SİYASAL KÜLTÜRÜN TEMEL PARADİGMALARI ÜZERİNE: KÜLTÜRDEN, SİYASAL TOPLUMSALLAŞMA, ÖRGÜTLENME VE KATILMA SÜREÇLERİNE YANSIYANLAR

Meltem ÜNAL ERZEN 
Bahar EROĞLU YALIN 

Öz Siyasal kültürü oluşturan ve biçimlenmesinde etkin olan unsurları, siyasetin temel paradigma-ları ile siyasal düşünce ve eylemi oluşturan temel dinamiklerin toplumsallaşma, örgütlenme ve katılma süreçleri arasındaki karşılıklı etkileşimi ortaya koymak diğer bir deyişle, siyasal kültü-rün içine doğduğu, yaşam alanı bulduğu, toplumsal ve siyasal ortamın analizine katkı sağlaya-rak, bu bağlamda sürdürülen tartışmanın parçası olmak çalışmanın temel amacıdır. Öte yan-dan, çözüme yönelik bir sonuç üretmeyen siyasal kültür yozlaşması ile mücadelede insan irade-sinin etkinliğini azaltma gayretlerinin saptanması da çalışmanın amaçlarından birini oluştur-maktadır. Bu doğrultuda, siyasal kültür paradigmaları özelinde kuramsal bir değerlendirme niteliği taşı-yan bu çalışma ile ilgili literatürün sunduğu varolan metodolojik imkanları genişleterek, kültür ve kültürlenme sürecinin pratiklerine, ayrışma/kesişme noktaları ile uluslar arası arenada oydaşlanan kültür düzleminin farklı bir kapsam arayışına katkıda bulunmaya çalışılarak, siya-sal toplumsallaşma, örgütlenme ve katılma süreçlerine yansımaları vurgulanmıştır. Tüm bu yansımaların ortaya koyduğu gerçek ise aslında tarihselden bağımsız ele alınamayacak ideoloji-ler dolayımında siyasal katılımın bireyin yaş, cinsiyet, eğitim, gibi koşullarından oluşan ancak ülke, kent, ilçe hatta semt gibi coğrafi sınırlardan da ayrı düşünülemeyecek kendi gerçekliği ile siyasal-yasal-ekonomik sistemin gerçekleri arasında var/yok olduğudur.

Anahtar Sözcükler: Siyasal Kültür, Siyasal Toplumsallaşma, Siyasal Katılım

Abstract:

About The Basic Paradigms of The Political Culture: Reflections From The Culture to The Processes of Political Socialization, Organization and Participation The main purpose of this study is to put forward the mutual interaction between the processes of socialization, organization and participation and the elements effective in the creation and formation of the political culture, basic paradigms of the politics and the fundamental dynamics creating the political opinion and action, in other words to participate to the analysis of the so-cial and political environment which the political culture is born into and where it found a liv-ing space and to become a part of the discussions within this concept. On the other hand, de-termining the efforts to decrease the efficiency of the human will in the fight against the political culture degeneration which does not create a result toward solution constitutes another purpose of the study.
 Yrd. Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü, meltemunalerzen@yahoo.com.tr  Yrd. Doç. Dr., Karadeniz Teknik Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklam Bölümü, bahareroglu@hotmail.com

Accordingly, reflections to the political socialization, organization and participation processes are emphasized by expanding the current methodological opportunities provided by the litera-ture related to this study which constitutes a theoretical evaluation of political culture para-digms, by trying to participate to the practices of culture and acculturation process, to the search of the culture consociating in the international platform with the decomposi-tion/intersection points to find a different scope. The fact put forward by all these reflections is that the political participation is actually created/destroyed among the realities of the political-legal-economic system together with its own realism which consists of conditions such as age, sex, education of the person but which cannot be considered separately from the geographical limits such as country, city, town and even district through the ideologies which cannot be dis-cussed independently of history. Key Words: Political Culture, Political Socialization, Political Participation
GİRİŞ

Toplumu oluşturan bireylerin ideolojik görüş-lerinin oluşması ve bu görüşler doğrultusunda siyasal olayları algılama, değerlendirme ve yorumlamaları son derece karmaşık ‚bilişsel‛ bir sürecin sonucunda gerçekleşir. Bireylerin, siyasete ilişkin bilgileri belleklerinde farklı örgütlenme ve saklama biçimleri, başka bir deyişle sahip oldukları siyasal bilgilere ilişkin ‚bilişsel yapıları‛ (Milburn, 1998: 20), bireyin siyasal ideolojisini, ulusal ve uluslar arası are-nada gelişen olayların sebeplerini birbirleriyle nasıl bağdaştırdığına dayanan bir modeli gös-terir veya aksettirir.
Toplumsal yaşamı mümkün kılan bireylerin birlikteliği, etkileşimidir. Toplumsalda yaşa-nan bu birliktelik ve etkileşim sonucu bireyle-rin kendilerine ait değerleri, bilinçleri, hafızası, beklentileri, mantığı da değişime uğramakta, ortaya yeni bir bilinç düzeyi çıkmaktadır. Her ne kadar bireysel olsa da, bireyler arası ben-zeşme de söz konusu olduğu için, bu yeni bilinç düzeyini toplumsal bilinç olarak tanım-lamak mümkündür (Şentürk, 2008: 17-18). Toplumsal bilinç düzeyi, toplumsal, ekono-mik, siyasal yapı dolayısı ile siyasal rejimlere bağlı olarak değişmekte; genel kabul görmüş veya iktidar tarafından dayatılan ideolojilerle yaratılan bilinç, yurttaşların siyasal davranışla-rını etkilemektedir. Örneğin, demokrasi ile yönetilen toplumların siyasi bilinci ile baskıcı rejimlerle yönetilenlerin siyasi bilinçleri birbi-rinden farklıdır. Çünkü demokrasi, halkın ve örgütlü halk kitlelerinin siyasetin her aşama-sında, kararların alınmasında ve uygulamaya konulmasında aktif olmalarını ve etkin rol almaları imkânını yaratır. Bu noktada siyasal katılım kişiseldir, zorunluluk yoktur ve birey-ler, yaratılan bilinç düzeyinde, siyasal sürece katılma veya katılmama tercihlerini kullanır-lar.
Bir toplumun üyelerinin siyasala ilişkin tutum, inanç, duygu ve değer yargılarının oluşturdu-ğu bütüne ‘siyasal kültür’ denilmektedir. Za-man içinde, toplumsal, ekonomik ve siyasal alanda gerçekleşen değişmeler, siyasal kültü-rün içeriğini; siyasal kültürün içeriği de, top-lumsal, ekonomik ve siyasal alanlardaki de-ğişmeleri biçimlendirir. Böylece siyasal kültü-rün incelenmesi, toplumsal değişmeyi, bireyle-rin siyasal sistemle ilişki kurma biçimlerini, siyasa yapım ve uygulama yollarının anlaşıla-bilmesi için bir anahtar niteliği taşımaktadır (Turan, 2007: 437). Dolayısı ile içinde bulunu-lan kültür, bireysel ve toplumsal bilinç düzeyi

ile siyasala dair olanı belirler, benzeştirir ya da ayrıştırır. Siyasal kültürün temel paradigmalarından siyasetin toplumsallaşma, örgütlenme ve katılma süreçlerine yansıyanları dolayısı ile siyasal kültür, siyasal düşünce ve eylem ile siyasal katılma arasındaki etkileşimi ortaya koymak için öncelikle siyasal kültür kavramı ve bu kavrama ilişkin temel paradigmalar ‚Bir Sistem Olarak Siyasal Kültür‛ ve ‚Siya-sal Kültürün Temel Paradigmaları‛ ele alı-nacaktır. Toplum ve bireyin birbirini belirle-diği ve dönüştürdüğü karşılıklı etkileşim ve değişim süreci olarak toplumsallaşma ve bu süreci siyasal alanda gerçekleyen siyasal toplumlaşma ‚Siyasetin Toplumsallaşma Süreci‛ başlıklı bölümde ayrıntılandırıla-caktır. Çalışmanın ‚Siyasal Kültür-Siyasal Örgütlenme Etkileşimi‛ bölümünde özellikle örgütlenme kavramı üzerinde durulacak, siyasal katılma ise daha geniş bir açıdan ‚Kültürel Bir Süreç ve Eylem Biçimi Olarak Siyasal Katılma‛ başlıklı bölümde ele alına-caktır. Bir Sistem Olarak Siyasal Kültür
Siyasal kültür, toplumsal kültürün bir alt sistemidir. Bir toplumu oluşturan bireylerin benzer siyasi tutum, düşünce ve davranışa sahip olmasıyla ortaya çıkar. Öztekin (2003: 210)’e göre siyasal kültür, bir toplumun, gerek o toplumun siyasi sistemi içinde yer alan gerekse öteki siyasal oluşumlar kabul edilen devlet, parlamento, hükümet, siyasi parti, kamu yönetimi, sendika, dernek, de-mokrasi vb. gibi kavramlar konusundaki bilgisi, görgüsü, alışkanlıkları, yaklaşımları, tutum ve davranışlarının tümüdür. Bir sos-yal topluluğun (grup, ulus, vb.) siyasal dü-şünüş ve davranışlarını, siyasal kurumlarını ve en geniş anlamda “siyaset”ini biçimlendi-ren önemli etmenlerden biri olarak, siyasal geleneklerin, eğilimlerin, duyguların ve te-mel düşünsel kategorilerin toplamı olarak da tanımlanabilir (Parla, 2008: 10). Siyasal kül-türü biçimlendiren ise bireylerin siyasal sis-tem karşısındaki eylem biçimleri, inanç ve tutumlarıdır (Duverger, 1982: 128). Siyasal kültür, kökleri eskiye dayanan bir düşüncenin yeni kavramıdır. Bir toplumun ya da grubun davranışlarını biçimlendiren hatta siyasal sistemin sürekliliğini sağlayan değerler üzerine görüş birliğine sahip olma-larına rağmen İbni Haldun’dan Weber’e kadar birçok düşünür değer, inanç gibi kav-ramları siyasal kültürün bir parçası olarak görmediler (Heywood, 2011: 264). Bundan ötürü de siyasal kültürün, bir sosyal bilim kavramı olarak sistematik bir şekilde kulla-nılmaya başlanması, 1950’lerden sonraya rastlamaktadır. Kuramsal yaklaşımların ötesine geçerek toplumların ve grupların psiko-kültürel eğilimlerini belirleyen bilgile-rin sistemli bir şekilde ortaya çıkmasını sağ-layan görüşme, analiz, bilgi toplama yön-temlerinin ve tekniklerinin gelişmesi ile bi-reylerin davranışlarını biçimlendiren veya onlara yön veren etmenler üzerinde çalışan; toplumsallaşma, grup normları, alışkanlıklar ve gelenekler gibi kavramlara büyük ilgi gösteren sosyal psikologların, antropologla-rın, sosyologların yaptıkları inceleme ve araştırmalar siyasal kültürün gelişmesinde önemli rol oynamış, kültür konusunda tah-mine dayanan eksik, yanlı anlatım ve yo-rumlardan kurtarmıştır. Günümüze gelindi-ğinde ise kültür, sosyal bütünlerin ve toplu-lukların rollerini tanımlamaya yarayan önemli bir kavramdır (Eryılmaz, 2010).
Patrick, siyasal kültür kavramını; nesnel kavramlaştırma, öznel kavramlaştırma, bul-gusal kavramlaştırma ve içlemsel kavramlaş-tırma olmak üzere dört ana eksen etrafında inceler (Sarıbay, 1998: 47-49). Kavramı nesnel boyutuyla ele alan yaklaşıma göre siyasal

kültür, toplumdaki bireylerden bağımsız, üstün ve onları bir arada tutan davranış kalıpları, kurallar ve inançlardan oluşur. Bir anlamda toplumsal kutsiyeti ifade eden si-yasal kültür siyasal sistemin de başarımının belirleyicisidir. Öznel kavramlaştırma ise siyasal kültürü, toplum içinde yer alan birey-lerin, siyasal yaşama ilişkin tutum ve eğilim-lerine göre tanımlamaktadır. Bulgusal olarak yaklaşanlar her siyasal kültürün kendine has özgürlük içerdiğini varsaydığından, siyasal kültürü o toplumun gelenekleri, kamu ku-rumlarındaki ruh, yurttaşlık bağı, liderleri gibi daha özel ve özgün verilerle irdelemek-tedir. Siyasal kültürün içlemsel kavramlaş-tırması ise bireyin davranışları ile zihin yapı-sı arasındaki ilişkiyi, hem somut davranışlar hem de bu davranışları yönlendiren ruhsal etkenler bağlamında incelemektedir (Sarıbay, 1998: 47-49). Sonuç olarak değerle-rin, toplumun maddi ve manevi gereksinme-lerinden soyutlanamayacağı gerçeğinin çiz-diği çerçevede siyasal kültür, toplumsal kül-türün diğer öğelerinden ayrı ele alınamaz. Dolayısı ile siyasal sistemi yönlendiren kad-roların düşünce ve eylemlerini biçimlendire-rek benzer biçimde toplumsal düzlemden yaşanan deneyimlerden de etkilenir (Ayde-mir, 2001). Siyasal Kültürün Temel Paradigmaları
Bireylerin dünyayı algılamak için kabul ettiği doğrular sistematiği olan paradigma, algıla-mayı, olaylara bakış açısını ve bunun sonu-cunda ortaya çıkan davranış biçimlerini yöne-tir. Bundan dolayı, bu doğrular sistematiğin-de oluşturulan paradigmalar, kişiden kişiye ve toplumdan topluma farklılıklar göstermek-tedir. İçinde ayrı türden öğeler barındırması-na karşın, içyapısının örtük ya da yarı örtük yönleri görülüp kavrandığında, belirli bir üslupla nitelenen bir bütün olarak ortaya çıkmaktadır. Öyle ki bu ana özellik, toplum-sal kültürün tümünde de, parçalarında da kendini dışa vurmaktadır. Toplumsal kültürdeki çok yanlılık kendini, her birinin kendine göre bir bütünlüğü olan sayısız bakış açılarında belli etmektedir (Uy-gur, 1984: 18). Bu yönüyle kültür anlamlı örtüler meydana getirerek, birbiriyle etkile-şimde bulunan öğelerin biçimlenişidir. Yeni bir ayırıcı özelliğin kabul edilmesi, reddedil-mesi veya yeniden yorumlanması önceden var olan örtülere bağlıdır. Tek tek her bir ayırıcı özellik toplumun bir ucundan diğerine dağılıma sahip olsa da verili bir toplumdaki ayırıcı özellikler, öğeleri seçen, önemseyen ve birleştiren bir örüntüye dahil olurlar. Örüntü, her bir bireyin farklı yaşam deneyimlerini tutarlı davranış modellerinde bütünleştirme-sinde olduğu gibi, tarih yoluyla hazırlanan farklı öğelerin her birine yeni bir anlam vere-rek, onları bütünleştirir (Bock, 2001: 96-97).
Maletzke (1970: 477-486)’ye göre, gruplar, toplumlar ve kültürler, insanların benzer deneyim alanlarından, benzer değerlendirme çerçevesinden ve benzer değer sistemlerinden oluşmaktadır. Toplum, ortak bir kültürü pay-laşan bireyleri bir arada tutan karşılıklı ilişki-ler sistemi olduğundan, toplum olmadan kültür, kültür olmadan da toplum olmaz. Dolayısıyla toplum ve kültürün karşılıklı etkileşimi kaçınılmazdır. Kısaca, bir yandan bireylerin toplumsal yolla edindikleri ve bu yolla ilettikleri bir değer, yargı, inanç, simge ve davranış ölçütleri düzeninden; diğer yan-dan da böylelikle ortaya çıkan davranış kalıp-larının simgesel ve maddi ürünlerinden olu-şan bugünün kültürü, geçmiş kuşakların ça-balarının ve deneyimlerinin ürünü olduğu gibi yaşayan kuşakların deneyim ve katkıla-rıyla da var olmaktadır. Kültür bir toplumu diğerinden farklılaştıran simgesel örüntüler-den oluşmakta ve en nihayetinde bireyin toplumsal varlık olarak kişilik edinmesinde

önemli etki yapmaktadır (Tolan, 1993: 227-228). Tüm bu etkileşim ve örüntünün birleşti-riciliğinin yanı sıra, göz ardı edilemeyecek farklı izdüşümlerinin de olması, her hangi bir konu veya olay hakkında çok çeşitli yorumla-rın oluşması, kavramsal algıların, paradigma-ların birbirinden çok farklı olmasından kay-naklanmaktadır. Dolayısı ile siyasal kültür üzerinde en güçlü etken yönetenlere yöneti-lenler üzerinde etkili olma fırsatı veren siyasal toplumsallaşmadır. Siyasal sistemin bir par-çası olan yönetimler, varlıklarını devam etti-rebilmeleri için bireylerin siyasal görüş ve davranışlarının yaratılması üzerine yoğunla-şırlar. Bu bağlamda görüş ve davranışların yaratılması, siyasal toplumsallaşma kapsa-mında gerçekleşir. Siyasetin Toplumsallaşma Süreci Toplumsallaşma, toplum ve bireyin birbirini belirlediği ve dönüştürdüğü karşılıklı etkile-şim ve değişim sürecidir. Bu sürecin siyasal alanda gerçekleşmesi ise siyasal toplumlaş-ma olarak adlandırılmaktadır. Bu noktadan hareketle, siyasal kültürün aktarımı ya da siyasal yaşamın yeniden üretilmesi olgu ve süreci siyasal toplumsallaşmayı oluşturur (Kaya, 1985: 25). Türköne (2006: 237)’nin Hyman’dan aktardığına göre, siyasal top-lumsallaşma, yetişkinlerin siyasal davranış-larının gerisinde yer alan ve çocukluktan itibaren grup ya da aile içinde öğretilen sos-yal değerleri kapsamaktadır. Bireyin belirli sorunlar karşısında muhtemel tercihleri ve davranışları, onun kişiliği, menfaatleri, eği-timi, ailesi, ideolojik eğilimleri, partisi, ku-rumu ve grubu ile açıklanabilir. Bu bağlam-da siyasal toplumsallaşmayı, ‘siyasal in-san’ın oluşumu için siyasal kültür edinme süreci olarak tanımlamak mümkündür
Akman (n.d.)’ın Alkan, Ozankaya ve Özer’den aktardığına göre, toplumsallaşma birey ile toplumsal yapı arasında var olan bir ilişkidir ve bu ilişkiyi sağlayan kültürdür. Alkan, siyasal toplumsallaşmayı ‚İnsanların içinde yaşadığı topluluk veya toplumun yönetimiyle ilgili algı, ilgi, bilgi, değer ve eylemlerini, bu arada özellikle otorite sem-bolleri ve meşruluk ölçülerini ve bunları etkileyen maddi ve manevi şartları anlatır‛ şeklinde açıklamıştır (Akman, n.d.). Ozankaya ise ‘siyasal bilinçlenme’ kavramını kullanarak, ‚Bireylerin ve grupların, siyaseti grup çıkarlarını gerçekleştirme ve koruma-nın aracı sayan bir anlayışa ulaşmaları, yani bir siyasal ideolojiyi geliştirmeleri, bu yönde örgütlenmeleri, önderlik oluşturmaları ve eylemde bulunmalarıdır‛ der. Özer’e göre de, siyasal toplumsallaştırma her şeyden önce toplumsal-siyasal değer sistemlerinin bireye kazandırılmasıdır (aktaran Akman, n.d). Bir başka deyişle, siyasal tutum ve bek-lentilerin oluşması, öğretilmesi ve değişmesi süreçleridir. Bu sürecin aşamalarını Easton ve Dennis dörde ayırmışlardır (Akman, n.d.): ·Siyasallaşma (politicalization); bireyin daha küçük yaşlarında aile ve okul çevresinin dışında bir otorite bulunduğunun farkına varması. ·Kişiselleşme (personalization); siyasal otori-teyi bir kişi ile özdeşleştirmeye başlaması ve siyasal kurumların farkına varması. ·İdealleştirme (idealization); kişiselleştirilmiş siyasal otoritenin herkesten daha üstün bir konumda ve güçte algılanması ·Kurumlaştırma (institutialization); siyasal uyarıcı ve nesnelerin kişisel bağlantıların ötesinde kurumlaşmış bir varlık olarak algı-lanması
Siyasal sisteme ilişkin bu süreç, yaşamın her döneminde üzerine eklenerek veya yanlış kabul görenlerin yerine yeni ikameler yapı-larak süregitmektedir. Dahası bir değişime vurgu yapan bu süreç bireyin içinde yer

aldığı her çeşit siyasal kurum, örgüt, olu-şum, eylem sürecini kapsamaktadır. Bireyin özellikle ergenlik çağında kazandığı değer-ler, onun siyasal sistem içinde oynayacağı rolleri de belirlemektedir. Her siyasal sistem, siyasal toplumsallaşma sürecinde siyasal düzenin sürmesine yönelik olarak değer, inanç ve davranış aşılamaya çalışır. Greenberg’e göre tüm siyasal sistem ya da rejimler genç üyelerine gerekli gördük-leri siyasal yönelimleri verirken yine yetiş-kinlerin düşünceleri geniş ölçüde gençlikteki siyasal toplumsallaşmalarının bir sonucudur ve yine O’na göre bireysel siyasal düşünceler ulusun yönetim biçimi ve siyasal yaşamının sürmesinde etkilidir (Akman, n.d.). Tüm bu bilgiler ışığında, siyasal toplumsallaşma üzerinde çalışan araştırmacıların, erken ço-cukluk (5-9 yaş arası), geç çocukluk (9-13 yaş arası) ve ergenlik (yaklaşık 13-18 yaşları arası) dönemlerinde gerçekleşen siyasal öğ-renme çeşitleri arasında genellikle ayırım yapmakta olduğu görülmektedir. Bu alan-daki klasik çalışmalar, erken çocukluk dö-nemindeki siyasal öğrenmenin özde belirsiz ya da bulanık siyasal simgelerle bir bağımlı-lık geliştirmeyi içerdiğini göstermektedir; geç çocukluk döneminde çocuklar siyasal bilgi birikimlerini önemli ölçüde arttırırlar ve ergenlikte bireyler genel olarak siyasete ilişkin düşünce biçimlerini değiştirirler (Milburn, 1998: 78). Siyasal Kültür-Siyasal Örgütlenme Etkile-şimi
Siyasal sistem, siyasal yapı ve siyasal kül-türden oluşmaktadır. Weber ve Almond siyasal eylem ve çalışmaların tümünü siyasal yapı içinde görmektedir. Bu durumda siya-sal kurumlar ve siyasal yönlü alt yapılar, siyasal yapıyı oluştururken, bu yapı siyasal kültür ile bir anlam kazanmaktadır (Çam, 2005: 201). Dolayısı ile, siyasal kültürün ör-gütlenme boyutundaki etkilerini ele almak, var olan ideolojik/siyasal sistemler içinde örgütlerin tek tek bireylerden daha çok sis-tem üzerinde etkili olacağını vurgulayan ve buna uygun koşulları sağlayan temsili de-mokrasinin ayrıcalıklarına değinmeyi gerekli kılmaktadır. Soğuk savaş sonrasında yeniden tanımlanan siyasal sistemler içinde demokratik sistem, kurumsal anlamda bireyin temsiliyetini zo-runlu kılar. Halk, kendini yönetecek olanları kendi adına karar vermesi için seçecektir. Halkın adına karar verme sorumluğu taşı-yan temsilcileri sınırlayan ise yasal kurallar-dır. Temsili demokrasinin diğer bir boyutu ise tercih oluşturma aşamasında ya da tem-silcileri sınırlama anlamında benzer ilgi ve çıkarlara sahip bireylerin örgütlenmesidir. Temsili demokrasinin işleyişi, çağımızda, insanların bir araya gelerek kurdukları ör-gütler eliyle, örgütlü bir içerikte gerçekleş-mektedir. İster siyasal partiler olsun, ister çıkar grupları olsun ancak bir arada buluna-bilme, çalışabilme, yaşayabilme özelliği gös-terebilen topluluklar ve onların bireyleri sayesinde kurulmakta ve varlıklarını sür-dürmektedirler. Temsili demokrasilerin en temel kurumlarının başında seçim, seçime katılan adaylar arasındaki bir yarış ve bu yarışın kazanan ve kaybedenini belirleyen seçmenlerin davranışları ile hayat kazanır. Temsili demokrasideki bireyin gerek seçmen olarak, gerek siyasal parti, dernek ve kuru-luşlarda rol oynayan ve siyasal temsil ku-rumlarının çalışmasını etkileyen, izleyen ve denetleyen bir rolü olması söz konusudur. Siyasal kültüre sahip bireyin, siyasal geliş-meleri izlemesi, bilmesi ve her şeyden önem-lisi verdiği tepkilerin ve yaptığı girişimlerin siyasal kararların alınması ve uygulamaya geçirilmesinde etkili olduğuna inanması gerekir (Kalaycıoğlu, 2008: 4-5).

Kabasakal (1999)’a göre, Türkiye’de siyasal kültürün örgütlenme üzerindeki etkilerini iki boyutta ele almak olanaklıdır: Bunlar ‘yönetim anlayışı’ ve ‘yasal düzenleme-ler’dir. Ülkemizde yerleşik yönetim anlayışı, toplumsal hayatı tüm ayrıntılarıyla düzen-leme eğilimi taşımaktadır. Her sorunun çözümünü mutlaka bir yasa maddesinde arama, eğer böyle bir yasa yoksa, bu yasa maddesini hemen koyma alışkanlığı mevcut-tur. Toplumda sorunlara uzlaşmayla çözüm arama yerine, çözümü yasalarda ve yasa maddelerinde arama alışkanlığı yerleşmiş-tir. Bu etmenlere bakarak siyasal parti örgü-tünde merkeziyetçilik derecesini incelemek mümkündür. Dolayısıyla, genel merkez-taşra örgütü ilişkisinin yönünü belirleyici yanıt, bu etmenlerde, özetle siyasal kültür-dedir. Başka bir deyişle, ülkenin yönetim geleneği, partilerin büyüklüğü, partilerin finansal ve kadro desteklerinin niteliği, ideo-lojiye verilen önem, parti liderliği, partilerle ilgili yasalar ve partilerin kendi tüzükleri, bu ilişkinin ve yapının niteliğini belirlemekte-dir. Toplumdaki yerleşik siyasal kültür, par-tilerin yapılarını ve daha sonraki gelişme çizgilerini etkilemektedir. Siyasal partilerin yapılarını ve örgütlenme biçimlerini etkile-yen öğelerin başlıcalarını, Duverger’in ‚par-tiler, kökenlerinin etkisi altında kalırlar‛ sözüne atıfla ‘tarihsel köken’, siyasal kültür ve siyasal kültürün bir türevi olan ‘yasal düzenlemeler’ oluşturmaktadır. Katılmacı siyasal sistemin demokratik biçimi, onunla uyumlu bir siyasal kültür de gerektirir. Yasa ve tüzük kurallarını uygulama durumunda bulunan insanlar, her şeyden önce kendi kültürlerinin etkisi altında kalırlar. Ancak, toplumsal kurallara biçim ve yön veren ulu-sal kültür de, toplumsal gelişmeye koşut olarak zaman içinde değişir. Bir toplumda, toplumsal hareketlilik ve siyasal katılma isteği yüksek, siyasal kurumsallaşma düzeyi düşükse, sonuç siyasal istikrarsızlık olmak-tadır. Kültürel Bir Süreç ve Eylem Biçimi Olarak Siyasal Katılma Siyaset bilimciler arasında siyasal katılma kavramının tanımlanmasında tam bir an-laşmaya varılamamıştır. Bazı tanımlar salt siyasal davranışları değil, tutumları da içer-mektedir. Bazıları hukuka uygun olan ey-lemleri katılma biçiminde tanımlarken, bazı-ları hukuk dışı siyasal eylemleri de katılma kapsamına almaktadır. Kişilerin salt istemle-ri doğrultusunda bağımsız olarak yöneldik-leri eylemleri siyasal katılma türü olarak benimseyenlerin yanında başkalarınca eyle-me sürüklenmiş ve kişinin farklı amaçlarla yöneldiği siyasal eylemleri de gerçek siyasal katılma türü kabul eden tanımlamalar var-dır. Dar anlamda siyasal katılma, siyasal sistem içinde yurttaşların doğrudan ya da dolaylı biçimde yöneticilerin seçimini ve kararlarını etkilemeyi amaçlayan eylemlerin bütünüdür (Çam, 2005: 169). Kapani (1998: 130-131)’e göre ise, <toplum üyesi kişilerin (vatandaşla-rın) siyasal sistem karşısında durumla-rını, tutumlarını, davranışlarını belir-ler. Bunu sadece seçimde oy kullan-maktan ibaret saymak yanlış olur. Ka-tılma, basit bir meraktan yoğun bir ey-leme kadar uzanan geniş bir tutum ve faaliyet alanını kapsar. Toplum üyele-rinin hepsi, şüphesiz ki siyasete karşı aynı ilgiyi göstermezler. Gece-gündüz siyasetle uğraşanlar olduğu gibi –ki bunlar küçük bir azınlık teşkil eder-, siyasi sorunlara tamamen ilgisiz ve kayıtsız olanlar da vardır. Bu bakım-dan Aristo’nun ‘insan siyasal bir yara-tıktır’ sözü ancak bir ölçüde ve geniş anlamıyla bütün insanların siyasal top-luluklar içinde yaşamalarını ifade et-mesi yönünden doğrudur denebilir.

Özbudun (1975: 4) ise; ‚<vatandaşların, merkezi ya da yerel devlet organlarının per-sonelini ya da kararlarını etkilemek üzere kendilerince ya da başkalarınca tasarlanmış, hukuki ya da hukuk dışı başarılı ya da başa-rısız eylemlere girişmeleridir‛ şeklinde ta-nımlamıştır. Verba, Nie ve Kim (1978: 9), siyasal katılıma yönelik araştırmalarında bu konuyu, ‚Vatandaşların hükümetin çeşitli kademelerinde görev alanların seçimini ve belli görevlerdeki siyasetçileri etkilemek amacıyla giriştikleri faaliyetler siyasal katı-lımı oluşturur‛ ifadesiyle ortaya koymuşlar-dır. Çam (2005: 173)’ın Milbrath’dan aktardığına göre; siyasal katılma biçim ve türlerine göre farklı sınıflara ayrılır. Bunlar: Aktif ve pasif katılma: Bazı kişiler diğerlerine oranla daha çok ve yoğun olarak katılır. Bazı-ları ise pasiftir. Siyasal yaşama katılmayan pasif bir kişi kendisini çok yakından ilgilendi-ren olaylar karşısında bazen aktif duruma geçebilir. Açık-gizli katılma: Bireylerin siyasal eylemle-rinden bazıları açık ve kamuoyu önünde ce-reyan ederken, bazıları kişiye özgü gizlilik taşır. Zorunlu-bağımsız katılma: Yasaların gereği vergi ödemek zorunluluğu bir siyasal katı-lımdır. Oysa bazı siyasal eylemler bireyin kendiliğinden, bağımsız olarak verdiği karar-larla olur. Sürekli katılma ve süreksiz katılma: Oy verme gibi bazı davranışlar sisteme katkıda bulu-nurken, sisteme yöneltilen hizmet talebi, sis-temden bir şeyler alır niteliktedir.
Açıklayıcı-araçsal katılma: Bu ayrımı kesin ola-rak ortaya koymak güçtür. Zira belirli bir durumda ve belirli bir kişi için açıklayıcı olan siyasal katılma; bir diğeri için araçsal nitelikte olabilir. Açıklayıcı siyasal katılmanın kendisi bir amaçtır. Oysa araçsal siyasal katılma bir amaca yönelik olup, onun bir parçasını oluş-turmaktadır. Örneğin seçim kampanyasına katılma (düzenleyici veya dinleyici olarak) araçsal bir katılmadır; buna karşılık seçimde oy vermek amaçsal bir katılmadır. Sözlü-sözsüz katılma: Siyasal bir konuyu tar-tışmak, bir açık oturuma katılma sözlü olan siyasal katılmadır. Protesto yürüyüşü, gösteri, mektup yazmak gibi eylemler de sözsüz siya-sal katılmadır. Sosyal-sosyal olmayan katılma: Siyasal katılma, toplumun diğer bireyleri ile birlikte grup dinamiği içerdiğinde sosyal anlamda katılıma özelliği kazanır. Tersi durumda bireysel katı-lımdan söz konusudur. Her eylem asgari düzeyde sosyal ilişki içerir. Ancak önemli olan bunun yoğunluğudur. Örneğin mektup yazarak siyasal bir protestoda bulunmak durumunda bu yoğunluk çok az, bir mitinge katılmada çok daha fazladır.
Siyasal katılma eyleminin yoğunluk derece-sini göz önünde tutarak da bir sıralama yapmak mümkündür Çam’a göre (2005: 174), ‘Gözlemci Eylemler’, siyasal uyarılara açık olmak, oy kullanmak, tartışmalara gir-mek, başkalarını belirli bir yönde oy kullan-maya ikna etmek ve rozet takmak; Aracı Eylemler; siyasal bir liderle ilişki kurmak bir partiye aday veya adaya parasal yardım yapmak siyasal bir mitinge katılmak; Siyasi Mücadeleye Yönelik Eylemler ise seçim kam-panyasında çalışmak, faal parti üyeliği yap-mak, strateji belirleme toplantılarına katıl-mak, siyasal fonlar toplamaya çalışmak, siyasal bir mevki için aday olmak ve siyasal bir mevki sahibi olmak gibi eylem biçimleri-dir. Gözlemci eylemler, en basit katılma tür-leri içermektedir. Siyasi mücadeleye yönelik eylemler ise, siyasal katılmaların en üst dü-zeyini oluşturmaktadır. Gözlemci, aracı ve siyasi mücadele eylemleri birbirini izleyen siyasal katılma aşamalarıdır. Bu hiyerarşi içinde, siyasal mücadeleye doğru tırmanıl-

dığında siyasal katılma, katılımcı birey açı-sından gittikçe yoğunlaşarak doruk noktası-na varır. Çeşitli ülkeler incelendiğinde, katılma türle-rinin toplumdan topluma büyük farklılıklar gösterdiği görülmektedir. Örneğin, kamu görevlilerine mektup yazma faaliyeti ABD toplumunda çok yaygınken, bizim toplu-mumuzda pek alışılmamış bir eylem türü-dür. Kuşkusuz, siyasal katılmanın yoğunlu-ğu gibi katılma biçimlerinin de toplumdan topluma farklılıklar göstermesi siyasal kül-türün bir ürünüdür (Çam, 2005: 174). Dahl’a göre, siyasal katılma dört boyutta incelenebilir: ‘İlgi’, ‘önemseme’, ‘bilgi’ ve ‘eylem’. Siyasal olayları izleme derecesi ‘il-gi’yi, onlara verilen önem derecesi ‘önem-seme’yi, onlarla ilgili olarak sahip olunan veriler de ‛bilgi‛yi göstermektedir. Siyasal kararları etkilemek için gösterilen çabalar ‚eylem‛dir (Kışlalı, 2006: 221). Baykal (1970: 33) ise bu durumu üç sınıfta toplayarak, daha yalın bir açıklama getirmiştir. Bu sınıf-landırmaya göre; ‘Siyasal olayları izleme’, ‘siyasal olaylar hakkında tavır takınma’ ve ‘siyasal olayların içine karışma’, oy verme-nin ötesinde bütün ülkelerde siyasal katılım düzeyini açıklar. Halkın ne kadarının, hangi biçimde katıldığını, nelerden etkilendiğini ve siyasal eylemlerinin hangi düzeyde olduğu-nu tespit etmek, siyaset bilimi açısından da, ülkeyi yönetenler ve yönetmeye aday olanlar açısından da önem arz etmektedir.
Siyasal katılımın amacı ve işlevinin ne oldu-ğu sorusunun tek yanıtı yoktur. Siyasal katılmanın –rejimden rejime önem sıralama-sı değişen birçok işlevi bulunduğu gibi, siya-sal katılmanın kendisi de, araç olmanın yanı sıra aynı zamanda bir amaçtır. Hiçbir sonuç vermese bile, katılma yollarının açık tutul-ması, toplumsal gerilimi azaltıcı, yurttaşlık duygularını güçlendirici bir etki yapmakta-dır. ‘Faşist ve komünist rejimler’de resmi ideolojinin ve yöneticilerin onaylanmasıyla, halkı belirli yönde harekete geçirme, ‚sefer-ber etme‛ söz konusudur. ‘Çağdaş demokra-silerde’ siyasal katılma, çeşitli toplum kesim-lerine temsil olanağı sağlayarak, toplumda belirli bir dengenin ve uzlaşmanın oluşumu-nu kolaylaştırır (Kışlalı, 2006: 220-221). Top-lumların sosyo-ekonomik ve kültürel değiş-meler sonucu giderek demokratikleşmesi, doğal olarak kitlelerin siyasal yaşama katıl-maları sorununu ön plana çıkarmıştır. Bu olgu modern devleti geleneksel devletten ayıran en önemli öğedir. Bir arada yaşayan insanlar isteseler de istemeseler de bir yö-netme-yönetilme ilişkisi içine gireceklerdir. Bu ilişkilerin yinelenmesi ve süreklilik ka-zanmasıyla birlikte belli bir siyasal sistemin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu sistemde yer alan tüm üyelerin siyasal yaşama aynı ölçüde ilgili oldukları söylenemez. Kimi daha bilgili ve ilgili, kimi daha ilgisiz ve bilgisizdir. Önemli olan siyasal katılma bi-çimlerinin ve bu katılmanın hangi düzeyde olduğudur. Siyasal katılma gerek toplumlar arasında, gerekse aynı toplumun katmanları arasında farklı düzeylerde ve biçimlerde gerçekleşmekte, farklı toplumsal değişkenler tarafından etkilenmektedir (Özer & Meder, 2008: 10-11). Çağdaş demokrasilerde, birey-lerin siyasal kültür düzeylerinin yüksek olması varsayımından hareketle siyasal ka-tılmayı, yalnızca halkın seçim tartışmalarına değil, toplumsal bağlamda, geleceğin yapı-lanmasına katılması olarak değerlendirmek de doğru bir yaklaşım olacaktır. Siyasal ka-tılma faaliyetleri, bireyin kişisel isteğini ve tercihini yansıtan bağımsız faaliyetler olabi-leceği gibi, başkalarının baskısıyla gerçekle-şen bağımlı eylemler de olabilmektedir.
Kamuoyunu baskısı altında tutan işleyişle-rinde de, kamuoyunun buna karşı tepkisin-

de de bireysel ve toplumsal birçok değişken-ler yer almaktadır (Domenach, 2003: 116). Çam (2005: 179-180) bu durumu mikro ve makro düzeyde siyasal davranışlar olarak tespit etmiştir. Yaş, cinsiyet, meslek, gelir düzeyi, eğitim, yerleşme merkezi gibi değiş-kenler birey davranışlarını belirlemekte ve yönlendirmektedir. Siyasal katılmada dav-ranışın belirlenmesinde etkili olan değişken-lerde değişiklik olduğu takdirde, davranışlar da değişecektir. Kişi düzeyinde değişiklik kişiyi tanımlayan değişkenlerde yeni du-rumlar ortaya çıkınca oluşmaktadır. Ancak bu değişiklikler bazen toplum düzeyinde olmakta, aktif grup (sosyal sınıf) ile birincil grup (arkadaş grubu) toplumca sarsılmakta-dır. Örneğin sanayileşme sırasında siyasal davranışların radikalleşmesi bu durumun sonucu olarak yorumlanabilir. Kişisel dü-zeyde sıralanan değişkenler, bunların birle-şik biçimde davranışlara yön vermesi de makro plandaki önemini ortaya koymakta-dır. Örneğin, bir ülke içinde seçim haritaları incelendiğinde, illerin içinde nispeten türdeş davranış biçimlerinin hakim olduğu ortaya çıkmaktadır. İller arası durumda değişkenler arasında bileşimler kurarak bölgesel farkları belirtmek mümkündür. Bu bölgesel değiş-kenler; tarihi + coğrafi + iktisadi + siyasal + kültürel olarak özetlenebilir. Coğrafi ve ikti-sadi açılardan üretim biçimleri ile toplumsal yapı, tarihi açıdan önemli siyasal kırılışlar bölgenin siyasal katılım davranışlarını belir-lemektedir. Ülkeler düzeyinde de davranış farklılıkları, siyasal kültür çerçevesinde yo-rumlanmaktadır. Tarihsel olayların bıraktığı kalıntı, bu kültürü oluşturmakta ve genel siyasal davranışlara yol açmaktadır. Ülkeler arasında farklar olduğu gibi, belirli bir ülke içinde de, siyasal-tarihi olaylar zinciri içinde nesil farkları olabilmektedir. Farklılığa, aile ve sosyal grupların, bireyin karakterini yo-ğururken oluşturduğu milli kanaat ve değer hükümlerinin bütünü sebep olmaktadır (Brown, 2000: 37). TARTIŞMA VE SONUÇ Siyasal kültürü oluşturan ve biçimlenmesin-de etkin olan unsurları, siyasetin temel pa-radigmaları ile siyasal düşünce ve eylemi oluşturan temel dinamiklerin toplumsallaş-ma, örgütlenme ve katılma süreçleri arasın-daki karşılıklı etkileşimi ortaya koymak ya da insan iradesini tartışmak her şeyden önce iktidar ve ön koşulu meşruiyet olgularına işaret etmektedir. Türü ne olursa olsun her iktidar, meşruiyetini sağlamak zorundadır. ‘İktidarın heryerdeliği’ düşünüldüğünde, bu kaçınılmazlık, iktidar-birey ilişkisinin düzen-lendiği toplumsal ekonomik ve hiç kuşkusuz siyasal alanın kültürle olan ve yine ‘kaçınıl-maz’ ilişkisinin doğasından ayrı ele alına-maz. Bir yanıyla, iktidarın dayandığı meşru-iyetin toplumsal/bireysel zemini, siyasal kültürün de ipuçlarını barındırmaktadır. Tarihin de gösterdiği gibi, meşruiyetin da-yandığı kaynaklar kimi kez din, mitoloji, gelenek, karizma gibi klasik; kimi kez de toplum, birey ve devlet gibi modern olabilir. Bu noktada asıl sorun, kazanılan meşruiye-tin sürekliliğinin sağlanmasıdır. Haklılığın güce dönüştürülerek rızanın sağlanması ise, hiç kuşkusuz köklerini toplumsalda bulan siyasal kültürün bir olanağı olmaktadır.
Kültür, bireyin algıları ve dolayısıyla dış dünyaya dair paradigmalarının temel kay-nağıdır. Tıpkı bir ağacın her bir bireyin zih-ninde farklı izdüşümlerinin olması gibi, siyasal gerçeğe ilişkin algılar da farklı farklı-dır. Siyasal toplumsallaşma ve sonucunda kültürlenme sürecinin bir edimi olarak siya-sal değerler, bireysel tercih olmanın ötesin-de, aslında sistem tarafından sunulan ola-naklardır. Siyasal toplumsallaşmanın, bire-yin fizyolojik gelişim süreciyle orantılı ola-rak, otorite-güç-kahraman gibi siyasal kav-

ramlara ilişkin algıların oluşmasında oyna-dığı merkezi rol bunun bir göstergesidir. Benzer biçimde, siyasal alanın/sistemin birey kavrayışını belirleyen de kültürel kodlar dahilinde vatansever-vatan haini, suçlu-suçsuz, yandaş-yandaş olmayan, bizden-öteki, cahil-eğitimli gibi yargılardır ve siste-min bireyi kavrayışının gerekçesini hazırla-maktadır.
Siyasal kültürün düşünsel yapısı, siyasal katılımın eylemsel doğasını gerek kökleri ile gerekse paradigmaları ile biçimlendirir. Üre-tilen ve tüketilen bir meta olarak bilgi, bu biçimlendirmenin en belirgin aktörü olarak, siyasal katılımın en önemli vurgusuna dönü-şür. Siyasal alan için düşünüldüğünde, bil-ginin, toplumsal/toplumlar arası üretim koşulları ile tüketim olanakları katılımın düzeyini ve yoğunluğunu belirlemektedir. Siyasal düşünceyi oluşturan bilgi, tarihsel gerçeklerden bağımsız olamayacağı gibi, içinde yeşerdiği kültürün de yorumlanması-na ya da dönüşmesine olanak sağlar. Siyasal olana karşı düşünce boyutundan geçerek merak ve ilgiye daha ileri düzeyde eyleme dönüşmesinin farklı ölçütlerini belirten ‘ka-tılma’nın, siyasal iktidarın kendini onaylat-mak istediği durum ve koşullar dışında, ‘KATIL/MA’ durumuna dönüşmesi günü-müz demokrasilerinin en belirgin sorunu olarak görünmektedir. Kendini, ‘siyasal ger-çeklerden ayrı tutulan’ olarak gören bireyin, daha genel bir söyleyişle halkın tutumunu belirleyen, kendi gündelik ya da gelecek kaygılarının siyasal alanda yer bulmadığı ya da bulamayacak kadar güçsüz bırakıldığını deneyimlediğinden, ya ilgisini yitirip, önem-seme düzeyi düşecek ve bunun sonucunda siyasal yabancılaşma durumuyla karşı karşı-ya kalacak ya da ilgisi kendi kişisel çıkarları-nın bir toplamı olarak, çıkar konusu ne olur-sa olsun-, bu çıkarlarını gerçekleyebilecek demokratik yollardan çok, bertaraf olmama kaygısı ile gücün tanımladığı, siyasal iktida-rın yanında ya da karşısında yer alarak -aslında öyle olmasa da- taraf olduğunu sa-nacaktır. Bu tarz bir tutum, amaç demokrasi olduğunda ciddi engeller oluşturmaktadır, çünkü gerek yabancılaşma gerekse taraf olma durumunda birey, kendi çıkarlarının konusu ile iktidarın eylemleri çakıştığında, olması gerektiği gibi, iktidara meşruiyet kazandıran rolünü kendi iradesi ile geçersiz kılmaktadır. Diğer taraftan en yalın haliyle ‚memlekette demokrasi var!‛ deyişi ile öz-deşleşen, din, inanç, düşünce, ifade, mülki-yet, girişim gibi özgürlüklerin sağlanması, anayasacılık, kuvvetler ayrılığı, çoğulculuk gibi ilkelerden oluşan yasal düzenlemelerle korunması gibi liberal; emekçi sınıfının ege-men sınıfın aygıtı olarak görünen devlete karşı korunması gibi sosyalist; geçmişten gelen değerlerin korunması gibi muhafaza-kâr ideolojiler, gücün, dolayısıyla iktidarın doğasının değişmezliği ile evrensel fakat bir o kadar da içinde yeşerdiği ya da var olduğu toplumların yaşadığı ekonomik ve toplum-sal değişim ya da dönüşümleri açıklamaya çalışan bilgi kaynakları olarak yereldir. Bu tür bir bilginin, ilginin ve eylemin kaynağı olduğu düşünüldüğünde, kendi kültürel kodlarından arındırılması olanaksızdır. Ta-rihselden bağımsız ele alınamayacak ideolo-jiler dolayımında bu tür bir katılım, bireyin yaş, cinsiyet, eğitim, gibi koşullarından olu-şan ancak ülke, kent, ilçe hatta semt gibi coğrafi sınırlardan da ayrı düşünülemeyecek kendi gerçekliği ile siyasal-yasal-ekonomik sistemin gerçekleri arasında var/yok olmak-tadır.

KAYNAKLAR

Akman, H. (n.d.). İnan Özer’in Siyasal Kültür, Demokrasi ve Demokratik Değerler Adlı Makalesinin Değerlendirilmesi, Ekim 19, 2010, http://www.angelfire.com/oz/sosyo /siyasalkultur.htm Aydemir, S.R. (2001). Siyasal Toplumsallaşma, Mevzuat Dergisi, Ekim 15, 2010, http://www.mevzuatdergisi.com/2001/10a/01.htm Baykal, D. (1970). Siyasal Katılma-Bir Davranış İncelemesi, Ankara: A.Ü.S.B.F. Yayınları. Bock, P. K. (2001). İnsan Davranışının Kültürel Temelleri. Serpil Altuntek (Translated by). Ankara: İmge Kitabevi. (Original Book Published in 1998).
Brown, J. A. C. (2000). Beyin Yıkama. Behzat Tanç (Translated by). İstanbul: Boğaziçi Yayınları. Çam, E. (2005). Siyaset Bilimine Giriş. İstanbul: Der Yayınları. Domenach, J. M. (2003). Politika ve Propaganda. Tahsin Yücel (Translated by). İstanbul: Varlık Yayınları. Duverger, M. (1982). Siyaset Sosyolojisi. Şirin Tekeli (Translated by). İstanbul: Varlık Yayınları. Eryılmaz, B. (2010). Siyasal Kültür, Ekim 8, 2010. http://www.enfal.de/sosyalbilimler/s/039.htm. Heywood, A. (2011). Siyaset. Kolektif (Translated by). Ankara: Adres Yayınları. (Original Book Published in 1997). Kabasakal, M. (1999). Türkiye’de Siyasi Partiler Örgütlenmesindeki Kısıtlamalar, Siyasi Partiler ve Demokrasi Sempozyumu. 29 Kasım, 2010 http://www.ekitapyayin.com/?kitap=070 Kalaycıoğlu, E. (2008). Türkiye’de Demokrasi’nin Pekişmesi: Bir Siyasal Kültür Sorunu. Aralık 5, 2010. http://research.sabanciuniv.edu/8882 Kapani, M. (1998). Politika Bilimine Giriş. 10.Basım. Ankara: Bilgi Yayınevi. Kaya, A.R. (1985). Kitle İletişim Sistemleri. Ankara: Teori Yayınları. Kışlalı, A. T. (2006). Siyasal Sistemler: Siyasal Çatışma ve Uzlaşma. 7.Basım. Ankara: İmge Kitabevi Maletzke, G. (1970). Intercultural and Foreign Communication, Foreign Communication:Media, Channels, Function. New York: Hastings House. Milburn, M. A. (1998). Sosyal ve Psikolojik Açıdan Kamuoyu ve Siyaset, Ali Dönmez & Veli Duyan. (Translated by). Ankara: İmge Kitabevi. (Original Book Published in 1996). Özbudun, E. (1975). Türkiye’de Sosyal Değişme ve Siyasal Katılma. Ankara: A.Ü. Hukuk Fakültesi Yayını. Özer, İ. & Meder, M. (2008). Siyasal Katılma ve Seçmen Davranışı. İstanbul: Ege Yayınları. Öztekin, A. (2003). Siyaset Bilimine Giriş. Ankara: Siyasal Kitapevi.

Parla, T. (2008). Atatürk’ün Nutku. Türkiye’de Siyasal Kültürün Resmi Kaynakları, Cilt l. İstanbul:
Deniz Yayınları.
Sarıbay, A. Y. (1998). Küreselleşme, Postmodern Uluslaşma ve İslam, E.Fuat Keyman& A.Yaşar Sarıbay, (Edited by), Küreselleşme Sivil Toplum. Ankara:Vadi Yayınları. Şentürk, H. (2008). Seçmenin DNA’sı, Seçmen Tercihlerini Etkileyen Faktörler. İstanbul: Okutan Yayınları. Turan, İ. (2007).Türkiye’de Siyasal Kültürün Oluşumu, Ersin Kalaycıoğlu & A.Yaşar Sarıbay (Edited by), Türkiye’de Siyasal Değişim ve Modernleşme. İstanbul: Alfa Akademi Basım. Türköne, M. (2006). Siyasi Kültür. Türköne, M. (Edited by). Siyaset. (222-252) Ankara: Lotus Yayınevi. Tolan, B. (1993). Sosyoloji. Ankara: Adım Yayıncılık. Uygur, N. (1984). Kültür Kuramı. İstanbul: Remzi Kitabevi. Verba, S. Nie, H.N. & Kim, J. (1978). Participation and Political Equalit A Seven Nation Comparison. Cambridge: Cambridge University Press.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: