Antikapitalist Müslümanlar ne diyor?

 
28 Nisan 2012 Cumartesi
 
Antikapitalist Müslümanlar ne diyor?

KOMÜNİZMLE MÜCADELE DERNEKLERİNDEN KAPİTALİZMLE MÜCADELEYE!

Önce twitter’da sonra da gazetede okuduğumda çok şaşırdım. “Müslüman Sol”dan haberim vardı; ama onları 1 Mayıs alanında göreceğimi hiç tahmin etmemiştim. Ana akım medyada haklarında çıkan haberlere de bakınca iyice merak ettim ve Turnusol için bir söyleşi yapmak üzere Zeynep Pekiner üzerinden ulaştım kendilerine.

Bir gün sonraya randevu alıp, Fatih’in yolunu tuttum. Yakın zamanda özgürlüğüne kavuşan Muhammed Cihad Ebrarî karşıladı beni. Akabinde, 1 Mayıs’ta göreceğimiz “Kapitalizmle Mücadele Korteji”ni örgütleyenlerden bazılarıyla tanıştım. Yorgun ve uykusuz olduklarını, 1 Mayıs’a odaklandıklarını belirttiler. Benim aklımda da 1 Mayıs’a ve onları tanımaya dair birer-ikişer soru vardı. Ta ki muhabbet başlayana kadar! Evdeki hesap çarşıya uymadı; tanıtımları virgüller arasına sıkışan sıfatları aştı.

Ses cihazının karşısına Muhammed Cihad ve Kadir Bal oturdular; sorularımı içtenlikle yanıtladılar. Sadece sorularımı yanıtlamakla kalmadılar; zaman zaman İslami yorumlara da aktılar. Daha da derinlemesine inebilirdik belki; ama bu sefer de röportajı çözmesi çok uzun olurdu ve 1 Mayıs öncesine size yetişmezdi!

Sohbetimiz bittikten sonra, muhalif İslamcı yazar İhsan Eliaçık’ın yanına geçtim. Kendisi, İslam’ın ritüel dini olmadığından; ekonomi-politiğinin kavranması gerektiğinden bahsetti ve egemen olan şekilcilikten yakındı.

Hadi gelin, Antikapitalist Müslümanları tanıyalım. Dertleri neymiş, ne için 1 Mayıs’ta olacaklarmış, aldıkları tepkiler ne yöndeymiş, bunları bizzat kendilerinden öğrenelim. Biraz da AKP’den bahsedelim…

BERCAN AKTAŞ – TURNUSOL

“İSMİMİZ ‘KOMÜNİZMLE MÜCADELE DERNEKLERİ’NDEN GELİYOR”

– Bir haftadır gündemdesiniz. Bu kadar yoğun bir ilgi bekliyor muydunuz?

– Muhammed Cihad: İlgi çekeceğini bekliyorduk. Çünkü bir ilk yaşanıyor. Hatta sadece Türkiye’nin değil, Dünya’nın da gündeminde olması gereken bir şey bu. Sadece basının ilgisi değil; insanların da ilgisi var. “Bugüne kadar neredeydiniz?” diyorlar. Tabii, aslında bu kadar da fazla bir ilgiyi beklemiyorduk.

– Peki, bu neden bir ilk? Yani 1 Mayıs 2012 de oluyor da daha önce niye olmadı?

– Farklı sebepleri var. Egemen İslam anlayışının, dinin afyon yüzünün hâkim olmasından dolayıdır bu. Din daha çok ritüellere hapsolmuştur; egemenlerin, sömürgecilerin mistisizmi cazip olagelmiştir. Bizim de zaten vurgulamak istediğimiz konu şu: Ali Şeriati’nin kavramlaştırdığı “dine karşı din” mücadelesini önemsiyoruz. 1 Mayıs’ta da kullanacağımız dövizler, atacağımız sloganlar, yeni değiller; binlerce senedir insanlığın, vicdanın ortak sloganları… Bunları İbrahim, Musa, İsa, Muhammed peygamberlerde de görebiliriz. Biz bu sloganların kimsenin tekelinde olmasını istemediğimiz gibi, dinin de tekelinde olmasını istemiyoruz. Çünkü “emek, adalet, özgürlük ve eşitlik” sloganları ne sosyalizmin ne anarşizmin tekelindedir. Bunlar, insanlığın ortak sesidir. Biz bu meseleye “ezene karşı ezilenler” doğrultusunda yaklaşmak istiyoruz.

– Öyleyse, sol ile İslam’ın bu zamana kadar barışık olamamasının sebebi nedir?

– Genel anlamıyla bakarsak, komünizmle dini birbirine düşman etmek isteyenler kapitalistlerdi. Bunu kesinlikle küresel sömürgecilerin bir projesi olarak görüyoruz. Böylece solu İslam dünyasında antikomünist propagandayla, “Bunlar din düşmanı”, “Sol, Allah düşmanı” gibi namus, vatan, millet meselesi gibi sağ argümanlarla bir “öcü” haline getirdiler. Aynı şekilde komünistler için de “din eşittir sömürü” denklemi işlendi. Ayrıca Türk solu, Kemalizm’den ve Stalinizm’den çok büyük ölçüde etkilendi.

Şimdi bakınca, kasıtlı bir şekilde aramıza duvar örüldüğünü görüyorum. Dolayısıyla biz birbirimizle uğraşmaktan, kapitalistlere karşı omuz omuza mücadeleyi unutmuşuz.

– Kurulan “Komünizmle Mücadele Dernekleri” gibi mi?

– Kesinlikle. Zaten ismimizin “Kapitalizmle Mücadele Platformu” olmasının sebebi de budur. Seneler önce Müslüman gençler, “Komünizmle Mücadele Dernekleri” kurdular. Bu bir projeydi. Biz de bundan kurtulmak gerektiğini düşündük ve ismimizi bu bağlamda şekillendirdik.

– Kemalizm’den filan bahsettin. Daha önce Kemalizm’in de taşıyıcısı olduğu bir modernleşme ve kapitalistleşme süreci yaşandı. İslamcılar, bir şekilde “öteki” oldular. Şimdiyse bu sürecin taşıyıcısı ve bu süreci en üst noktaya vardıran odak, İslam’ı siyasallaştıran ve köklerinde çok ciddi İslami temeller barındıran AKP oldu. İslamcı seçmen de AKP’yi tercih etti…

– AKP sürecine kadar Türkiye’de egemen zihniyet ulusalcı-Kemalist zihniyetti. O dönemde kapitalizmle siyasal İslam arasındaki bu yakınlaşma olmadı. AKP bunu açık hale getirdi. Yani siyasal İslam adı altında Türkiye hiç bu kadar kapitalist-emperyalist bir ülke olmamıştı. Bu iktidarla bunu en doruk noktaya taşıdılar. Belki de “Kapitalizmle Mücadele Korteji”bundan dolayı AKP iktidarı döneminde çıkıyor.

“PEYGAMBERLER, MAZLUMDAN YANA DEVRİMCİLERDİ; AKSİNİ SÖYLEYENE HODRİ MEYDAN!”

– Benim gözlemlediğime göre hem solun hem de İslamcı kesimin bir kısmı size şüpheyle bakıyorlar. Her ikisi de dini ayetleri ve hadisleri bir nevi cımbızladığınızı ve kendinize uygun olanları seçtiğinizi söylüyorlar. Dolayısıyla aynı noktaya düşüyorlar. Bu algıya ne diyorsunuz?

– Doğru söylüyorsun. Bugüne kadar yeryüzünde tahrif edilmemiş, bu yüzüyle de sömürenler tarafından kullanılmamış hiçbir şey yoktur. Özellikle din… Bu kadar amuda kaldırılmış, tersyüz edilmiş bir kavramla ilgili “Bu böyle değil” dediğinde, sağdan soldan “Haydi oradan, o kadarını da bilmiyor muyuz? Bak yüz tane âlimi, mollası var. Siz de zorlama yapıyorsunuz” denmesi normal. Binlerce senedir bizim bugün çıkarmak istediğimiz sesi, daha önce çıkarmak isteyenler olmasına rağmen egemen tarih yazmamış bunları. Din tarihini de egemenler yazmış. Tarihte yüzlerce bu sesi çıkaran kişilerin sesleri ya sürgünlerle ya işkencelerle ya çarmıha gerilerek ya da taşlanarak kısılmıştır. Bu örnekler İncil, Tevrat ve Kuran’da da anlatılır. Sürekli bir baskı hali oluşmuştur.

“Peygamberler ilk çıktıklarında karşılarında kimler durmuş?” diye sorduğunuzda hiç kimsenin itiraf etmeyeceği bir soru olur bu. Hepsinin karşısına çıkanlar dönemine egemenleri, sermayedarları, elit sınıfıdır. Bütün peygamberlerin yanında yer alanlar ise köleler, seks köleleri, ezilenlerdir. Çok istisnai zengin vardır – ki o zenginler de o komüne girdiklerinden sonra varlıklarını komünle paylaşmak zorundadır. Dolayısıyla bu konuyu tarih araştırmasıyla sorguladığımızda neyin ne olduğunu anlıyoruz.

Olaya bir mistisizm katıldığında “Allah, peygamber, uçan – kaçan” meselesi olunca, kimse sokak diliyle, mücadelesiyle ilgilenmiyor. Oysaki Peygamber’in Mekke’de köleler ve fahişelerle yaptığı yürüyüşü taşlayanlar günde 5 vakit namaz kılan, oruç tutan, zekât veren, kurban kesen insanlardı. Peygamberlere “dışarıdan beslenenler, bölücüler, ajanlar” deniyordu. Buna benzer örnekler Kuran’da, Tevrat’ta, İncil’de yazılı olan şeyler. Mollalardan beslenmeyi bırakıp tarihe baksak, peygamberlerin mazlumdan yana devrimciler olduklarını kimse inkâr edemez.

1 Mayıs’ta kullanacağımız sloganlar da oradan buradan alınmış sloganlar değiller. Hepsi peygamberlerin söylemleri… “Hodri meydan!” diyoruz. Anti-tezlere de “Hodri meydan!” diyoruz. Hatta tam tersine, biz onların bu din tasavvurunun hangi kaynaktan olduğunu soruyoruz. Hiçbir âlim de çıkıp asla cevap veremez. Sadece bu sesimizi kıstırmak için bel altı vurmaya çalışırlar.

“HER İKİ TARAFTA DA ANLAMAMA VE BİLMEME YAYGIN”
 

– Kadir Bal: Ben şöyle söyleyeyim; solcular bu işi bilmiyorlar. Sürekli karşılarına aldıkları sağcı – milliyetçi – devletçiler gibi… Dolayısıyla bu, Türkiye’nin cehaleti… Ben bu konuda iki taraftan yana muzdaripim. İki taraf da entelektüel hâkimiyet kurup mevzuunun can damarının kendilerinde olduğunu iddia ediyor. Ama mesele öyle değil… Şehit Ali Şeriati, aydınlanmadan beslenmiş laik nosyonlu solu eleştirirken diyor ki; “Biri anlamadığı ve bilmediği bir dine inanmış ve onun taraftarlığını yapıyor. Öbürü de anlamadığı ve bilmediği bir dini reddetmiş. Aslında bunlar farklı değildir; aynıdır. Aynı oldukları nokta da anlamama ve bilmemedir.”

Türkiye’de solcular “Allah, kitap, din, irfan” duyduğunda aklına “milliyetçilik, devletçilik, feodalite, gericilik” geliyor. Müslümanı da “komünizm, eşitlik, paylaşmak” duyunca“Komünistler karıyı kızı ortak edecekler; malımızı mülkümüzü elimizden alacaklar; burayı Moskova yapacaklar” zannediyor. Birini Batı aydınlanmasının yobazlığından çekip alamıyorsun; öbürünü de ehlisünnet vel-cemaat üzerinden devralınan tarihsel din anlayışının kodlarından çekip alamıyorsun. Bence iki tarafın da birbiriyle ittifak yapmaktan önce, birbirlerinin kitabi anlam dünyasına sokulmaları lazım… Yani bir Müslüman “Das Kapital”i okumalı… Marks ne diyor? Lenin din üzerine ne diyor? Ateizm, materyalizm nedir? Bu soruların cevaplarını bilmesi gerekiyor. Aynı şekilde bir sosyalistin de içinde yaşadığı toplumun tarihsel kodlarının dini geleneğe dayandığını; bu kodların derinliklerinin, sinir uçlarının olduğunu bilmesi gerekiyor. Kuran ne diyor? Bunu da bilmesi gerekiyor.

Sen şimdi dini Turan Dursun üzerinden öğrenirsen, “Muhammed on beş tane karı almış, Ayşe 9 yaşındaymış” diye meseleye girersen; haliyle bu ülkede dinciler ebedi gerici, solcular da ebedi “karı kız ortaklığı yapan adamlar” olarak kalırlar. Özellikle en kötü tabiriyle, dışarıda kullanılanıyla söylüyorum. Köyüme gidiyorum; “Komünistten, Kürt’ten evliya koyma kapıya” oluyor. Öbürünün köyüne gidiyorum; “Dindar mindar görmek istemiyorum. Bunlar Sivas’ta bizi yaktı; gene yakacaklar” oluyor. Kafa buralarda… Haliyle, dışarıdaki tablo hoş değil… 

Ben tabandaki bu durumun sorumlusu olarak tabanın kendisini görmüyorum. Tabanın zaten ekmeğinin peşinde koşmaktan dolayı kültürel, entelektüel olarak kendisiyle ilgilenmeye hali kalmıyor. Sabah akşam iştesin; eve geldiğinde aptalca televizyon programlarına, magazine maruz kalıyor. Şimdi sen bu insanlardan, halkı için, kaybolup giden ekoloji için, hayvanlar için, yeryüzüne ve gökyüzüne dair hangi şerefli ve onurlu davayı kuşanmasını bekliyorsun?

Kemalizm ve laiklerle flört eden sağcılar “Diyanet” diye çıktılar; soldan flört edenler de “28 Şubat’ta ordu göreve” diye çıktılar. Bu bağlamda, başta anlattığınız yanlış anlamaların arka planı kendisine ait değil. İkisine de giydirilmiş bir bilinç… Bildiklerini zannettikleri, kendilerine ait değil!

– Yani, çağrınızda Ermenilerden Kürtlere, ekolojistlerden feministlere bir mesajınız var. Daha doğrusu, bu türden mağduriyet alanlarını da kapsayan bir metin oluşturmuşsunuz. Müslüman toplum bu tür diyaloglara ve eklektik olmayan yan yana gelişlere hazır mı sizce?

– Şu anda ideolojisiz, omurgasız bir toplumuz. Facebook, iPad kuşağı var önümüzde. Bu biraz da sosyolojik bir şey… Ben kendi memleketime gidip eşcinsellerden, bedenin metalaştırılarak sömürülmesinden konuyu açtığım zaman, “İyi de ibne mi olalım şimdi?” şeklinde bir yaklaşım geliyor benim amcamdan. Amcam da serada muz işleriyle uğraşan bir adam; meseleyi anlamıyor. Öteki tarafa gidip eşitlikten, alt sınıftan, patronlardan bahsediyorsun; “Doktora da çöpçüye de 2 milyar verelim. İyi vallahi, komünist gibi konuşma” diyor adam. Alevi köylerine gidiyoruz; adam korkuyor. “Acaba bizi Sünnileştirmeye mi çalışıyor?” zannediyorlar.

Ben bunu anlayabiliyorum. Zamana ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. 200 yıldır bir mankurtlaştırma dayatıldı. Bundan öyle 1 – 2 yıl içinde kurtulamayız.

Ben Kemalizm’i eleştirmeyi, Kemalizm’in mağduru olmuş İslamcılardan öğrendim. Ama o iş öyle olmadı; İslamcıların bugün nasıl Kemalistliğe döndüğünü biz kendimiz görmeye başladık.

“ABDESTSİZ KAPİTALİZM VE MİLİTARİZM GİTTİ; ABDESTLİSİ GELDİ!”

– Nerede gördünüz bunu?

– İktidarı ele geçirince Kemalistlerle aynı şehvete sahip olduklarını gördük. Farklı işler yapmamaya başladılar. Abdestsiz kapitalizm gitti; yerine abdestli kapitalizm geldi.Abdestsiz militarizm gitti; yerine abdestli militarizm geldi. Dün toplumun alt sınıfında olan, aşağılanan adam yarın işini büyütüp patron olduğunda işçisi için namaz kılabileceği bir oda açıyor. Sonra da “İşte Müslüman’ın farkı!” diyor. Ama asgari ücret konusunda bakıyorsun, hiçbir değişim yok.

Şimdi biz televizyona çıkıyoruz. Bir taraftan gelen tepkiler şöyle: “Doğru söyleyin, Amerika mı arkanızda?. İran’la uzantınız var mı?. AKP, böyle emek-sol filan diyor da bizi içimizden mi kuşatıyor?”. Öteki taraf da aslında aynısını söylüyor: “Dikkat edin Müslüman mahallesinde Marksizm satıyorlar. Allah, kitap deyip içimize giriyorlar. Müslümanlar fakir olsun istiyorlar”.

– AKP demişken devam edelim. Başbakan’ın 3 Kasım 2002 akşamında söyledikleri, Türkiye’yi kapitalizme entegre etmeye ve Avrupa Birliği sürecini hızlandırmaya dönüktü. Bunları yaptı aynı zamanda. Devamında da iki seçim daha kazandı. Siz de İslâm’ın antikapitalist olduğunu söylüyorsunuz. Buradan AKP’nin dindar seçmenlerinin İslâm’ı tam bilmediği ya da anlamadığı sonucunu mu çıkarmalıyız?

– Muhammed Cihad: Aslında dünyanın her yerindeki Müslümanlık algısı böyle. İslâm dünyası dini biliyor. Ama hangi dini biliyor? Bir de din sanki tek bir şey… Din olduğu için aklamaya gerek yok. Kötüsü var iyisi var. Zaten Kuran’da, İncil’de ve Tevrat’ta “dinsizlik” diye bir şey bulamazsınız. Bütün peygamberler en büyük mücadeleyi dincilere karşı vermiştir. Bizim çıkışımız da bu aslında. “Dine karşı din” gibi bir şey. Bildikleri bir din var; ama bu din gerçekten Musa Peygamber’in, İsa Peygamber’in, Muhammed Peygamber’in dini mi? Anladıklarını iddia ettikleri Kuran, bildiğimiz Kuran mı? Değil…

“KURDUĞUN ŞEY KAÇTIĞIN ŞEYE BENZEYECEK Mİ?”

Kadir Bal: Bu soru için teşekkürler. Buna ben de bir şeyler söylemek ihtiyacındayım. Cihad mantığını anlattı. Evet, öyle… Peki, niye böyle? İhvan’dan tutun Hamas’a kadar İslamcı havzanın bilgi depolarından olacak hareketlerin de niçin böyle bir tuzağa düşmüş olduklarını, iş buraya gelince niye herkesin tam tersini yaptığı konusunda bir şeyler söylemek istiyorum.

Osmanlı, dağılırken çok acılar bıraktı geride. Bir otoriteydi; egemenlikti; ehlisünnet barındırıyordu. Yanlışlarıyla, doğrularıyla… İmparatorluk dağılınca, hayat boşluk kabul etmedi ve bunun ızdırabı doğdu. Birinci İslamcı kuşak diye tabir edeceğim kuşağın İslamcı hareketleri ve zihniyetleri, Muhammed Abduh, Mehmet Akif Ersoy, Muhammed İkbal gibi isimler, AK Parti’nin de zihinsel kodlarının gerisinde yatan isimler, ilk talep olarak kurtarmayı seçtiler. O zamanki temel argümanlar bunun üzerineydi. “Hasta adam yıkılıyor; burası yıkılınca Batı’nın, emperyalizmin tecavüzüne girecek”. Hemen reçeteler üretildi: Osmanlıcılık, İslamcılık ve milliyetçilik. Telaş içindeler tabii. Bünyeyi ölçüyorlar. Ama Osmanlı dağılıp da kurtarılacak bir şey kalmadığında, Osmanlı’nın hakim olduğu topraklarda başsızlık başlayınca, bu sefer 1930’larda, 40’larda 50’lerde ikinci kuşak geldi. Bu da AK Parti’nin olsun bugün radikal İslamcı diye adlandırdığımız kesim olsun, buradan beslenmişlerdir. Onlar da Seyyid Kutub, Ali Şeriati, Mevdudi gibi temel, büyük isimlerdi. Bu isimlerde “kurtarmak” argümanı “kurmak” argümanına evrildi. Neyi kuracak? İslâm Devleti’ni… “Kendimiz olabilmemiz, zulümlerden kurtulmamız için İslam Devleti kurmalıyız.” dendi.

– Esas olarak Erbakan hareketi gibi mi yani?

– Tabii, o da ikinci İslamcı kuşaktan mülhem bir harekettir. Mevdudi’nin bir kitabı var, Dört Terim, bizim için çok önemli olanlardan… Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler”i, Ali Şeriati’nin “Dine karşı din” ve “Öze dönüş” gibi… Bunlar bizi öze çağırdı. Yani, “öze dönelim, Peygamber’e, ilk kaynaklara, suyun bulanmadığı yere dönelim” gibi çağrılarla herkes öze dönüşçü bir noktaya geldi. Böylelikle de iktidar ilişkileriyle toplumu yukarıdan aşağıya dönüştürmeyi hedefleyen algının kendisi yerleşti. İkinci kuşak 90’larda dağıldı; özellikle Özal dönemi ve neoliberal politikaların Orta Doğu’ya usul usul ilk zerk edildiği zamanlarda ikinci kuşağın söylemleri post modern dalgayla da karşılaşılınca, “hakikatçi, tekçi, özcü, kökçü” anlatılar darmadağın oldu. Post modernizm geldi ve “Hakikat tek değildir; herkesin hakikati kendine” dedi. Böyle olunca da özeleştiriye yönelmiş bir kuşak belirdi. İşte buralarda çıktı İhsan Eliaçık, Mustafa İslamoğlu, Hasan Hanefi, Fazlur Rahman gibi isimler… Bu isimler de kurtarmak ve kurmaktan sonra şu soruyu sordu: “Kurgu ne? Kuracaksın da ne kuracaksın? Kurduğun şey kaçtığın şeye benzeyecek mi?”.

“KİM ADALETTEN YANAYSA BİZ ONDAN YANAYIZ!”

– Bu bir hesaplaşma mı yüzleşme mi?

– Her ikisi de. Dolayısıyla, bugün mahallede “İslâm Devleti olmadan hiçbir şeyi çözemezsiniz” diyen insanlara direkt şunu soruyoruz: “Devletten ne anlıyorsun?”. Verdiği cevap da kaçtığı faşist düzenin ta kendisi! Sonra “Müslüman kardeşlerimiz zengin olmalı, o zenginliği de paylaşmalı ve fakire bakmalı” deyince de “Yani hem zengin hem de fakir mi olsun istiyorsun?” diyoruz. Böylece burada dağılan şey bir “üst anlatı” oluyor. Bunun sonucunda da “Solcular kâfir, Allahsız” söyleminden “Kim adaletten yanaysa biz de onlardan yanayız” denmeye başlandı. Bundan 20 sene önce “Adaletli bir kâfir mi, adaletsiz bir Mümin mi?” diye sorduğunuzda “E tabii, önce Mümin olması lazım, sonra adaletini doldururuz” idi işi. Şimdi bu ters döndü ve bugün bizim rahatlıkla 1 Mayıs’a sokulabildiğimiz özgürlüğün ve güvenin kendisi geldi.

AKP’nin sakallılarıysa, yani ikinci kuşağın mirasçılarıysa, her şeyden önce liberalleşti ve omurgalarını kaybettiler. Samimi olup da piyasada kalanlarsa dinozorlaştı. Onlar da hâlâ Türkiye’yi 20 yıl geriden takip ediyorlar. Hâlâ iktidarı ele geçirecekler de İslami bir şey kuracaklar da piknik yapacaklar da!

Her neyse, bizim geldiğimiz sonuçsa şu oldu: Adaletin, emeğin, insanın, ahlâkın, ekmeğin, şerefin, onurun korunmaya çalışıldığı, antiemperyalist ve antikapitalist olan, özgürlüklerin yanında, yaşamı birlikte var etmeye çalışan çok sesliliğin ortasında kendimizi bulduk. Böylelikle 1 Mayıs’lara samimi bir giriş çabasındayız.

Bunları okuyamayanların bir kısmı bunu Amerikan oyunu zannediyor; bir kısmı da “İslam tatmin etmemiş, sol sosu almış” zannediyor. İşin sosyolojik boyutları, daha da konuşulması gerekenler olmakla birlikte özetle budur…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: