‘Kendimizin’ tek adamı

O “güçlü adamın adının Tayyip Erdoğan olması” ihtimali olmasa, bugün başkanlık sistemine övgüler üreten kaç AKP kurmayı çıkardı?

'Kendimizin' tek adamı

Arap isyanları güçlü parlamenter rejimlere karşı mı başladı, yoksa güçlü başkanlık sistemlerine karşı mı?

—Ahmet insel radikal iki

AKP kurmayları, sanki bir orkestra şefi onları yönlendiriyormuş gibi, başkanlık sistemi konusunda olumlu görüşlerini sırayla dile getirmeye başladı. Bu orkestra şefi güçlü bir parlamenter rejim senfonisi çalmak isteseydi, aynı kurmaylar bu kez parlamenter rejimi benzer şevk ve inançla öveceklerdi. Bugün başkanlık sistemine methiyeler düzen birçok AKP kurmayı ve en başta Başbakan, 1990’ların ortasında başkanlık sistemine karşı çıkıyordu. Anlaşılan, “başkasının” başkanlık sistemine karşı imişler. “Kendileri” için olunca başkanlığı savunuyorlar. 
İktidarın tek elde toplanmasından şikayetçi olanların bir kısmının derdinin demokrasi değil, “o güçlü adamın adının Süleyman, Mesut, Tansu değil Tayyip olması” olduğu tespiti elbette doğru. 
Tam tersi de bir o kadar doğru. O “güçlü adamın adının Tayyip olması” ihtimali olmasa veya düşük olsa, bugün başkanlık sistemine övgüler üreten kaç AKP kurmayı çıkardı? 
Sorun siyasal rejim tartışması olmaktan çıkıp, bir siyasal lidere ısmarlama elbise dikmek tartışmasına dönüyor. 

Atatürk seçilir miydi? 
Bu da “tek adam rejimi” çağrışımını güçlendiriyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde halkoyuyla seçilmemiş -ama örneğin Mustafa Kemal’in yüksek bir oy oranıyla seçilmesi zor olmazdı- fiili başkanlık rejimleri yaşandı. 
Tek adam rejimi, şeflik sistemi nedir, biliyoruz. Siyasal ve kültürel konularda egemen ilkenin “tek, tek, tek, tek….” tarzında cümlelerle ifade edildiği ve bunun toplumsal tahayyülde yaygın kabul gördüğü bir yapıda, “güçlü adam” rejiminin ne menem bir şey olduğunu tahmin edebilecek uzak ve yakın yeteri örneğe sahibiz. 
O kişinin adı ve cinsiyeti ne olursa olsun, güce ve güçlüye saygı duyulan bu toplumda, bu coğrafyada, bunun nasıl bir rejim demek olduğunu, böyle bir konumun en demokrat ruhlu kişiyi bile tanınmaz bir hale getirme kapasitesinin ne denli büyük olduğunu yaşadığımız dünyadan biliyoruz. Ayrıca, güçlü başkan rejiminin tam ne demek olduğunu, o rejimi savunanlar da gayet iyi ve yakinen biliyorlar. 

Otoriter yetki ve güç 
Türkiye ’de aile, okul, üniversite, işyeri, erkekler için askerlik hizmetinin çalışan ortak tornası, güce ve güçlüye karşı açıktan cephe almamanın, onunla açık biçimde mücadele etmemenin hayırlı olduğunun içselleştirilmesi yönünde çalışır. Bu içselleştirme, toplumsal dokunun ücra köşelerine kadar yayılmış olan otoriter yetki ve gücün normali temsil ettiği algısını pekiştirir. 
Bunun en çarpıcı örnekleri otoriter refleksin doğal olarak en kaba biçimlerini sergileme eğiliminde olan polis ve yargı alanında karşımıza çıkar. Resmi otorite ve güce karşı aykırı olanı temsil ettiğine inandığı kişi ve çevrelere karşı bugün polisin ve yargının aldığı tavrı görüyoruz. 20. yüzyılda totaliter rejimlerde örneklerine çok sık rastladığımız dava türleri, suçlamalar, suç delilleri bugün Türkiye ’de siyasal nitelikli birçok davada karşımıza çıkıyor. Bugün yeterince güçlü olan bir başbakanlık kurumu ve o güç makamında oturan son derece güçlü bir kişi varken durum böyle ise, güçlü bir başkanlık rejiminde durumun bundan daha fazla böyle olmaması için engel ne olabilir? 

Diktatörlük 
Gücün tek elde toplanmasının adı, siyasal literatürde diktatörlüktür. Önce güçlü başkanlık sistemine geçelim sonra onun karşı güçlerini oluştururuz demek ise ya riyakarlıktır ya da koyu bir cehalet. Bu konuda istim arkadan gelmez ne de kervan yolda düzülür. Yoğunlaşmış güç, gücün parçalanmasına direnir ve bunu engelleme kapasitesine sahip olduğu için de direnişi rejim kuralları içinde kazanır. Başkanlık sisteminin demokrasi ilkelerini yürürlükten kaldırmaması için yasamaya karşı güçlü yürütme oluşturulması da yetmez. Yürütmenin gücünün parçalanması gerekir. Yasamanın da. Ayrıca, halkoyuyla seçilmiş başkanın karşısında halkoyuyla seçilmiş bölge yöneticileri, bölge meclisleri varsa ve bölgeler birçok konuda kendi yasama olanaklarına sahipseler, başkanlık sistemi bir diktatörlüğe dönüşmez demek bile kolay değil. Bütün Latin Amerika’da böyle bir sistem hemen her yerde yürürlükte olmasına rağmen, bu ülkeler başkanlık sistemiyle diktatörlük arasında yıllardır gidip geliyor. 
Orası Latin Amerika ve başka bir siyasal, toplumsal tarihin ürünü elbette. Ama ABD de, yarı başkanlık sisteminin 50 yıldır yürürlükte olduğu Fransa da başka tarihlerin ürünü. Ortak noktaları ise dikkat çekici. Gücün tek elde toplanmasına değil, parçalanmasına dayanmaları. Sadece yasama ve yürütme bölünmesi değil bu parçalanma. Yürütme gücünün de parçalanması ve dağıtılması. Örneğin ABD ’de bir yandan eyalet sistemi diğer yandan hakimlerin, polis şeflerinin de seçilmesi. Fransa ’da yarı başkanlığın tamamlayıcı unsurları, dar bölgeli iki turlu seçim sistemi ve seçimle gelmiş yönetimlere sahip 22 bölge. Buna rağmen başkanın ve parlamentonun aynı çoğunluktan oluşmasının yarattığı yetki yoğunlaşması, demokrasi açısından sorun yaratabiliyor. Bugün Türkiye Başbakanı, ABD ve Fransa Başkanlarından fiilen daha güçlü. Var olan sisteme yarı başkanlık rejimini monte etmek, karşı gücü olmayan bir başkanlık sistemi yaratmak demek olacak. 

Arap Baharı 
Tek güce biat edilen rejimin nasıl bir şey olduğunu, çok uzağa gitmeye gerek kalmadan, etrafımızdaki onlarca başkanlık rejimine bakarak da anlayabiliriz. Arap isyanları güçlü parlamenter rejimlere karşı mı başladı, yoksa güçlü başkanlık sistemlerine karşı mı? 
Dolayısıyla başkanlık sistemine geçmek için, gücün yoğunlaşmasını değil, gücün parçalanmasını somut olarak tartışmak gerekiyor. Sıra buna gelince, AKP sözcüleri hemen duruyorlar. Böylece zımnen veya Başbakan’ın koçbaşı Bekir Bozdağ gibi açıkça, hem başkanlık ya da yarı başkanlık olacak, hem güç yoğunlaşması olacak, diyorlar. 
İlginçtir, bugün dünyada demokrasi mücadelesi veren hareketlerin hiçbiri başkanlık sistemini savunmuyor. Zaten dikkat edilirse, bu mücadelelerin en zorlu verildiği ülkelerin hepsinde değil ama ezici çoğunluğunda fiili veya resmi başkanlık sistemleri yürürlükte. Ya da parti veya şahıs diktatörlükleri. 
Nasıl olacağı belli olmayan güçlü bir yasama ile dengeleneceği iddiasıyla başkanlık sistemini savunanlar, aynı zamanda 1920’lerin, 1930’ların, 1940’ların fiili başkanlık sistemlerinin, darbe dönemlerinin diktatörlüklerinin nasıl demokrasi düşmanı olduğunu haklı olarak anlatmaktan geri kalmıyorlar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demek de yanlış, çünkü ortada perhiz yok, sadece lahana turşusu var. Perhiz, kendi tarihimizden, çevremizden, Arap isyanlarından ders çıkarmak olurdu. Ama görünen o ki, “kendinden” kişilerin başkan seçileceğine olan güven duygusunun verdiği iştiha ile bir şeflik rejimi yaşamak isteyenler az değil. 
12 Eylül Anayasasından çıkalım derken, aslında yeni bir demokrasi mücadelesi alanı açılıyor. Görünen o ki, şeflik sistemi arzulayanlara karşı verilecek bu mücadele. Ve TürkiyeArap isyanlarına esin verdi diye kendi kendimize şişinirken, belki bu isyanların ileride Türkiye ’deki şeflik sistemine karşı mücadelelere esin kaynağı olduğunu göreceğiz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: