Aristo, Eflatun ve AK Parti

AK Parti bugün toplumu sürü ya da çocuk, kendisini de çoban ya da anne/baba olarak gören bir niteliğe bürünüyor

 

Eflatun, ‘Devlet’ çalışmasında, en doğru yönetimin bilgi ile gücün, bilgi ile yönetimin birleşimi olduğunu önerir. Yönetimin bilgi boyutu ‘filozof’a, güç boyutu da ‘kral’a gerek duyar. En iyi yönetim, her iki boyutu da içeren, filozof-kral ile gerçekleşir. Eflatun, toplumsal sorunların çözümü için, eğitim yoluyla, en iyi ve kapsamlı bilgiye sahip ve aynı zamanda yönetme ve lider olma kabiliyeti olan, bu yolla da, erdemli bir şekilde, bilgi ve iktidarı iç içe geçiren filozof-krala ihtiyaç olduğunu söyler. Siyaset de, bu anlamda, bilgi ile gücü erdemli bir şekilde birleştirerek toplumu yönetme sanatıdır. Eflatun’un bu önerisi ve siyaset tanımı, bugüne kadar, Türkiye de dahil olmak üzere güncelliğini ve popülerliğini sürdürdü. İktidarın daha da güçlü olma, toplumun da güçlü lider arayışlarının yanıtı, bir anlamda, Eflatun siyasal kuramında yatar.
Eflatun’un öğrencisi Aristo, ‘Politika’ çalışmasında, Eflatun’un filozof-kral anlayışına, çok önemli gördüğüm ve çalışmalarımı çok etkilemiş bir eleştiri yapar. Aristo’ya göre, Eflatun’un siyaset anlayışı sadece “yönetici”, “lider” ya da kral boyutu ile sınırlıdır. Yönetilen ve toplum boyutunu içermez, hatta dışlar. Bu anlamda da, Eflatun toplumu gözardı eden, siyaset ile devleti ve devlet yönetimini özdeşleştiren ama aslında toplumu ve yönetileni gözardı ettiği için de, siyasetin kendisini gözardı eden bir anlayışa sahiptir. Siyaset tek boyutlu bir yapı değil, yöneten ile yönetilen, devlet ya da hükümet ile toplum arasında karşılıklı bir ilişkidir. Yönetileni olmayan, yönetileni dışlayan, yönetileni gözardı eden bir siyaset, aslında siyasetsizlik durumunun kendisidir.
Çoban ve sürü 
Aristo, yöneten ile yönetilen arasında karşılıklı bir ilişki olarak gördüğü siyaset anlayışını temellendirmek için, yönetilen ya da toplum üzerine eğilir. Yönetilene ya da topluma üç farklı yaklaşımdan bahsedebiliriz: a) Çoban ile Sürü, b) Anne/Baba ile Çocuk ve c) Yöneten ile Yönetilen. Çoban sürünün nerede güvenli ve iyi besleneceğini bilir ve sürüyü oraya yönlendirir. Çoban, kendi alanı içinde, bilgi ve yönetime sahiptir, yani sürüsüne karşı filozof-kraldır. Çoban emir verir, sürü ona uyar. Aristo’ya göre bu ilişkide bilgi-temeli yönetim vardır, ama siyaset yoktur. Çünkü sürü düşünen, konuşan, yorumlayan, itiraz eden, katılan bir yapıda görülmez. Sürü sadece emirleri yerine getirip çobanı takip eder. Benzer olarak, anne/baba, çocuğunu güvenli ve en iyi şekilde büyütmek ister. Bu konuda bilgi sahibi olur, çocuğunu bir anlamda büyüyene kadar yönetir. Anne/baba da, filozof-kral olarak hareket edebilir. Ama Aristo için anne/baba-çocuk ilişkisi de siyaset değildir. Çünkü bu ilişki en başından sevgi, şefkat ve itaat üzerine kurulmuştur. Anne/baba, anne/baba oldukları için, anne/baba gibi davranırlar, çocuk da karşısındaki annesi/babası olduğu için itaat eder, sevgiyle itaatın birleşmesine itiraz etmez. Çoban-sürü ve anne/baba-çocuk ilişkilerinden farklı olarak, siyaset ancak yönetilenin düşünen, konuşan, direnen, değiştiren, katılan bir aktör olarak görüldüğü ve hareket ettiği bir ortamda ortaya çıkar.
Yönetilenin yöneteni seçme, değiştirme, yönetime katılma ya da yönetime direnme hakları ve kapasitesi olduğu zaman siyaset ortaya çıkar. Siyaset, yönetilenin sürü ya da çocuk gibi görülmemesini gerektirir. Yönetilenin kapasitesinin, iyeliğinin, haklarının olmadığı bir yönetim, siyasetin olmadığı ya da dışlandığı bir yönetimdir. Bu anlamda da Aristo, Eflatun’un filozof-kral temelinde siyaset anlayışının, tüm çekiciliğine rağmen, siyaseti içermeyen ya da dışlayan bir nitelikte olduğunu önerir. Aristo ve Eflatun’un siyasete farklı yaklaşımlarının, bugünün Türkiyesi’ni ve aynı zamanda dünyasını anlamada çok önemli ve geçerli olduğunu düşünüyorum.

Çıraklıktan ustalığa 
AK Parti’nin 1990’lı yılların başında başlayan, 28 Şubat 1997 postmodern darbesiyle ivme kazanan, 3 Kasım 2002 genel seçimleriyle Türkiye’yi güçlü çoğunluk hükümetiyle yönetme konumuna yükselen ve bugün yüzde 50-53 arası bir oyla egemen/hegemonik parti olduğu 20 küsur yıllık serüveni, ilginç bir nitelik sergiliyor. Bu serüveni, 1992-2002 Başlangıç, 2002-2007 Çıraklık, 2007-2011 Olgunluk ve 2011-bugün Ustalık olarak adlandıran ve dönemselleştiren, ilk başlarda toplumun sürü ya da çocuk olmadığını savunan ve Aristocu bir siyasetle başarıya ulaşan AK Parti’nin, bugün toplumu/halkı sürü ya da çocuk, kendisini de çoban ya da anne/baba olarak gören bir nitelik kazandığını ve Eflatunlaştığını görüyoruz. AK Partivesayet rejimine ve rakiplerine, özellikle CHP’ye karşı, başlangıçta toplum sürü ya da çocuk değildir tezini savunuyordu. Toplumu konuşan, tartışan ve değiştirme kapasitesi olan bir katman olarak ele alıyordu. Vesayet rejiminin ve CHP’nin, bu dönemde üstlendiği, toplumu dışlayan ve filozof-kral gibi yönetim anlayışına karşı AK Parti, Aristocu bir tarzda, siyasetin kaynağının ve temelinin toplumda yattığını söylüyordu. Bu yaklaşım AK Parti’ye çok büyük seçim başarıları getirdi. Vesayet rejiminin bitmesini sağladı.
Bununla birlikte, son yıllarda AK Parti, bir U-dönüşüyle, topluma sürü ya da çocuk gibi yaklaşmaya ve kendisi de filozof-kral olarak hareket etmeye başladı. Toplumdan ve muhalefetten sadece kendisini takip etmesini, kendisine itaat etmesini ve kendisinin gösterdiği yoldan yürümesini talep etti. Kendisinin görüşünün mutlak doğru olduğunu varsaydı. Böylece, kendisinin yönetim anlayışının toplumun üstünde gören ve giderek güç yoğunlaşması istencinde olan ve yönetimde giderek merkeziyetçileşen bir AK Parti ortaya çıktı. Toplumun itiraz etmesine, eleştirmesine, direnmesine müsamahası olmayan ve doğruyu ben biliyorum diyen, filozof-kral bir AK Parti. Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, gençlerin, işçilerin, kendisinin iyi niyetle ve doğru olarak yaptıklarına itaat etmesini bekleyen, bu kimlikleri çobanı takip etmesi gereken bir sürü ya da anne/babasını dinlemesi gereken bir çocuk gibi gören ve onlara “Ben size haklarınızı veriyorum, doğruyu gösteriyorum, niye beni dinlemiyorsunuz” diye kızan bir AK Parti. Kızdığı zaman verilen ceza da epey sert oluyor: Yumurta atmak beş yıl, pankart açmak 15, saç kestirmek ya da HES’lere karşı çıkmak birçok yıl. Yani Aristo ile başlayan, güçlendikçe Eflatunlaşan bir AK Parti var artık.
Güç-siyaset ilişkisinin ve liderliğin öneminin altını çizen Eflatun, AK Parti örneğinde de, güncelliğini koruyor. Ama Aristo’nun Eflatun eleştirisi de, Türkiye’nin bugün yaşadığını net olarak ortaya koyuyor. Eflatun’un siyaset anlayışı, aslında merkezi ve güçlü yönetim-itaat etmesi gereken toplum ilişki içinde siyasetsizliği, siyasetin giderek minimize edilmesini içeriyor. Bugün Türkiye’de, tam da bunu yaşıyoruz. Ustalık dönemi içinde, kendi mutlak gücü ve yönetimi için, aşırı merkezileşen ve siyaseti minimize etmeye çalışan bir AK Partigüçlü çoğunluk yönetimi. Muhafazakarlaşmadan önce, esas sorunumuz da bu noktada yatıyor: Siyasetsiz bir Türkiye. Ama siyaset olmadan, demokrasi, dönüşüm, ilerleme olabilir mi? Sorunlar çözülebilir mi? Yeni ve sivil anayasa yapılabilir mi?

E. FUAT KEYMAN:  İstanbul Politikalar Merkezi ve Sabancı Üni.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: