Sınıf Kavramı ve Toplumu Sınıflarla Anlamak

 

“Bugüne kadarki tüm toplum tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir. Özgür ile köle patrisyan ile pleb senyör ile serf ve usta ile çırak, kısacası, ezen ile ezilen bir çatışma halinde bulunmuş, birbirlerine karşı gizli ya da açık kesintisiz bir mücadele sürdürmüş, bu mücadele ya tüm toplum yapısının devrimci bir dönüşümüyle, ya da mücadele eden sınıfların hep birlikte çöküşüyle sonuçlanmıştır.[1]

Sınıf kavramı Marksist teorinin en önemli kavramlartındandır. Marx’ın tüm teorisinin hareket noktasını oluşturur. Marx sınıfları keşfiyle beraber modern toplumların ekonomik yapısının ve gelişme sürecinin analizine yönelir. Çalışmanın amacı Marksizm’in toplumsal yapıyı anlamak için kullandığı sınıf kavramını açıklamak ve sınıfsal analizler kullanılarak gerçekleştirilen bir çalışma olan Korkut Boratav’ın İstanbul ve Anadolu’dan Sınıf Profilleri kitabı üzerinden konuyu tartışmaktır.

Marksizm kapitalizmi bir sistem olarak ele alır. Bu sistemi belirleyen mülkiyet ilişkileri ve mülkiyet ilişkilerine tekabül eden sosyal ilişkilerdir. Marksizm bu ilişkilerin mülkiyet karşısındaki konumuna bağlı olarak sömürü ve egemenlik ilişkilerini ve dolayısıyla sınıf ilişkilerini tanımlar. Sermaye birikim mekanizmasının ulaştığı aşamaya bağlı olarak, tüm bu ilişkiler ve bu ilişkilere taraf olan sınıfların konumu değişir.[2]

Marksizm’de sınıf analizinin merkezinde işçi sınıfı vardır ama önemli olan bireyin üretim süreçleriyle ilişkileri bağlamında özgül sınıflarına yerleştirilmesi sorununun dışında, sınıfların temel ayırt edici karakteristiğini gösteren sınıflar arasındaki karşıtlıktır. Marx’ın eserlerinde burjuvazi-proletarya (ya da toprak sahipleri/ serfler, köle sahipleri, köleler) arasındaki görece basit dikotomiden kompleks bir değerlendirmeye ilerlediği görülebilir. Ancak, bütün bu süreç boyunca Marx belki de toplumsal sistemlerin işlevsel bütünlüğünden çok, yapısal çelişkileri ve değişimleriyle ilgilendiği için özellikle kapitalizm analizinde bu dikotomik analizi korumaya devam eder. Başka bir değişle Marx bu temel dikotomi dışında kalan sınıfların varlığından haberdar olmakla beraber o, kapitalist gelişme içinde sınıfsal kutuplaşma doğrultusunda bir eğilim olduğu görüşündedir.[3]

Bu alıntıda önemli olan kısım bizi toplumu anlamak için sınıfsal analizi kullanmaya çalışırken düşülecek bir yanlışa karşı uyarmasıdır. Kapitalizmin gelişim süreci geçiş sınıflarını ve özelliklerini Marx’ın öngördüğünden daha fazla çeşitlendirdiyse de sınıflar arası karşıtlığı ortadan kaldıramamıştır ve çeşitlilik gösteren geçiş sınıfları, sınıfsal kutuplaşmanın önüne geçememiştir. Bu nedenle yapılacak analizlerde gözetilmesi gereken bireyleri üretim süreçleriyle ilişkileri bağlamında özgül sınıflarına yerleştirmeye çalışmak değil, sınıflar arasındaki karşıtlıktan nasıl etkilendiğini anlamaktır.

Marx’ın iki kutuplu dikotomik sınıf modelinin yanında yapıtlarında kapitalizmi çözümlerken daha karmaşık çelişik ve çoğulcu sınıf yapısını veri aldığını görüyoruz. İki kutuplu sınıf modelinin yanında orta sınıflara ilişkin çözümlemelerinde bunları “geçiş sınıfları” olarak değerlendirir ve zamanla kutuplara eklemlenecek unsurlar olarak görür.[4] Marx sermayenin kaçınılmaz olarak yoğunlaşmasının sonucunda “geçiş sınıfları” olarak tanımlayabileceğimiz küçük esnaf, zanaatkarlar ve küçük işletmelerin büyük işletmeler tarafından ortadan kaldırılacağını, burada çalışanların ise kaçınılmaz olarak emek sürecine katılacağını öngörür. Kapitalizmin genişleyerek yayılmasının sonucunda da tarım alanında da daralmanın yaşanacağı ve tarımla uğraşan kesiminde aynı şekilde proleterleşeceğini savunur.

Bunun yanında işçi sınıfını da türdeş görmemektedir. Bu bağlamda işçi sınıfının değişik katmanlarını, yani sınıf içi bölümleri ve çelişkileri de inceler. Bununla birlikte sınıf içi sektörleri, daha sonra Weberciler’in yaptığı gibi ayrı sınıfsal konumlar olarak değerlendirmez. Marx’ a göre sınıfları teknik işbölümü belirler, bu yüzden işçi sınıfının nesnel konumu, ücret ve yaşam düzeylerinden çok yaratılan değerlerin ve zenginliklerin toplum içindeki dağılımına ve bölüşümüne dayanır. Ona göre teknik işbölümü, üretici güçlerin gelişmesine bağlı olarak üretim sürecinin daha karmaşık ve kolektif bir niteliğe bürünmesinden doğan dolayısıyla doğrudan üreticiler arasında üretimin gerçekleşmesine dönük bir iş bölümüdür (sınıf içi farklılaşma). Bu bağlamda üretken emek (kol etkinliği) ile üretken olmayan emek (kafa etkinliği) arasındaki ayrım, farklı sınıf konumlarına değil, emek etkinliğinin farklı biçimlerine denk düşer.[5]

Marx’ın toplum çözümlemesinde sınıfı tercih etmesini tek nedeni, onun öteki değişkenler karşısındaki analitik üstünlüğü değildir, daha çok tarihsel bir formasyonun, ancak özgül sınıf karakterleriyle bu karakterlerin şekillenmesinde etken olan sınıf mücadelesi süreçlerin çözümlenmesiyle anlaşılabileceğini düşünmesidir. Marx’ın tarih kuramına en önemli katkısı, sınıfları ya da sınıf mücadelesini keşfetmesi değil, sınıfların varlığı ile üretimdeki gelişme arasındaki nedensellik bağını bilimsel bir tanıma kavuşturmasıdır.[6]

Przeworski’ye göre, toplumsal formasyonda ki genel ekonomik, siyasal ve ideolojik bütünlük, sınıf mücadelesini yapılandırır.Bu yapılanma ise sınıf oluşumunu etkiler. Burada üretim ilişkileri genel olarak siyasal ve ideolojik ilişkilerin örgütlenişini belirlemektedir. Sonuçta “ekonomik, siyasal ve ideolojik ilişkiler, bir bütünlük olarak, sınıf mücadelelerine bir yapı dayatırlar; ancak bu ilişkiler de, sınıf mücadelelerinin sonucunda dönüşüme uğrarlar. Burada tek bir eksene takılıp kalmayan, yan modelin bütününü kapsayan bir çevrim vardır…[7]

Marx’ın tarihsel süreçte zorunluluk ilkesine yer veren ve bu zorunluluğu sınıfın ontolojik karakteri ile ilişkilendiren görüşlerine karşı çıkanlar (örneğin Poper), tarihsel hareketin nedensel olmadığı, ayrıca herhangi bir kolektif iradeye de dayanmadığını görüşündedirler. Buna karşılık nedenselci tarih yorumundan çok ekonomist yaklaşımına itiraz edenler, Marksizmin sınıf-öznenin hareketi ile maddi dünyanın hareketi arasında ilişki kuran epistemolojik yöntemini eleştirirler. Örneğin Weber, üretimdeki gelişmeler ile tarihsel ilerlemeler arasında ilişkiler kuran maddeci tarih yorumunu ekonomik determinist bir anlayış olarak görür. Öteki burjuva düşünürlerinden farklı olarak sınıf ve sınıf çatışması olgusunu tamamen önemsiz görmemekle birlikte siyasetin ekonomiden bağımsız bir alan olduğuna inanan Weber, ekonomik bir olgu olan sınıfsal eylem ile toplumsal hareket arasında herhangi bir tarihsel ilişki kurulamayacağını düşünür. [8]

Marksist literatürde bir toplumda zümrelerin yeterince gelişip sınıflar haline gelmesi ve belirli bir sınıfın toplumsal hakimiyetinin kurulması devletin bağımsızlığını da doğrudan etkiler. Toplumun ortak gereksinimlerinden doğan devlet, bir boşlukta durmayıp toplumun egemen kesiminin çıkarlarına göre bir dönüşüm geçirir.[9] Yani sınıfsal yapıdan bağımsız bir yapı değildir.

Marksist görüşte toplum çelişik çıkarlara sahip sınıflardan oluştuğuna göre, devlet ister bir tür “konsensüs”e isterse toplum adına işlere el koymuş “seçkinci bir iktidar varsayımına dayansın, bu sınıflar karşısında tarafsız kalamaz. Bu nedenle toplumsal düzen bir sınıf egemenliği düzeniyle; bu düzenin korunması da ister istemez sınıf egemenliğinin korunması ve yeniden üretilmesi anlamına gelir.[10]

Korkut Boratav’ın aktardığı gibi, Türkiye’deki her darbede sermayenin devlet mekanizmasını denetleme kanalları yeniden oluşturulmaktadır. Bugün Türkiye’deki hükümetler, bir yandan burjuvazinin gündelik işlerini düzene sokmaya çalışırlarken, diğer yandan da burjuvazinin değişik grupları arasında sürüp giden kıyasıya rekabetin alanı durumundadırlar. O kadar ki, rekabet, belirli sermaye gruplarının hükümetleri iş basışa getirip sonra uzaklaştırmalarına kadar varabilmektedir. Yani hükümetler, değişik sermaye grupları arasında sürüp giden kıyasıya rekabetin alanı olduğu ölçüde, devletin genel olarak sermaye sınıfın egemenliğini pekiştirmeye yönelik işlevleri de artmaktadır.[11]

İstanbul ve Anadolu’dan Sınıf Profilleri

Korkut Boratav’ın bu çalışmasında Anadolu’daki 19 köyde ve Kanal- Pendik ve Eyüp- Bayrampaşa ilçelerinde yapılan anket çalışmasının sonuçlarına dayanarak sınıf profillerine ulaşılmaya çalışılır. Bazı istisnalar dışında araştırmanın bulgularının tümü toplumsal sınıflara, onların alt gruplarına veya ancak belli bir sınıf perspektifi içinde anlam taşıyan ara tabakalara göre gruplanarak sunulur.[12]

Çalışmada Boratav sınıfları artı ürüne el koymanın farklı mekanizmalarıyla tanımlar; Sınıflar belli bir düalite içererek, karşıtlık ilişkileri içinde yer alırlar. Artı ürünün yeniden paylaşım süreçleri, belli sınıfların alt gruplarını oluşturur. Temel sınıfların veya onların alt gruplarının arasında veya çevresinde yer alan (ve her toplumsal kuruluş içinde değişebilen) ara tabakalar ise, varlıklarını kapitalist bir toplumda piyasa mekanizması veya devlet aracılığıyla gerçekleştirilen artık aktarımıyla sürdürürler.[13]

Boratav, Türkiye’de bölüşüm ilişkilerinin sınıfsal çerçevesini şu şekilde sıralar.
Kapitalizm; işçi sınıfı ve burjuvazi
Basit **** üretimi; köylü ve tüccar
Yarı feodal; ortakçı/kiracı köylü ve toprak ağası

İkinci Bölüşüm İlişkileri; Sanayi sermayesi, kapitalist çiftçilik, mali sermaye, rantiyeler (tarım dışı), profesyonel gruplar, bürokrasi, esnaf/zanaatkar, “marjinal” nüfus.[14]

Sınıf yaklaşımının dışındaki ölçütlerden türeyen alternatif gruplama şemaları, bu çalışmada temel gruplamadan elde edilen açıklamaları tamamlamak veya sınamak için zaman zaman kullanılır.[15]

Kullanılan bu açıklayıcı değişkenler arasında kent nüfusu için; yaş, farklı kentleşme derecelerine göre (metropol, diğer il merkezi, kasaba, köy) gruplanmış doğum yeri, babanın sınıfsal konumu, ve ücretli gruplar için iş yerlerine ilişkin özellikler (işkolu, çalışan sayısı, kamusal/özel işletme ayrımı). Bu alternatif açıklayıcı değişkenler kırsal nüfus için ise şöyledir: Yaş, köyün kendisi (veya köyün tipi).[16]

Çalışmada hane reislerinin mesleği, meslekteki mevkii, işi ve iş koşulları üzerinde ayrıntılı sorular vardır. Bu sorulardan hareketle ilk sınıfsal ayrım ücretli/maaşlılar ve işverenler arasında yapılır. Kapitalist bir ortamda temel sınıf ayrımı sermaye-ücretli iş gücü arasındadır; Çalışmanın hareket noktasını da bu ayrım oluşturur.[17]

Çalışmadaki kırsal alanı ampirik olarak sınıf tabanlı bir ayrıştırmaya tabi tutabilmek için kırsal bölgedeki haneler öncelikle, a) üretim araçların mülkiyeti b)hanenin (işletmenin) ücretli iş gücü istihdam edip etmemesi ve c) toprak sahibinin kiraya/ortağa toprak verip vermemesi bakımından sınıflandırılır.[18]

Çalışmanın sonunda anketlerden elde edilen bulgularla sosyal hareketlilik, hayat tarzları, eğitim, sağlık, çalışma koşulları, işsizlik, göç, yatırım ve tasarruf biçimleri, siyasi ve ideolojik yönelimleri konusunda toplumdaki sınıflar arasında ortaklık bulmak mümkündür.

Boratav, dünyayı ve Türkiye’yi kavramak için toplumsal sınıfları odak alan kurumsal ve ampirik bir çalışma yapılıp yapılamayacağı sorusuna çalışmasının sonuçlarının da verdiği güçle bunun kesinlikle mümkün olduğunu belirtir. Boratav, İktisadi bölüşümleri, iktisat politikaları kararlarını ve sonuçlarını, devlet aygıtının bu bağlamda işlemesine yön veren etkenleri, bölüşüm ve büyüme dinamiklerini, toplumsal sınıflarla ilgili bir kavramsal çerçeve kullanmadan açıklamayı imkansız görür.[19]

Bugün dünyada ki ve Türkiye’de ki, iktisadi yapılara, iktidara, fikir hayatına belli bir sınıf çizgisi bu kadar egemen iken dünyada ve Türkiye’de burjuvazini etkisi gözle görülür niteliğini hala korumakta iken sınıfsal değişkenleri ve çelişkileri toplumun merkezine yerleştirmenin işe yaramayacağını ileri sürmek mümkün değildir.

Marx’ın ön gördüğü gibi bundan birkaç yıl öncenin prestijli mesleklerinden olan, avukatlık, doktorluk, mühendislik vb meslekler bugün işçileşmektedir. Serbest meslek olma statüsünden çıkarak, maaşlı işçiler gibi çalıştırılan bu meslek grupları tabiî ki bir fabrikada ki işçi kadar “sınıf” tanımını girmiyormuş gibi görünse de aynı fabrikadaki işçi gibi işini kaybetme endişesi duyabilmekte, düşük ücretle kötü şartlarda çalıştırılabilmektedir. Serbest meslek özelliğinin yitirildiği, bir patronun altında onun öngördüğü şartlarda ve koşullarda çalıştırılan modern işçiler oluşmaktadır. Son yıllarda özellikle bu meslek alanlarında çıkan zorunlu stajyerlik gibi uygulamalar meslektaşlar arası rekabeti hızlandırmıştır.

Kapitalizmin bugün geldiği aşamada dahi dünyayı ve Türkiye’yi anlamak için sınıfsal analizler güncelliğini hala korumaktadır. Boratav’ın kitabı sınıf analizlerinin güncelliğini bir kez daha kanıtlamıştır.

Kaynakça

1. Marx-Engels, Komünist Parti Manifestosu, Evrensel Basım Yayın, İstanbul, 1998

  • Şükrü Argın, Neo-Marksist Sınıf Analizinde Weber Hayaleti, Birikim, Nisan, 1992
  • Metin Çulhaoğlu, Bin Yılın Eşiğinde Marksizm ve Türkiye Solu, YGS yayınları, Temmuz, 2002

4. Korkut Boratav1980’li Yıllarda Türkiye’de Sosyal Sınıflar ve Bölüşümler, İmge Kitapevi, 2005

  • Korkut Boratav; İstanbul’dan ve Anadolu’dan Sınıf Profilleri, İmge Kitapevi, 2004
  • Haldun Gülalp, Kapitalizm Sınıflar ve Devlet, Belge Yayınları, Ekim, 1993

7. Fuat Ercan, Çelişkili Süreklilik Olarak Sermaye Birikimi –I (Türkiye’de Kapitalizmin Gelişme Dinamiklerinin Anlaşılması İçin Marksist Bir Çerçeve Denemesi), Paraksis, 2002, Ocak, sayı:5

[1] Marx-Engels, Komünist Parti Manifestosu, Evrensel Basım Yayın, İsyanbul, 1998,s.46

[2] Fuat Ercan, “Çelişkili Süreklilik Olarak Sermaye Birikimi –I (Türkiye’de Kapitalizmin Gelişme Dinamiklerinin Anlaşılması İçin Marksist Bir Çerçeve Denemesi)”, Praksis, 2002, Ocak, sayı:5, s.29

[3] Şükrü Argın, “Neo-Marksist Sınıf Analizinde Weber Hayalet”i, Birikim, Nisan, 1992, s.23

[4] Tülin Öngen, “Marx ve Sınıf”, Praksis, 2002, Eylül, sayı:8, s.21

[5] Tülin Öngen, agm, s.21

[6] Tülin Öngen, agm, s.13-14

[7] Metin Çulhaoğlu, Bin Yılın Eşiğinde Marksizm ve Türkiye Solu, YGS yayınları, Temmuz, 2002, s.226

[8] Tülin Öngen, agm, s.10-11

[9] Metin Çulhaoğlu, age, s.270

[10] Haldun Gülalp, Kapitalizm Sınıflar ve Devlet, Belge Yayınları, Ekim, 1993, s.47

[11] Metin Çulhaoğlu, age, s.274

[12] Korkut Boratav; İstanbul’dan ve Anadolu’dan Sınıf Profilleri, İmge Kitapevi, 2004, s.19

[13] Korkut Boratav; age, s.20

[14] Korkut Boratav, 1980’li Yıllarda Türkiye’de Sosyal Sınıflar ve Bölüşümler, İmge Kitapevi, 2005, s.31

[15] Korkut Boratav; age, s.21

[16] Korkut Boratav; age, s.21-22

[17] Korkut Boratav; age, s.23

[18] Korkut Boratav; age, s.27

[19] Korkut Boratav; age, s.163

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: