müzakereci Demokrasi”, Akdeniz Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, S. 10, (ss. 139–162).
TOURAĠNE, Alain (2002), Modernliğin Eleştirisi, Çev.: Hülya Tufan, YKY, Ġstanbul.
ÜNSAL, Artun (1988), “YurttaĢlık Zor Zanaat”, 75. Yılda Tebaa’dan Yurttaş’ a Doğru,
Türkiye ĠĢ Bankası Kültür Yayınları, Ġstanbul.14
WALZER, Michael (1992), “The Civil Society Argument”, Ed. C. Mouffe, Dimension of
Radical Democracy, Verso, London.
VERGĠN, Nur (2008), Siyasetin Sosyolojisi, Doğan Kitap, Ġstanbul.
VĠLLA, Dana (1996), “Post Modernlik ve Kamusal Alan”, Cogito, S. 8, (ss. 259 – 274).

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: