MARKSİST “METAFİZİK” BAĞLAMINDA ZİHİN VE BEDEN ÜZERİNE BİR DENEME

Abdullah ŞEVKİ

Materyalizmin “metafiziği”ne göre gerçek dünya dışımızdaki maddi dünya, zihin de maddi bir organ olan beyinin ürünüdür. Marksist kuram açısından epistemolojinin dışında bilinç ve madde arasında Kartezyen dualizmin belirttiği türden zıtlığın herhangi bir değeri yoktur. Sadece madde vardır. Vladimir Lenin, maddenin nesnel gerçekliğe hizmet eden bir felsefi kategori olduğunu söylemiştir. Yine Lenin, kendi epistemolojisinde madde ve nesnel gerçekliği eşitleyen bilince karşıdır. Ona göre Kartezyen-dualist anlamda bilinç ve madde ikiliği yoktur. Madde, yani atomlar, moleküller, canlı hücreler, ağaçlar, insanlar ve nihayet toplum karmaşık varlıkları biçimlendirmeye yönelik olarak sürekli evrim halindedir. Diyalektik evrim dairesel değil doğrusaldır. Düşünce kendi kendine var olamaz. Dış dünya ile etkileşimli olarak beyin tarafından üretilmiş “düşünülmüş madde” olmalıdır. Düşünce bilincin özel karakteristik bir göstergesidir(Dubrovsky, 1988).

Marksist tekçiliğe (monizme) göre maddi dünya tek gerçekliktir ve türdeştir (homogenous). İkicilik/dualizm ve çoğulluk/pluralizm yanlış anlayış ve yaklaşımlardır. Zihin ya da bilinç epifenomenden (bir gölgeden) maddenin bir kopyası, bir yansıma, bir fotoğraftan başka bir şey değildir. Kanımca, evrendeki anti-madde örneği var olan, işlevsel ama görülemeyen bir olgudur bilinç. Bedensiz olamayan bilinç maddi beynin ürünüdür. Bilinç beynin dış dünya ile karşılıklı etkileşimi olarak ortaya çıkar. Zihinsel olaylar hiçbir zaman fiziki olaylara neden olmadıkları gibi başka zihinsel olaylara da yol açmazlar. Özgürlük-Hegel’de olduğu gibi-doğanın yasaları dahilinde zorunlulukların anlaşılmasıdır. Madde bilinci doğrudan etkilemez ama toplum aracılığıyla işler. Toplum ve insanlar arası ilişkiler bilincimizi belirler. İnsanın düşünceleri, istekleri, dilekleri hep son çözümlemede toplumsal gereksinimlerince belirlenir. Nesne, özneden bağımsızdır. Bilgi maddenin zihindeki kopyası, yansımasıdır. Marksist epistemoloji emprist özellikli bir realizmdir. Bilgi Marksizm’e göre bilim aracılığıyla elde edilen bilgidir. Bu nedenle, beynin zihinle özdeşliği bakımından sinirbilimin (neuroscience) bulguları idealist zihin felsefesi kuramlarının spekülasyonlarından önde gelmektedir. Zihin-beyin özdeşliği, maddi bir özdeşlik olarak bilimin konusudur. Beyin madde olmasaydı üzerinde bilimsel incelemeler yapılamazdı.

Materyalist “metafiziğe” göre sadece madde ve fiziksel özellikler var olabilir. Maddi olmayan zihin ve zihinsel özellikler var olamaz. Bu bakımdan bihevyorizm de materyalist bir görüştür örneğin. Bihevyorizme göre zihin ve zihni karakteristikler üzerine tüm konuşmalarımız davranışlarımızla ilgilidir. Zihin/ bilinç deneyimi yoktur sadece insan davranışları vardır (Mc Lnerney, 1992, s. 98). Ünlü davranışçı filozof Gilbert Ryle (1900-1976), The Concept of Mind (Zihin Kavramı) adlı kitabında makine beden, hayalet zihin diyerek bedenimizi “makine içinde hayalet” olarak adlandırmıştır. Davranışçılar, zihinsel faaliyetlerimizi davranışlarımızın betimlemesi, davranış eğilimlerimizi anlatmanın kısa yolu olduğu bu nedenle ayrı bir zihin etkinliği düşündüğümüz görüşündedirler. Davranışçılık bütün zihin hallerini davranışlara indirgerken “qualia”yı dışarda bırakır (Warburton, 2000, s. 149). İnsan bilinci temelde gerçekliğin diyalektik yapısı ile bağlantılıdır. Düşünce, gelişiminde, yetkinliğin en yüksek derecesine erişmiş, kendisi de doğanın bir ürünü olan insanın beyninin ürünüdür. Beyin de düşüncenin organıdır. Düşünce gerçekliği yaratmaz, tam tersine düşünsel olan insan beynine aktarılmış maddeden (düşünülmüş somuttan, yani düşünülmüş gerçeklikten) başka bir şey değildir.

Evreni ve yasalarını bilme olanağını yadsıyan idealizme karşıt olarak maddeci diyalektik, evrenin ve yasalarının tümüyle bilenebileceğini varsayar. Deneyle doğrulanmış bilgilerimiz nesnel bir doğruluğu gösterir. Evreni, olayların birbirine bağlı olduğu, birbirlerini karşılıklı koşutlandırdıkları birlikli bir bütün olarak ele alan diyalektik maddeci kuramda, evrende bilinemez bir şey yoktur. Sadece şimdilik bilinmeyen şeyler vardır. Bu bilinmeyenler de gelişim doğrultusunda bilim ve teknik aracılığıyla bulunacak ve bilinir duruma gelecektir (Akarsu, 1975).

Beden ve kafa birbirine bağımlı olmakla birlikte kafa bedenden ayrı ve farklıdır. Kafa bedeni hareket ettirir. Dış dünyanın etkilerini kabul eder ve ona tepki göstermek için bedenin organlarını kullanır. Kafanın varlığı bedene bağımlı değildir. Kafa bazı faaliyetlerinde bedeni kullanır bazılarında da kullanmaz. Örneğin: Kafa bedeni duyumsal eylemlerde kullanır. Ancak, daha saf akılsal ve ruhsal eylemlerinde kullanmaz. Kafa ile bedenin ruhsal varlık ve maddi varlık olarak ikiye ayrıldığı genel olarak kabul gören popüler, dinsel olanı da içeren bir görüştür. Yukarıda da belirttiğim gibi maddi varlık beden, somuttur, ağırlığı vardır ve boşlukta hareket eder. Ruhsal varlık ya da kafa düşünür, hisseder ve bilir. Duyumsama ve düşünme etkinlikleri her ne kadar bedenle bağlantılı olsa da, aslında bedenden farklı olan, maddi olandan ayrı zihne değin etkinliklerdir.

İdealist düşünce sistemleri, düşünceler, hisler ve benzeri şeylerin hiçbir maddi sürecin ürünü olmadıklarını ileriye sürerler. Düşünüyor, hissediyor ve bilinçli davranıyorsak bu davranışlarımız-Kartezyen dualizmin görüşünde olduğu gibi- maddi varlığımızın koşullarıyla değil zihnimizin bağımsız işleyişiyle açıklanabilir. Kafa bedeni hareket ettirse bile, bilinçli davranış, bedenin maddi olmayan bir ilke ya da bir ruhsal varlık, yani kafa tarafından hareket ettirildiği olgusundan kaynaklanmaktadır. Oysa, bütün zihinsel işlevler onlarla ilgili bedensel organlara bağlıdırlar ve onlar olmaksızın bir şey yapamazlar.Bu tür faaliyetler kafanın kendine özgü ürünleri, kafa da maddenin en yüksek ürünüdür. Bütün insanların bilinçli etkinliklerinin temelinde maddi nedenler vardır. Kafa hayatın evrimsel sürecinin bir ürünüdür. Hayvanlarda görüldüğü gibi, sinir sistemi belli bir gelişme düzeyine ulaşmış canlı bedenler bilinçlilik biçimleri geliştirmektedir. Evrim süreci boyunca bu bilinçlilik, sonunda düşünce aşamasına, insan beyninin faaliyetine ulaşmıştır. En basitinden en yüksek düzeye kadar zihinsel işlevler bedenin, yani maddenin işlevleridirler. Kafa çok yüksek örgütlenme düzeyindeki maddenin bir ürünüdür. Bedensiz bir kafa düşünülemez. Kafa bedenden soyut olarak var olamaz. Bu nedenle kafanın ya da ruhun bedenden ayrı, onu yaşatabilir olduğu, sonra çekip gidebileceği anlayışı olanaklı değildir. Kafa, bilinçlilik, düşünce, irade, hissetme, duyum birer gerçektir. Kafa, bedenden ayrı bir şey ya da bir varlık değildir. Birine “ne düşünüyorsun?“ sorusu sorulduğunda bu ne yapıyorsun sorusunun bir türüdür ve hiçbir biçimde bedenden ayrı olarak bir kafanın varlığını düşündürmez.

İnsanın düşünmesi, hissetmesi, arzu etmesi, bir maddi varlığın, örgütlü bir bedenin uygun bedensel organlara bağımlı faaliyetleri ve işlevleridir. Bedeni ve onun organlarla uyumlu faaliyetlerini ortadan kaldırdığımızda bu faaliyetler de kısmen ya da tamamen aksar. Maddeden ayrı olarak kafanın ürünleri olduğu söylenen bütün zihinsel faaliyetler ve işlevler, yaşayan maddi bir organizmanın işlevleri ya da faaliyetleridir. Kafa maddi organizasyonun bir ürünüdür. Kafanın ortaya çıkması, hayvanlardaki merkezi sinir sisteminin gelişimiyle ilgilidir. Canlı bedenler sinir sistemini, sinir sistemi de beyni geliştirince duyum üzerine merkezileşen kafanın temel işlevleri ortaya çıkmıştır. Beynin gelişmesiyle-cerebral cortex-daha yüksek kafa işlevleri, düşünce işlevleri ortaya çıkmıştır. Beyin düşünmenin organıdır. Düşünme beyin tarafından ortaya konulan bir işlevdir. Vladimir Lenin, zihinsel süreçlerin bir analiz ve açıklamasına ulaşabilmek, onların doğalarını ve kökenlerini anlayabilmek için zihinsel fenomenin, sinirsel süreçlerin maddi tabakalarının doğrudan incelenmesinin gerekli olduğunu savlamıştır (Lenin, 1996, Bölüm1.).

Rus fizyolugu İvan Pavlov’dan önce, sinir sistemine, organizmanın değişik kısımlarının hareketi düzenleme işlevini yerine getiren bir sistem olarak bakılıyordu. Sir Charles Sherrington, buna“merkezi sinir sisteminin bütünsel hareketi“ adını veriyordu. Pavlov ise, sinir sistemini, organizmanın tek tek parçaları arasında değil, organizma ile çevresi arasında ilişki kuran bir sistem olarak görüyordu. Merkezi sinir sisteminin ilk görevi, organizmanın değişik parçalarının işlevlerini düzenlemek değil, organizmanın işlevini, çevresine bağımlı olarak bir bütün halinde düzenlemektir. Duyum organlarını etkileyen bir uyarıcının (stimulus) kas tepkisi doğurduğu en basit refleks biçimi, hayvan ile çevresi arasında bir ilişki ya da bağıntı meydana getirir. Belli uyarıların belli tepkiler doğurması hayvanın çevresiyle olan aktif ilişkisini tanımlar. Pavlov, hayvanın çevresiyle olan aktif ilişkisinin, şartsız refleks dediği, hayvanla dış dünya arasındaki belirli, saptanmış ve basit bağıntılardan başladığını ve şartlı refleks dediği, geçici, değişken bağıntıların kurulmasıyla geliştiğini göstermiştir.

Pavlov, reflekslerin gelişimini izlemek amacıyla bir köpek ve zille çok bilinen şartlı refleks deneyimini gerçekleştirmiştir. Şartsız refleksler, türlerin evrimi sırasında gerçekleşen, hayvanın soya çekiminin bir parçası olduğu halde (Örneğin: göz kırpmak), şartlı refleksler hayvanla çevresi arasında, hayvanın yaşamı süresince kazanılmış, geçici, son derece değişken bağıntıdır ve böyle oldukları için de değiştirilebilir ve yok edilebilirler. Şartlar değişirse bu tür bağıntılar da değişir. Mesela maymunlar nerelerden besleneceklerini bilirler. Şartsız refleks beynin duyum ve motor merkezleri arasında var olan sabit ve sürekli bağıntıya dayanır. Şartrlı refleksler de hayvanın yaşamı süresince duyum ve beynin motor merkezleri arasında meydana getirilen geçici, değişken ve şartlı bağlantıların üzerine kurulmuştur. Hayvanın beynindeki duyum ve motor merkezleri arasındaki bu tür bağıntılar; hayvanla dış dünya arasındaki bağıntıları meydana getirir. Çünkü hayvanın beynindeki bağıntıların işlevi, hayvanı, dış olaylarla yeni çevresiyle bağıntılamaktır. Pavlov, beyni, hayvanın dış dünyayla en karmaşık ilişkilerinin organı olarak tanımlamıştır (Cornforth, 1975).

Nesneler hayvan için bir anlam kazanmaya başladıktan sonra zihinsel faaliyet başlamaktadır. Zihinsel faaliyet, şartlı reflekslerin sonucu olarak hayvanın bir şey ile bir başka şey arasında bağlatı kurmayı öğrenmesiyle gerçekleşir. Hayvan nesnelerin aktif biçimde farkına varır. Nesnelerin farkında olmak aktif bir durumdur ve hem nesneleri etkilemek hem de onlardan etkilenmektir. Öznel ve nesnel olan arasındaki farklılık, hayvan nesnelerin farkında olmaya başlar başlamaz ortaya çıkar. Şartlı reflekslerin oluşmasıyla ortaya çıkan nesnelerin aktif biçimde farkında olunması, hayvanın gerçekte onu doğrudan doğruya etkilemeyen öteki şeylerle birlikte algıladığı uyarıları birbirine bağlıyabilmeyi öğrenmesi anlamına gelir. Böylece hayvan, ihtimaller oluşturabilir, deneme yanılma yoluyla öğrenebilir. Nesnel öznelden önceliklidir. Nesnelerin var olmaları, onların farkedilmelerinin bir koşuludur. Yoksa, nesnelerin farkında olmak, onların var olmaları için öncelikli bir koşul değildir. Nesneler onların farkına varılmalarından çok önce de vardırlar.
Bilinçlilik, sinir sisteminin faaliyetinden dış dünya ile karmaşık ve değişken ilişkiler kurma faaliyetinden doğar. Bilinçlilik, beynin yaşam süreci tarafından etkilenmiş olan hayvanın dış dünya ile ilişkisinin özel bir niteliğidir. Bu ilişki, beynin değişik merkezlerinin uyarıları yoluyla ve beyinde meydana gelen bağlantılarla hayvanın çevresinin farkında olduğu bir ilişki haline gelir. Şartlı reflekslerin oluşturulması yoluyla hayvanın aldığı uyarılar, kendisi için işaretler görevini yerine getirmeye başlar. Kendisi de bu işaretleri öğrenip davranışlarını onlara uygun olarak düzenlerse, hayvanın sinir hücrelerinde yeni bir nitelik, yani bilinçlilik ortaya çıkar.

Bilinçlilik, beynin maddi yaşam sürecine paralel olarak yan yana ortaya çıkmış “mistik/gizemli” bir şey değildir. Hayat sürecini ayıran yeni bir niteliktir. Beyin süreci, hayvanın dış dünya ile olan en karmaşık ilişkilerinin organı denen beyin işlevinin bir sonucu olarak bilinç süreci haline gelir. Beyin süreci ya da beyin sürecinin bir bölümü duyu organlarının uyarılarının duyumlar biçimini aldığı bir bilinç süreci haline gelmiştir. Pavlov’a göre gelişen hayvan dünyası insan aşamasına ulaştığı zaman gelişmiş zihin faaliyeti mekanizmasına son derece önemli bir ekleme yapılmış olur. Bu ekleme konuşmanın gelişmesini içerir. Konuşma, duyumlar yoluyla farkına varamadıklarımıza ilişkin olarak bir soyutlama ve genelleme eylemi ortaya koyar.

Dolayısıyla da planların, fikirlerin ve tüm gelişmiş düşünce faaliyetinin iletişimini mümkün kılar. Doğal olarak, insanların öbür hayvanlarla ortak sahip oldukları duyum olmaksızın konuşma ve düşünme olamaz. Çünkü bunlar insanın duyum faaliyetinden gelişir. Aynı zamanda insan duyumunun gelişmesi de konuşma ile değiştirilmiştir. Bizim duyumsal farkında olmamız, fikirler tarafından koşullandırılır ve yönetilir. Bunun için sadece cevap verdiğimiz görme, ses, dokunma vb. duyumlarına sahip değiliz. Bu duyumlar, mahiyetleri hakkında fikrimiz olan ve adlarını bildiğimiz nesnelerin algılamaları haline dönüşmüştür. Sadece duyumlarımız değil, tüm düşüncelerimiz ve fikirlerimiz, insanın bütün gelişmiş akılsal, ruhsal faaliyetleri de insan organizmasının maddesel süreçlerinden kaynaklanır. Kendilerinin birer fonksiyonu olduğu bedensel organlara bağımlı olurlar. Beynin gelişmiş sinirsel faaliyetiyle yönlendirilen insan organizmasının doğa ve toplumsal çevreleriyle olan ilişkilerinden doğarlar. Zihinsel işlevler, son derece gelişmiş maddenin, yani beynin işlevleridir. Zihinsel süreçler, beynin süreçleri, maddi, bedensel bir organın süreçleridir.

İdealizm, bilinçliliğin salt kafaya ait olduğunu düşünmekte, bilinçliliğin bir açıklamasını yapabilmek için de, yukarıda da belirttiğim içebakış (introspection) yöntemine dayanmaktadır. Bu yöntem, insanın kendi bilinçliliğine bakma yöntemi ve orada ne bulduğunu analiz etmeye çalışması demektir. İdealist felsefe, bilinçliliğin içeriğini meydana getiren algılar ve düşüncelerin bizim bilinçliliğimizin dışındaki nesnelerin maddesel varlıklarından farklı olarak, zihinsel varlıkları olan özel cinsten nesneler oldukları sonucuna varmaktadır. Bu tür idealist felsefecilere göre bilinç hayatımızda farkında olduğumuz şeyler asla maddi şeyler değildir. Biz sadece şeylerin fikirlerini biliriz. Kendi içindeki şeyleri (things in themselves) bilemeyiz. Johne Locke,”İnsan Anlayışı Üzerine Deneme” (Essay On Human Understanding) adlı yapıtında: “Bütün düşüncelerinde ve usavurumlarında, kafanın kendi başına düşünen ya da düşünebilen kendi fikirlerinden başka hiçbir şeyi yoktur.” düşüncesindedir.

İdealistler, kendi içindeki şeylerin niteliklerini sadece Tanrının bilebileceği görüşündedir. Çünkü, onlar, bizim duyum ve fikirlerimizi, bilinçliliğimizin içinde, onu dış dünyadan ayıran bir duvar olarak kabul ediyorlar. Bazıları bir adım daha ileriye gidiyorlar. Dışsal maddesel şeylerin var olduklarına inanmaya hiçbir neden olmadığı sonucuna varıyorlar. Kafalarımızdan, ve duyumlarımızdan, kafalarımızdaki fikirlerden başka bir şeyin var olmadığını söylüyorlar. George Berkeley, “İnsan Bilgisinin İlkeleri” (Principles of Human Knowledge) adlı yapıtında: “Eğer dışsal bedenler olsaydı onları bilmemiz mümkün olmazdı. Eğer olmasalardı, var olduklarını düşünmek için yine herhangi bir neden olmazdı.” biçiminde yazar. Marx ve Engels’in “Alman İdeolojisi” adlı yapıtlarında çok açık biçimde ifade ettikleri gibi “bilinçlilik, daima bilinçli var oluştur.” Bilinçliliğin süreçleri, kendimizi dış dünyayla ilişkili kıldığımız süreçlerdir (Marx-Engels, 1989).

Duyumlarımız ve düşüncelerimiz dışsal nesneleri kavramamıza engel olmaktan ötede, onları anlamamızın araçlarıdırlar. Vladimir Lenin: “idealist felsefenin sofizmi, duyumu bilinçlilik ve dış dünya arasındaki bir bağ olarak görmeyip, bir duvar, bilinçliliği dış dünyadan ayıran bir perde olarak kabul etmesi olgusunda ortaya çıkar” demektedir (Lenin, 1976, 1. Bölüm). Düşündüğümüz, hissettiğimiz, algıladığımız zaman iki ayrı süreç- beynin ve bilinçliliğin maddi süreci faaaliyetlerimizi gizemli olmaktan kurtaracaktır.
Kafatasımızın içindeki beyin, tüm işleyişinde, bilince, bilinçliliğe neden olmaktadır. Bilinç ve beyin özdeştir. Felsefede antik çağlardan beri zihnin neliği konusunda spekülasyonlar, yorumlar karmaşası yaşanmasına karşın, bilincin bilimsel bağlamda maddi bir olgu olduğu gerçekliği giderek pekişmektedir. Zihin etkinliklerimizin maddenin yansıması ama onun tıpatıp aynı olamayan olgular olarak görülmesi gerektiği düşüncesindeyim. Daha da önemlisi, sinirbilimciler, beyin cerrahları, nörologlar, beynin organik yapısı üzerindeki araştırmalarına, zihin felsefesinin sorularına, yorumlarına aldırmaksızın devam ediyorlar. Bana göre kırmızı rengin kırmızılığı, renklerin neden öyle değil de böyle görüldüğü, kısaca, qualia şemsiyesi altındaki zihinsel etkinliklerimiz, en sonunda fizyolojik, niceliksel, organik-kimyasal nörolojik süreçler olarak bulunacaktır. Beyin ile zihin faaliyetlerinin tıbbi yönden de bir ve aynı şeyin tezahürü olduğu genel kabul görmektedir. Searle’ün belirttiği gibi, beyinde görünmez tümcelerden oluşan düşünce dili, bilişsel anlamda bilgisayar programı, işlevselcilik çerçevesinde nedensel ilişkiler ve eleyici materyalizme göre hiçbir şeyin olmaması halihazırda sürüp giden tartışmalardır (Searle, 2004).

Cognitive bilim ve tıptaki gelişmelerin bir gün zihin felsefesinin idealist yaklaşımlarını bütünüyle geçersiz kılacağını düşünüyorum. Zira, idealist düşünceler çerçevesinde bilim değil din düşüncesi ve pratiği geliştirilebilir ancak. Velmans, bedenimizin ve deneyimlerimizin evrenin bütünleşik birer parçası olduğunu, hiçbirimizin bundan kuşku duyamayacağımızı yazıyor (Velmans, 2006, s. 280). Ona göre, biz evrenin kendisini gözlemlemesi sürecine katılan özneleriz. Catalano da “tüm bedenin bilinçliliği” çerçevesinde buna benzer düşünceler üretiyor. Evren bizimle birlikte deneyimin hem öznesi hem de nesnesi olmaktadır. Bilinç ve madde beyinin yapısında iç içedir. Maddenin evrimi bilinci biçimlendirmiş; bilinç böylelikle maddi evrenin düşünülmüş somut biçiminde yeniden üretimi bağlamında en yüksek ürünü olarak insanı ortaya çıkartmıştır. İnsan evrende bilinçlilik üreten en gelişmiş ve örgütlü organik maddedir. Bilinç etkinliklerimiz bir süre daha karanlıklar giyinmiş olarak kalacak olsa bile, bilim, felsefenin doyumsuz sorularına karşın, kendi yolunda ilerleyerek zihinsel olanın maddi süreçlerden başka bir şey olmadığını kanıtlayacaktır.

KAYNAKÇA

Akarsu, Bedia (1975) TDK Felsefe Terimleri Sözlüğü, Ankara, A. Ü. Basımevi.
Cornforth, Maurice (1975) Bilgi Teorisi, İstanbul, Maya.
Dubrovsky, David (1988) The Problem of the Ideal: The Nature of Mind and Its Relationship and Social Medium, Trans: Vladimir Stankevich, Progress Publishers.
Lenin, Vladimir I (1996) Halkın Dostları Kimlerdir?, İstanbul, Sol Yayınları.
Lenin, Vladimir İ. (1976) Materialism and Emprio-critisism: Critical Comments on a Reactionary Philosophy, University Press of Pacific.
Marx, Karl-Engels, Friedrich (1989) The German Ideology, London, Lawrence and Wishart.
Mc Lnerney, K. Peter (1992) Introduction To Philosophy, s. 81-90, New York, Harper Collins Publications.
Searle, John R. (2006) Zihin, Dil, Toplum, İstabul, Littera Yayıncılık.
Searle, John R. (2004) Zihnin Yeniden Keşfi (Zihin Felsefesi), İstanbul, Littera Yayıncılık.
Warburton, Nigel (2000), Felsefeye Giriş, İstanbul, Paradigma.Velmans, Max (2006) Understanding Consciousness, East Sussex, Routledge.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: