Sol, demokrasi, tarih

Sosyal adaleti önplana çıkartan bir sol hayali, Türkiye’deki siyasi dengesizliğin, endişe-korku sarmalının ve her türlü şiddetin çözümünün anahtarıdır

radikal 2 11.12.2011

Türkiye ve dünya çok önemli bir kavşakta. Her ikisi de çözümü zor ikilemler yaşıyor. Türkiye’nin küreselleşen dünya içinde giderek önem kazanan konumu ve Türkiye’yle dünya arasındaki derin ve karmaşık ilişkilerin varlığı, yapılacak tercihlerin ve alınacak kararların ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Önce bu ikilemleri ortaya koyalım.

Türkiye ve küreselleşen dünya 
Türkiye’nin ikilemi şu: Siyasi alan, bir taraftan bugün artık “egemen parti” AK Parti’nin ekonomik ve siyasal istikrar adına giderek merkezileşen ve siyasal tartışma alanını daraltan yönetim anlayışı ve bunun karşısında zayıf ve giderek küçülen muhalefet sorunuyla diğer taraftan da “Dersim katliamı ve tarihle yüzleşme” tartışmalarını olumlu anlamda deneyimlerken, Kürt sorunu ve hukuk devleti alanlarında ciddi sorunlarla karşı karşıya. AK Parti’nin seçim hegemonyası ve güçlü çoğunluk hükümetinin ötesinde egemen parti konumu, siyasi alanı etkili ve verimli hale getirmiyor. Türkiye, gerek siyasal ve toplumsal kutuplaşma, gerekse şiddet ve farklı olanı ötekileştirme sorunlarını çözemiyor. Küreselleşen dünyaysa güvenlik, ekonomi, açlık, iklim değişikliği, enerji ve gıda alanlarında yaşadığı ciddi sorunlarla birlikte, bir taraftan demokrasinin evi olan gelişmiş ülkeleri de içine alan “demokrasi krizi” ya da “demokrasi durgunluğu” sorunuyla karşılaşırken, diğer taraftan da Arap coğrafyasında veOrtadoğu’da sancılı bir “demokrasiye geçiş mücadelesi” yaşıyor. Küreselleşen dünyada, demokrasi krizi ve demokrasiye geçiş mücadelesi eşzamanlı yaşanıyor. Türkiye, bu ikili sürecin tam ortasında. Yani hem Avrupalılaşma süreci içinde ve gelişen ekonomisiyle “demokrasi krizi”yle, hem de çok taraflı ve aktif dış politikasıyla Arap Baharı ve “demokrasiye geçiş süreci”yle ilişkili. Her ikisinin çözümünde de, önemli kilit aktörlerden biri. Böyle olduğu için de, örneğin Suriye sorunu temelinde, hem Arap Birliği hem de ABtoplantılarında yer alan tek ülke TürkiyeAB’nin geleceğiyleTürkiye’nin tam üyeliği arasındaki ilişki giderek önem kazanırken ve AB’de Türkiye’yi “kaybetmeme” tartışmaları canlanırken, Türkiye, Suriye ve Arap Baharı’nın geleceği için de çok önemli bir ülke. Hatta laikliği, demokrasisi, ekonomik dinamizmiyle model ya da örnek alınması gereken bir tarihsel deneyim olarak algılanıyor. Ama bu önemli ülke kendi içinde ikilem yaşıyor, siyasal ve toplumsal kutuplaşma, şiddet ve ötekileştirme, kimlik ve hukuk sorunlarını çözemiyor.

Demokrasi ve sol 
Türkiye’nin ve küreselleşen dünyanın yaşadığı ikilemlerin, başlangıçta vurguladığım gibi, iki ortak paydası ve iki boyutlu çözümü var. Ortak paydalardan biri, bugün klişe haline gelmiş ama çok önemli bir sorun: Türkiye’de ve küreselleşen dünyada yaşanan değişimler ve dönüşümler, demokrasi eksiği, demokrasi durgunluğu sorununu çözemiyor. Temsili, katılımcı ve müzakereci boyutlarıyla demokrasi oyunun tek kuralı değil. Demokrasi aktörler tarafından yeterince içselleştirilemiyor ve demokrasi kurumsal ve kültürel olarak güçlenmiyor. Aksine demokrasinin içinin boşaltılması, “demokratsız demokrasilerin” giderek, gelişmiş ülkelerde bile, yaygınlaştığına şahit oluyoruz. İkinci ortak paydaysa gerekTürkiye’de, gerekse küreselleşen dünyada merkez soldan özgürlükçü sola solun zayıflığı ve siyasal etkisizliği. ÖzellikleTürkiye’de, 1980’lerden bugüne zayıflayan sol, savrulmuş ve dibe vurmuş durumda. Küreselleşen dünyada yaşanan demokrasinin krizine karşı ya da Arap Baharı’nda yaşanan demokrasiye geçiş mücadelesinde sol referansların varlığını görüyoruz. Ama, bu referansları güçlü bir aktör konumuna dönüştürecek bir sol yok. Türkiye’deyse, merkez sol alandan en geniş anlamında sol alana, gerek ideoloji gerekse de siyasi etki bağlamında büyük bir savrulma ve etkisizlik sorunu yaşıyoruz. Sola yani eşitlik, adalet, özgürlük, vicdan, vb. sol değerlere en fazla gereksinim duyulduğu bir tarihsel anda, sol bir aktör olarak yok. Sol olarak var olan aktörlerse, sol değerlerden büyük bir kopuş içinde.
Türkiye’nin ve küreselleşen dünyanın “demokrasi krizi” ve “etkisiz sol” ortak paydalarını içeren ikilemlerinin çözümü de solu, merkez ve özgürlükçü soluyla, bir bütün olarak değerler, aktör olma ve siyasi etki boyutları içinde yeniden canlandırmada ve solu güçlü demokrasiyle bağlantılandırmada yatıyor. Türkiye-küreselleşen dünya ilişkilerini “temsili, katılımcı ve müzakereci demokrasi” temelinde kuracak, “demokrasi-ekonomik insani kalkınma-sosyal adalet ilişkisini” kuramsal-pratik içinde yaşama geçirecek, toplumun farklı kesimleriyle “ötekine karşı eleştirel sorumluluk” ve “ötekini dinleyerek öğrenme” ilkeleriyle güçlü bağlar kuracak bir sola, gereksinimimiz var. Küreselleşen dünyada neoliberalizme karşı mücadelenin yaygınlaştığı, Arap Baharı vesilesiyle demokrasiye geçiş mücadelelerinin sancılı bir biçimde yaşandığı, ekonomik istikrar adına egemen ve güçlü iktidarlara eğilimin arttığı bir dönemde ve tüm bu süreçlerin bir kesişme noktası olanTürkiye’de, bu kadar savruk, bu kadar dibe vurmuş bir sola sahip olma lüksümüz yok. Türkiye’yi egemen parti-zayıf muhalefet ilişkisine bırakmak yerine, solu nasıl etkili kılabiliriz sorusunu sorarak işe başlamalıyız. Başarı şansı düşük, bu çok zor işi uzun süreli düşünerek, taşıdığımız bagajlardan kurtularak, eski olanı unutarak, küçük iktidar heveslerine kapılmadan ve diyalog içinde başlatmalıyız. Hemen yarın parti kuralım, hemen liderler bulalım, hemen program yazalım heveslerinden vazgeçip uzun bir yolu küçük adımlarla yürümek iradesini göstermeliyiz. İmza lobicilerine kanmadan, ego tatmini için bağıranları dinlemeden, mütevazı adımlarla, ideoloji, değer, aktör olma yollarında ilerleyecek bir solun yeniden canlanması sürecini başlatmalıyız. Kozmopolitlikle yerelliğin içiçeliği, insan odaklı ve temsili, katılımcı ve müzakereci demokrasi temelinde kuran ve sosyal adaleti ön plana çıkartan bir sol hayali, Türkiye’deki siyasi dengesizliğin, endişe-korku sarmalının ve her türlü şiddetin çözümünün anahtarıdır. Bunu hep hatırlayalım.
Dersim katliamı tartışması ve Hüseyin Aygün’ün küçük ama çok anlamlı ve cesur adımı, belki de bugün bulunduğumuz kavşak noktasında bize doğru tercihi yapma ve karar alma şansını veriyor. Sivilleşen Türkiye’nin güçlü demokrasiyle, sosyal adaletle, hukuk ve vicdanla ve her türlü şiddete karşı sıfır hoşgörüyle birleşmesi için, merkez sol ve özgürlükçü solun katkısını sıfırlama lüksümüz yok: Ne ahlaki ne de siyasi olarak.

E. FUAT KEYMAN:  İstanbul Politikalar Merkezi ve Sabancı Üni.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: