Türkiye’de Yönetici Devlet Özelliği Olarak Bedene Müdahalenin Sosyolojisi

İbrahim Mavi        01.06.2012

Türkiye’de son dönemlerde özellikle bedene müdahale anlamında bir tartışma sürdürülmeye başlanmıştır. Bedene yönelik bu tartışmalar genellikle cinsellikte yoğunlaştığı gibi, özellikle nüfus politikaları ve insanların bedenleri üzerinde hak iddia etme ile ilgili sınırları belirleyici tartışmalar olmuştur. Bu tartışmaların alevlenmesi aslında bilinçsizce yapılan bir uygulama değildir. Modern “yönetici devletlerin” en önemli özelliklerinin başında gelmektedir. Modern yönetici devletler, bünyelerindeki heterojen toplum yapılarını bir arada tutabilmek ve ulus inşası için, sosyalizasyon süreçleri ve ideoloji aracılığıyla sosyal kontrol ve denetim uygulamalarına başvururlar. Modern devletlerin rejimleri ne olursa olsun toplumsal bünyenin her alanına nüfuz etme eğilimindeki “yönetici devlete” dönüşmeleri ve değişimin seçkinlerin iradesi yönünde olması ideolojiyi, seçkinlerin iktidar konumlarının meşruluğunun muhafazası açısından işlevsel kılmıştır. Bu işlevsellikten yola çıkıldığında modern devletlerin özelliği olarak İktidar ve beden ilişkisinde iktidarın çeşitli şekillerde bedenlere hükmettiği görülmektedir.

Tarihsel süreç içinde farklı şekillerde ortaya çıkmış olan iktidar, kullandığı araçlar bakımından da farklı özellikler sergilemiştir. Bu bakımdan izlediği yöntemlerin yansıması olarak ortaya çıkmış olan baskı, denetleme, egemen olma, yönetme, hegemonik ilişkiler kurma ve normalleştirme politikaları, son olarak günümüzde yönetici devlet konumunda nüfusu denetlemesi, bedeni kuşatan yöntemlerin başında gelmektedir.  Bu bakımdan dinler, siyasi iktidarlar, devlet, siyasi ideolojiler ve insan ilişkilerinin yaygın olduğu toplumsal ilişki ağlarında bedene yönelik yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Modern dönemlerin yöntemlerinin başında gelen nüfusu denetleme şeklinde oluşan bedenin denetlenmesi, cinsellik, nüfusu kontrol etme, kılık kıyafet politikaları, estetik, uyruklaştırma, metalaştırma, cinsiyetlendirme gibi yöntemlerle farklı boyutlar haline ele alınmaktadır. Foucaultcu anlamda biyopolitik yaklaşımların yaygınlaşması ile bedene yönelik politikaların gelişmesi dirilerin yönetimini ortaya çıkarmıştır. Özellikle yönetici devlet konumunda olan ve söylemsel, hegemonik ilişkiler ağı içinde yaşayan iktidar, bedeni çeşitli şekillerde denetlenmektedir.

Bedenin çağdaş kültürel dönüşümü, kendi başına bedenselliğin sınırlarını sorunsallaştırmada da gözlemlenebilir. Bu, arasında fiziksel-fiziksel olmayan, insan-hayvan, hayvan/insan-makine veya otomasyon ve insan-ilahlar arasındaki sınırları kapsar. Ancak çağdaş bedenin geçirdiği kaçınılmaz dönüşüm, şiddetin inanılmaz derecede artışıyla ortaya çıkan dönüşümdür: “etnik şiddet, cinsel şiddet, kendini yok etme şiddeti, ev içi şiddet ve çete şiddeti.” Bedenin işkencede çözülmesi, süreklilik arz eden siyasal şiddet ortamlarında bedenin doğasının bozulması, zayıflar arasında hegemonik baskıya yönelik örtülü direnç, ‘etnik temizlik’ çılgınlığı, siyasal bir araç olarak tecavüz, hepsi beraber düşünüldüğünde bedenin insanoğlu ve haysiyetine yönelik bir tehdit aracı olduğu görülür.

Bedene işkence, öldürme, çeşitli işkence aletleriyle müdahale etme, dışlama, damgalama gibi eski metotlar uygulanırken, modern dönemde bu yaklaşımlar terk edilmiştir. Bedene yaklaşımda izlenen yeni yöntemler kapitalizmin ve siyasal iktidarların denetleme, gözetleme şekillerine göre farklılaşmıştır. Amaç, itaatkâr, kurallara, düzene ve kendini kuşatan otoriteye boyun eğmiş ve otoriteyi içselleştirmiş bir birey yaratmaktır. Foucault, bu değişimin nedenini 18. yüzyıldan itibaren Batı toplumlarına hâkim olan yeni bir iktidar biçimi olarak görür. Olumsuz sınırlayıcı olan ve hükümranın yaşamı almak ya da affetmek hakkıyla belirlenen, eski iktidar biçimlerinin tersine, bu yeni iktidar biçimi olumlu, üretken ve yaşamın desteklenmesine yöneliktir. Foucault, bu yeni iktidar teknikleri ve mekanizmalarına biyo-iktidar adını verir.

Biyo-politik sürecin aktif belirleyicisi olan biyo-iktidar, biyo-politik süreci belirleyerek insanlar üzerindeki hâkimiyeti ortaya koymaktadır. Biyoiktidar pratiklerini inceleyen Fransız düşünür Foucault tarafından geliştirilen bu biyoiktidar kavramı, yeni iktidar yaklaşımlarının toplumun her alanında nasıl bir sistem kurduğunu ve toplumsal denetleme, toplumsal üretim olgusunu nasıl oluşturduğunu açıklamak için ortaya koyduğu bir yaklaşımdır. Foucault burada iktidarların artık cinsellikten işkenceye, üretimden nüfusa, kültürel yapılara, doğum oranlarına, yaşam ve ölüm üzerinde iddia ettiği haklara kadar yönetici devletin beden üzerinde nasıl bir etki yaratığını vurgulamak istemiştir. Biyo-iktidar, toplumsal hayatı onu izleyerek, yorumlayarak, soğurarak ve yeniden eklemleyerek içeriden düzenleyen bir iktidar biçimidir. Bu iktidarın en önemli işlevi hayatı bütün yönleriyle kuşatmaktır ve asli görevi de hayatı yönetmektir. O halde biyo-iktidar, iktidar konusunda asıl meselenin bizatihi hayatın üretimi ve yeniden üretimi olduğu bir durumu anlatır. Bu biyoiktidar yapılanması en çok cinsellik ve nüfus üzerinde etkili olmuştur.

Egemen iktidar varlığını sürdürmek için, tebaasının yaşamını, en azından üretme ve tüketme kapasitesini muhafaza etmek durumundadır. Eğer herhangi bir egemen iktidar bunu ortadan kaldırırsa zorunlu olarak kendisini yok eder. Dolayısıyla imha ve işkence gibi negatif tekniklerden daha önemli olan şey, bio-iktidarın yapıcı niteliğidir. Bedene dair söylemler en çok namus, bekâret gibi cinsellikle ilgili konularda göz önünde olmakla birlikte, geleneksel söylemlerden uç feminist söylemlere, eşcinselliğe, şiddete, siyasete, ekonomiye, sosyolojiye, reklâmlara, modaya kadar pek çok konunun gündemindedir. Bu algı Türkiye’de son günlerde tartışılmaya başlayan eşcinsellik, nüfus denetimi, kürtaj gibi konularda daha da yoğunlaşmıştır. Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hükümet olduğu dönemden beri sürdürülen politikaların son dönemde bedene yönelmesi siyasi dönüşümün göstergesidir. Aslında bedene müdahalenin sosyolojisi yapıldığında, bedene yönelik müdahale ulus devletlerin özelliği olarak başlatılmışken günümüzde modern bir yönteme dönüşmüştür. Çünkü bedene müdahale sadece cinsellik veya nüfus alanında değil kılık kıyafet konusunda da görülebilir. Nitekim Türkiye’de yıllardan beridir süregelen “Başörtüsü Sorunu” bedene müdahalenin en belirgin alanıdır. Bedene yönelik bu müdahaleyi ortadan kaldırmaya çalışan AKP iktidarı bu gün izlediği yöntemlerle aslında kendi siyasi çıkarları ile çelişmektedir. Bunun yanında yönetici devletlerin bedene müdahalesine benzer bir yöntem izleyerek, ulus devletin bio-politik sürecini devam ettirmektedir.

Türkiye’de izlenen yöntemlerin kültürel niteliklerinin yanı sıra, uluslaşma ve siyasi seçkinlerin çıkarlarıyla beraber sürdürülmesinden kaynaklı bir çatışma süreci yaşanmaktadır. Bu çatışma süreci bu gün gelinen noktada bedenler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Türkiye’de bedene müdahalenin en belirgin alanı olan kılık kıyafetten, nüfus politikaları ve cinselliğe kadar her alanda bir denetim sağlanmaya çalışılmaktadır. Modern devletlerin dönüşümlerinin göstergesi olarak ortaya çıkan bedene yönelik politikalar, özellikle cinsellik ve nüfus alanında yoğunlaşmıştır. Bu gün gelinen noktada AKP hükümetinin insanların dönüşümünde temel etken olan eğitim sitemiyle bir zihniyet dönüşümü sağlamaya çalışması hem zihin hem de beden özerinde bir hak iddia etmedir. Son dönemlerde tartışılmaya başlayan 4+4+4 sistemi modern politik bir süreç olarak insanların dönüşümünü hedeflemektedir. Bütün devletler kendine bağlı yurttaşlar yaratmak için eğitim sistemlerine başvurmuşlardır. Eğitim bir halkın dönüşümünde en belirleyici etkendir. Kılık kıyafetten disiplin alanına, zihniyetten bedenin dönüşümüne kadar birçok alanı kapsamaktadır. bu nedenle eğitim üzerinde yapılan değişiklikler aslında bedene müdahalenin ilk adımı olmuştur. Daha öncesinde Başbakanın nüfus politikaları çerçevesinde “üç çocuk yapma” konusundaki tavsiye aslında bilinçli bir politikadır. Devletlerin nüfus politikalarının sürdürülmesi bu anlamda bir siyasi parti özelliği olmuştur.

Bu gün Türkiye’de beden üzerinde izlenen yöntemlerden bir diğeri cinsellik konusunda olduğu gibi, kürtaj ve “ölümler” üzerinde olmaktadır. modern yönetici devletler “dirilerin yönetimini” sağlarken Türkiye’de hem dirilerin yönetimi hem de “ölülerin yönetimi” yapılmaktadır. Çünkü bedene müdahale anlamında bir girişim öncelikli olarak bir kadının rahmine ve cinselliğine yönelik bir müdahaledir. Sağlık alanındaki bu müdahalenin sağlıklı ceninleri yaşatıp sakat olanların doğumuna izin vermemek gibi bir ırkçı yöntemden hiçbir farkı yoktur. Bir kadının kaç çocuk doğuracağı veya cinselliğine dair söz söyleme hakkı kendi bedeni üzerinde tasarruf hakkını ifade etmektedir. Bu anlamda bedenin dokunulmazlığı bir insan hakkı olmakla beraber, bu gün Türkiye’de insan haklarına yönelik bir ihlal söz konusu olmaktadır. Bu söz söyleme hakkı, yukarda vurguladığımız gibi “ölülerin yönetimi” ile yakından ilgilidir. Bu gün içinde bulunan çatışmalı sürecin yansıması olarak ortaya çıkan ölümler, etnik temelli bir tartışmanın ürünüdür. Bu temelde Kürt sorunu üzerinden devam eden bir çatışmalı süreç ölümleri ortaya çıkarmaktadır. En son Uludere Katliamı ile gerçekleşen sivillere yönelik saldırı yine bedene yönelik bir müdahalenin yansımasıdır. Çünkü devlet kendi vatandaşlarını yaşattığı gibi “öldürme hakkına” da sahip bir yöntem izlemektedir. 34 sivilin ölümü Türkiye’de bir başbakan tarafından kürtaj veya sezaryen doğum ile ilişkilendirilirken bilinçli bir yöntem izlenmektedir. Bunların tümünün toplamı aslında modern yönetici devletin özelliklerini ortaya koymaktadır. Bu gün gelinen noktada devlet temsiliyeti misyonunu yüklenen ve devlet seçkinlerinden çok siyasi seçkinlerin yönetimine dönüşen bir siyasi parti özelliği olarak bedene müdahale etmek aslında devletin kendisi olduğunu ileri sürmektir. Çünkü eğitim, sağlık, ekonomi, siyaset gibi alanların tamamı devletlerin izledikleri politikalarla şekillenmektedir. Fakat gelinen noktada tüm bu alanların yanında bedene müdahale hakkını kendinde gören bir siyasi partinin varlığı devletin sözcülüğünden çok, devlet-siyasi parti birlikteliğini ortaya çıkarmıştır. Beden üzerinden başlatılan bir bio-politik siyaset yöntemi Türkiye’de devletin ve devletin bütün özelliklerini barındıran siyasi partinin yöntemlerine dönüşmüştür. Bu yöntemlerin yasal sürece dâhil olmasıyla beraber bedene yönelik meşruluk temelleri de ortaya çıkacaktır. Nitekim gelinen noktada, nüfus politikaları, cinsellik, doğum ve ölümler hakkında izlenen yöntemler konunun önemini ortaya çıkarmaktadır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: