İmparatorluktan Ulus Devlete Geçiş ve Tek Parti İdeolojisi-1

İbrahim MAVİ

06.06.2010

İMPARATORLUKTAN ULUS DEVLETE GEÇİŞ AŞAMASI

 

Osmanlı İmparatorluğu 18. Yüzyıl başlarından itibaren yeni değişimler ve gelişmelere sahne olmuş, Avrupa’dan bir çok anlamda geri olduğunu fark etmeye ve imparatorluk içinde sorunların oluştuğunu görmeye başlamıştı. Bu nedenle Osmanlı son dönemlerinde başta askeri alanda olmak üzere, kültürel, sanatsal, hukuksal anlamda bir çok değişimi oluşturmaya çalışmış ve bunu yaparken Avrupa standartlarında bir gelişme gösterme çabalarında olmuştur. Bu yüzden Avrupa’ya yolladıkları kişilerce Avrupa’nın teknolojik gelişmelerinden yararlanacak koşulların ne olduğuna dair bilgiler almış, dönemin standartlarının ne olduğunu ve imparatorluğun hangi değişiklikleri yaparsa Avrupa’dan geri kalmayacaklarını oluşturmaya çalışmışlardı. Bundan sonraki yıllarda bu gelişmeler Osmanlının ayakta kalmasına yardımcı olamamış, yıkılışının tekmelerinin atılmasını engelleyememiştir. Osmanlı son dönem izlediği akımlarla da bütünlüğü sağlayamamıştır. Osmanlı imparatorluğunun son yıllarında Osmanlıdan ayrılan bir çok etnik öğeler olduğu gibi, topraklarda giderek küçülmeye başlıyordu. Özellikle I. dünya savaşından yenik olarak ayrılan ittifak güçlerinden olan Osmanlı imparatorluğu itilaf devletleri olan batılı devletler tarafından işgal edilmeye ve bölüşülmeye çalışılıyordu. İşgal güçlerinin ülkenin her tarafına yayılarak ülkeyi ele geçirme politikalarına karşı hiçbir şey yapamayan bir güç haline gelen imparatorluk kendini savunamaz hale gelmişti. Emperyalizmin giderek güç kazandığı I. Dünya Savaşından sonra bu ülkeler Osmanlıyla Sevr antlaşmasını imzaladılar fakat bu antlaşma yürürlüğe girmeden iptal olmuş oldu çünkü koşullar Osmanlının tam anlamıyla dağılmasına zemin hazırlıyor, ve ülke içerisinde çıkan kargaşaların da etkisiyle büyük tepkiler oluşturuyordu.

İngilizlerin İstanbul’u işgal etmiş oldukları bir dönemde özellikle Yunanlıların işgale başlamasıyla ülke tam anlamıyla bir kargaşanın içine girmiş, ülkede çalışmalar yürütmeye başlayan Mustafa Kemal ve arkadaşları kurtuluş mücadelesini başlatmışlardı. Ülkenin bir çok yerinde toplantılar, kongreler oluşturmaya başlayan ve milli mücadele bilinci aşılamaya başlayan Mustafa Kemal ve arkadaşları ilk olarak Doğu Anadolu’da bir mücadele başlatmıştır. Başarılar elde etmeye başlayan bu mücadele ülkenin her yanında tüm güçlerle devam etmekte, ülke sınırları içerisinde tüm kendilerini savunmak isteyen hereksin katkısıyla milli mücadele başarılı bir şekilde yürütülmeye başlanmıştır. Ulusal bağımsızlığı oluşturmaya çalışan bir millet meclisi kurulmuş ve bu mücadelede bu meclisin karaları çerçevesinde işlemeye başlamıştır. Birinci millet meclisi verdiği karalarla ulusal bağımsızlık mücadelesinin ortak iradesi olmuştur. 22 haziran 1920 de Yunanlılar Anadolu’nun içlerine doğru yönelmeye ve Ege bölgesinde işgaller oluşturmaya başlayınca doğuda Ermenilerle mücadele eden kuvvetler Yunanlılara karşı batıya yönlendirilmiş ve böylece ulusal mücadele burada devam etmiştir.bu arada İstanbul hükümeti, müttefiklerle 10 ağustos 1920 günü Sevr antlaşmasını imzalamışlar ve bu antlaşmaya göre sadece İstanbul ve çevresi ile kuzey Anadolu kalıyordu(Karpat, 2008:135). Fakat Sevr antlaşması  uygulama alanı bulmadan etkisiz hale gelmiştir. Bu arada Mustafa kemal anayasa oluşturmasına yönelik olarak meclise teklif sunmaktaydı. Gerçekte memleketin ilerdeki rejimini tayin eden bir girişim olan ve ilerde muhafazakarların sezinlediği gibi saltanatın kaldırılmasıyla sonuçlanacak olan anaysa 20 ocak 1921 de kabul edildi(Karpat, 2008:135).

 1-) 1921 Anayasası

1921 anayasası birinci meclis tarafından milli mücadele döneminde mücadelenin nasıl yönetileceğine yönelik kararların alındığı ve olağan üstü hallerde hazırlanmıştır. Kurtuluş mücadelesi vereye başlayan halk ve Mustafa Kemal’i çevresindeki askerler buna yönelik olarak anayasal bir düzenlemenin olması gerekliliği hissetmişler ve bu çerçevede politik karalar almaya başlamışlardı. Olağanüstü bir halde iken hazırlanan bu anayasaya göre:

“Egemenlik kayıtsız şartsız  milletindi ve bütün yetkiler  Türk devletinin idarecisi Büyük Millet Meclisi’nde toplanmıştı. Anaysa, millet meclisinin yetkilerini sıralıyor ve seçimleri-iki yılda bir- düzenliyordu. Anayasa, büyük Millet Meclisi’ne şeriatı uygulama ve yürütmek yetkisini de tanıyordu, ki böylece fiiliyatta Millet Meclisi halifeliğin yerini almış oluyordu(Karpat, 2008:135)”

İşgale karşı olağan üstü hallere karşı oluşturulan bu anayasa çerçevesinde hareket ediliyor, her türlü karar ve denetim meclis tarafından sağlanıyordu. Bu dönemde özellikle ulusal bağımsızlık mücadelesinin kararlarında etkili bir rol oynayan ve halkın temsilcisi haline gelen bir organ olmuştur. Yunanlıların işgallerinin devam ettiği dönemlerde millet meclisinin tüm yetkileri verdiği Mustafa kemal komutanlığında mücadele devam ediyor ve yunanlılarla 23 ağustos tan 13 eylül 1921 e kadar sürecek olan savaş sonucunda yunalılar yenilgiye uğruyordu. Eylül 1922 de yunan ordusu kesin bir şekilde yenilerek ülkeyi terk etti ve  11 ekim 1922 de Türkiye ile Yunanistan arasında bu günkü  bu günkü sınırları tespit eden Mudanya Mütarekesi imzalandı(aktaran, Karpat, 2008:137). Ulusal bağımsızlık mücadelesinin başarılı olmasından dolayı Sevr antlaşması önemini kaybetmiş ve yeni bir antlaşma olan Lozan antlaşması imzalanmak üzere Ankara hükümeti davet ediliyor. İstanbul hükümetini de davet edilmesi üzerine Mustafa kemal 1 kasım 1922 de saltanatı kaldırarak çıkacak olan kargaşanın önlemini alıyordu(Karpat, 2008:137). Böylece 24 temmuz 1923 te Lozan antlaşmasının imzalanmasıyla sorunlar çözülmüş oldu. Bundan sonraki süreçte memleket içinde çeşitli tartışmalar yapılmaya başlandı. Saltanat kalkmıştı fakat ülkede dini öncülük yapan ve Osmanlıdan beri aynı zamanda ülkenin başkanı olan halifelik daha devam ediyordu. Yeni rejimin nasıl olacağına yönelik tartışmalar sürüyor, kimileri halife taraftarlığını savunarak dini bir rejim istiyor, kimileri yeni kurulacak rejimin cumhuriyet olmasını isteyip farklı hesapları yapıyorlardı. Kargaşaların olmasından dolayı meclis kendini feshedip 1 nisan 1923 te yeni seçime gidiliyordu. Yeni seçim sonucunda meclis oldukça kabarık milletvekili sayısına sahipti. Mecliste halifelik görüşünün çoğunlukta olduğu görülmekte ve meclis Müslümanlığın yüksek bir müessesesi olarak görülmekteydi(Karpat, 2008:140). Bu düşünce yapısı gittikçe yaygınlaşmakta ve halife taraftarları çoğalarak eski rejimin geri geleceği inanancına sahip olmaktaydı. Mustafa kemal bu durumdan rahatsız olmuş ve kurtuluş savaşının lideri olarak bir prestije sahip olmasının avantajını göz önüne alarak yeni bir rejimin kurulacağına inanmıştır.

             Mustafa kemal siyasi bir kriz yaratmayı tasarlaması üzerine 27 ekim 1923’te fethi Okyar başvekillikten çekildi ve iki gün yeni vekiller heyeti kurulmadı. Mustafa kemal zorluluğun anayasadan doğduğunu, çünkü yasama organı ile yürütme organı  arasındaki ilişkilerin iyi düzenlenmediğini ileri sürdü. Bu nedenle anayasayı cumhuriyetin ilanını mümkün kılacak şekilde değiştirmeyi teklif etti. Devletin başında meclis tarafından seçilmiş bir cumhurreisi bulunacaktı; cumhurreisi başvekili seçecek isterse meclise ve vekiller heyetine başkanlık edebilecekti. Başvekil ile kabine, meclisin onayından geçecekti. Meclis anayasayı değiştirme teklifini 9 ekim 1923 günü kabul etti; Türkiye bir cumhuriyet, Mustafa kemal ilk Cumhurreisi  ve ismet paşa ilk Başvekil oldu(Karpat, 2008:140).

 

 

 

 

 

 

2- ) Cumhuriyet’in Kuruluşu ve Tek Parti Dönemi

 

Cumhuriyetin ilanından sonra yeni rejim tartışmaları ve saltanat yanlılarının dini yaklaşımlarından kaynaklanan eskiye dönme isteği rahatsız edici bir ortam yaratıyordu. Özellikle halifelik gibi bir makamın hala toplum içerisinde devam etmesi ve toplumsal olarak dine yatkın bir kesimin fazla olması saltanatın ve halifeliğin olduğu bir rejimin olması gerektiğini savunuyorlardı. Fakat Mustafa kemal çevresi yeni rejim hakkında daha farklı fikirlere sahipti ki 1921 anayasasında alınana kararlar bunun açıkça göstergesiydi. ‘Ulusal hareket Anadolu’nun bölünmesini önleme hedefine yönelmiş anti emperyalist ve birleşik bir hareket olmakla birlikte, toplumsal olarak tutucuydu. Asker-sivil bürokrasi, ittihatçıların hız verdikleri yükselen burjuvazi ve Anadolu’nun önde giden kişileri ve toprak sahipleri arasında gevşek bir siyasal ittifak vardı’(Karpat, 2008:68). Yeni siyasal rejimin taraftarları kurtuluş mücadelesinde öncülük etmiş ve Mustafa kemal çevresiydi.

Halife yanlıları dini bir devlet yapısının kurulmasını iterken Kemalistler tam tersi modern ve çağdaş bir rejim taraftarıydılar. Kemalistler Türkiye’nin modern bir ulus devlete dönüştürülmesini, Mustafa kemal’in sözleriyle; ‘çağdaş uygarlık seviyesinde ileri ve uygar bir ülke olarak’ yaşamasını istiyorlardı(Karpat, 2008:69). Cumhuriyetin ilanından sonra buna yönelik olarak çalışmalar sürdürüldü ve 3 mart 1924 de halifelik kaldırıldı. 20 nisan 1924’te teşkilatı esasiye Kanunu getirilerek cumhuriyetin yeni anayasası oluşturuldu. “Yeni Bürokrasinin hiçte esnek olmayan yapısı, özellikle üç ana ilke çevresinde biçimlendi; Laiklik, cumhuriyetçilik ve ulusçuluk. Bu üç ilke, rejimin kutsal ilkeleriydi. Bunarlın, kısmen de olsa tartışma konusu yapılması devlet terörünün ortaya çıkması için yeterliydi. Üç ilke bunları tamamlıyordu; Halkçılık, inkılapçılık ve devletçilik. 1931’de CHP’nin programında bir bütün olarak yer alan bu ilkler, daha sonra anayasaya da girdiler. Böylece TC Devleti’nin ideolojik iskeletini resmen ifade eder oldu.”(insel düzen kalkınma s.119-120). Artık bu ilkeler çerçevesinde ülkenin siyasal yaşamı oluşmaya başlamıştı. İlk olarak oluşturulan 1924 anayasası cumhuriyetin ilk anayasasını oluşturur olmuştu. 1924 anayasasının kurduğu siyasal sistem, ‘meclis hükümeti’ ve ‘parlamenter hükümet’ sistemlerinin izlerini taşımaktaydı(Karatepe, 1999:161). Bu anayasaya göre; “Kayıtsız şartsız millete ait olan hakimiyet, millet adına Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılacaktır. Yasama yetkisi ve yürütme kuvveti meclis elinde toplanmıştır. Kuvvetler ayrılığı yoktur, ama meclis her türlü devlet işini kendisi yürütemeyeceği için, yürütme yetkisini, kendi seçmiş olduğu bir cumhur başkanı ve onun tayin ettiği bakanlar aracılığı ile kullanılacaktır.”(aktaran Karatepe, 1999:161). Bu yeni anayasa 27 mayıs 1960 darbesine kadar yürürlükte kalacak ve çeşitli değişikliklere uğrayarak rejimin ideolojisini temel alacaktı.

 

           3-) 1924 Anayasası ve Reformlar

1924 anayasasıyla berber Kemalistlerin gerçekleştirmek istedikleri uygulamaların yolu açılmış oluyordu. Özellikle laiklik ilkesinin önem arz ettiği bu dönemde siyasaldan sosyal yapıya bir çok alanda değişim ve dönüşüm yaşandı: İlk olarak cumhuriyet döneminde Ankara rejimi; “Müttefiklerin tutsağı durumundaki bir sultan halife imajından, dünyevi gücün saltanattan fiilen ayrıldığı yeni bir anayasal sisteme yöneldi. Bunu, 1 Kasım 1922’de saltanatın ilgası; 29 Ekim 1923’te cumhuriyet’in ilanı ve nihayet 3 Mart 1924’te bir dizi öneli kanunlar; hilafetin kaldırılması, eğitimin tümünün devlet tekeline alınması[tevhid-i tedrisat kanunu] ve medreselerin kapatılması izledi.din işleri ve vakıfların yönetimi, bundan böyle başbakanlığa bağlı başkanlıklar tarafından yürütülecekti. Nisan 1924’te Şer’i mahkemeler lağvedil. 1925’te tarikatlar yasaklandı. 1926’da İsviçre medeni hukuku kabul edildi ve şeriatla ceza hukuku arasındaki bağ koparıldı. 1928’de, İslam’ı hala devletin dini olarak zikreden anayasa iptal edildi. Aynı yıl içinde Latin alfabesi kabul edildi.”(Mardin, 2008:64).  “1925 yılında tekke ve zaviyeler kapatıldı, milletler arası takvim kabul edilerek İslam takviminin yerini aldı(1 Ocak 1926 dan itibaren), fes yerine şapka giyilmesi kabul olundu ve aşar kaldırıldı. 1926’da İsviçre medeni kanunu bütünü ile kabul edilerek şeriata dayanan Mecelle’nin yerini aldı. Böylece , aile ilişkileri, kadının aile ve toplumdaki yeri batı esaslarına göre düzenlendi. Aynı yılda yeni ceza ve ticaret kanunları geçirildi ve insan suretinin yapılmasını yasak eden dini inançlara karşı İstanbul’da Mustafa Kemal’in ilk heykeli dikildi.”(Karpat, 2008:152). Reformların getirdiği değişim ve dönüşümün etkisiyle toplumsal olarak zorlular çekiliyor ve tepkilere neden oluyordu. Mustafa kemal’in şapka kanunu hakkında konuştuğu Kastamonu’da çıkan olaylar sonucu ser tepkilerin gösterilmesi ve kötü sonuçlar doğurması kılık kıyafet konusunda tepkileri göstermekte ve halkın bir bakıma nasıl zorlandığını göstermekteydi. Bu reformlar kısa bir kesintiye uğrasa da daha sonra Latin harflerinin kabulü, Türk tarih kurumunun kuruluşu, Türk dil kumrunun kuruluşu gibi bir çok alanda dönüşümler yanşadı. bu reformları halka benimsetmek isteyen Halk Partisi Halk evlerini açarak halkı eğitmeye başladı(Karpat, 2008:153). Cumhuriyetçi ve milliyetçi esaslara göre oluşturulan bu halk evleri topluma gerek okuma yazma öğretme, gerekse de halka reformları benimsetme anlamında köy ve ilçelerde işlev görüyordu. Bu reformların amacı toplumu çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmak olarak vurgulanıyor, özellikle milliyetçi ve laiklik ilkesine göre değişimler gerçekleştiriliyordu. Laiklik ilkesinin ön planda olması nedeniyle 1928 yılında meclise sunulan yasa tasarısı anayasasının ikinci maddesindeki ‘devletin dini İslam’dır’ ibaresinin kalkmasını istiyordu ve gerekçe olarak ta ‘çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanak olacak en gelişmiş devlet şeklinin laik ve demokratik cumhuriyet olduğu kabul edilmiştir’(aktaran Stefanos, 1998:101) diye vurgulanıyor ve devletin dini İslam’dır ibaresi böylece anayasadan çıkarılıyordu.

 

          4-)  Siyasal- Sosyal Değişimler ve Toplumsal Hareketler

Yeni kurulmuş olan cumhuriyetin ekonomik ve siyasal sorunları öncelikli olmaktaydı ve devlet politikaları bu yönlü çalışmalar yürütmeye başlamışlardı. Özellikle saltanat ve halifeliğin kaldırıldıktan sonra cumhuriyet rejimi meşruluğunu tam anlamıyla  sağlamış ve meclis içerisinde yeni çalışmalarla sorunları halletmeye yönelmiştir. Bu gelişmelerin yanında siyasal rejimin çevresindeki insanlar arasında bir huzursuzluk oluşmaya başlıyordu.  Cumhuriyetin kurucu kesimi askere olduğu için ilk zamanlarda askerler arasında anlaşmazlıklar çıkıyor, Mustafa kemal taraftarları ile ona karşı olanlar arasında sorunlar oluşmaya başlıyordu. Mustafa kemal rakiplerinin kendine yönelik olarak bazı girişimlerde bulundukları duyumlarını almaya başlıyordu ve bu yüzden 19 aralıkta mecliste bir yasa çıkarttı ve bu yasaya göre; ‘siyasetle uğraşmak isteyen subayların ordudan istifa etmeleri gerekiyordu. Bazı Kemalistler meclisteki görevlerinden ayrılarak ordudaki görevlerine geri döndüler. Bu anayasa sonucu ordunun siyasetten uzun vadeli olarak ayrılması oldu( Ahmad, 2008:74)’. Etkisiz bir hal alan muhalefetle beraber artık mecliste sadece cumhuriyet halk partisi vardı. Bu dönemden sonra uzun vadeli sürecek olan ve demokrasinin uygulanmasına engel olacak olan bir siyasal kültür oluşmaya başlıyordu. Çünkü bu yılar içerisinde CHP kendisinden başka bir partiye tahammül edemeyecek ve bir parti ideolojisi olarak tek başına ordu ile ilişkilerini devam ettirip tek parti hakimiyetini sürecekti. Demokrasinin gerekliliği olan çok partili hayatın benimsen memesinin nedeni CHP içerisinde yapılanmış olan kişilerin kendilerini ülkenin tek temsilcileri saymasından dolayı oluşmuştur. Bu tek partiye karşı etkisiz hale gelen muhalefetin sesinin duyulması için yeni bir partinin kurulmasına yönelik olarak çalışmalar oluşmaya başlıyordu. CHP adını alan halk partisinden birkaç kişi partiden istifa edip yeni bir parti kurma girişimlerinde bulundular; ‘ordu müfettişliğinden istifa ederek meclise seçilmiş olan Kazım Bey (Karabekir) ile ali Fuat (Cebesoy), Rauf (Orbay), Adnan (Adıvar), Rafet paşa, İsmail Canbulat ve daha birkaç milletvekili Terakkiperver Cumhuriyet fırkası  adı altında yeni bir siyasi parti kurdular(Karpat , 2008:143). Böylece mecliste bir muhalefet oluşturan THF Mustafa kemal ve çevresine karşı girişimlerde bulunuyorlardı. Bu parti hiçbir zaman radikal anlamda bir muhalefet olmadılar.

Şubat 1925’te Doğu Anadolu’da bir Kürt isyanı patlak verdi ve hızla yayıldı. kimilerine göre ulusal bir ayaklanma iken kimilerine göre de din ağırlıklı bir isyandı(Ahmad, 2008:75). Şeyh Sait ve arkadaşlarının başlattığı bu isyan bir çok vilayete yayılarak büyük etkiler yarattı. Bu ayaklanmanın dini bir ayaklanma olduğunun üzerinde duruldu.  Fakat bu isyanın ortaya çıkışının temelinin Kürt ulusunun kendini var etme politikası olduğu hem çalışmalarda hem de sloganlarında açıkça görülmekteydi; ‘şeyh Sait isyanında 206 köyün yerle bir edildiği, 8.785 evin yakıldığı ve 15.200 insanın öldürüldüğü hatırlanırsa, böylesine kapsamlı bir hareketin dini nedenlerle ve Hilafet’i restore etmek amacıyla yapıldığını savunmak zordur. Bu konuda Hikmet Kıvılcımlı şunları yazıyor; “Kürdistan’da köylü devriminin elifini bile ağzına almayan, Şark’a demokratik burjuva devrimini büsbütün yasak eden, buna karşılık Kürt ağaları ile el ele vererek Kürdistan’ı iktisaden ve siyasetten sömürgeleştiren Cumhuriyet burjuvazisi, elbette şark isyanlarındaki mevkii kendisi herkesten iyi bilir(aktaran Başkaya, 2006:103-104). İsyanın amacının aslında hilafeti geri getirmek olmadığı konusunda çeşitli bilgiler varken uluslar arası kamuoyunda bu farklı şekilde yansıtıldı. Bu isyanla başa çıkabilmek için 4 mart 1925’te Takrir-i Sükun Kanunu kabul edildi(Karpat, 2008:144). Bu kanun çerçevesinde isyan bastırıldı ve kurulan özel mahkemelerle tüm muhalif kesimler bastırılıp yargılandı. Bu olaydan dolayı isyanla bağlantısı olduğu kabul edilerek Terakkiperver cumhuriyetçi parti kapatıldı ve bu iki yıl içinde istiklal mahkemelerinde yargılanan 500’ün üzerinde kişi idam cezasına mahkum edildi(Ahmad, 2008:76). Terakkiperver fırka’nın programında yer alan ‘dine saygılı olunacağı’ hükmünün, gericiliği teşvik edici olduğu söylenerek Şeyh Sait ayaklanmasıyla ilişkilendirilip gerici politikalar izlendiğine yönelik yaklaşımlar oldu fakat 1924 ana yasasında ‘devletin dininin İslamiyet olduğu’ açıkça belirtiliyordu(Karatepe, 1999:169). Gerek gerici faaliyetler gerek ülkenin etnik unsurlar bölünmeye çalışıldığı anlamında halk partisi ve ordu sürekli bir muhalefetin sivrilmemesi taraftarıydılar ki zaten uzun yıllar boyunca tek parti ideolojisi hakim olan bir rejim devam etti. Bununla birlikte yeni kurulmuş olan Cumhuriyetin içinde Kürtlerin isyanı 1929-1930 yıllarında Ağrı isyanı, 1938 de dersim isyanıyla sürekli devam etti. Hükümet ve devletin bu gibi toplumsal hareketler karşısında aldığı önlemler çok sert olmaktaydı. kendisine muhalefet edecek bir siyasi parti yada toplumsal harekete izin vermeyen bu rejim aldığı önlemlerle ‘Ağrı İsyanı’nın da 6.816 evin bulunduğu 165 köyü yok etmiş(Başkaya, 2006:104)’ ve bu politikasını dersim isyanında da devam ettirmiştir.

Demokrasi adına hiçbir gelişim göstermeyen bu rejim aksine o dönemde uygulanan faşist rejimlerin politikasını benimseme yoluna gitmiştir. Son olarak Dersim isyanın sonucunda uyguladığı politikalar sonucu binlerce insanın ölümüne neden olmuş, zorunlu iskan politikalarıyla bölge halkı Türkiye’nin bir çok iline göç ettirilmiştir. Şeyh Sait İsyanı’yla başlayıp (1925) Ağrı İsyanı’yla süregelen (1930) ve 1938’li yıllarda da devam eden Dersim isyanıyla Kürt’lerin isyanları devam ederken uygulanan politikalar da bir o kadar sertti. ‘Dersim 1938 ve Zorunlu İskan’ adlı eserinde Hüseyin Aygün öne sürdüğü belgelerle zorunlu olarak Türkiye’nin bir çok yerine nasıl göç ettirildiğini ve burada binlerce insanın isyanı bastırma adına nasıl ölümle cezalandırıldığını belgelerle açıklamakta ve o döneme tanıklık eden Asker-sivil kişilerin görüşlerinden yararlanmaktadır. O dönemin sıkı politikaları ve Kemalizm olarak adlandırılan Atatürk ilke ve inkılaplarına ters düştüğü vurgulanan tüm siyasal ve sosyal faaliyetler nasibini alıyordu. Bu uygulamaların başında yer alan etnik ve dini faaliyetler ise anayasal düzende devlet tarafından özellikle karşı çıkılmış ve ona yönelik olarak yasalar oluşturulmuştu.

 

  5-) CHP-Ordu ve Tek Parti  İdeolojisi

Türkiye’deki tek parti yönetiminin, bugünkü anlayış ve tanım çerçevesinde bir demokrasi olmadığı çok açıktır ancak o günlerin koşullarında tek partili cumhuriyet insan haklarına saygı ve özgürlük kriterleri açısından çok yukarılarda bir yerdedir. Doğu ve Orta Avrupa sağ ve sol diktatörlerin baskısı altında idi. Almanya’da Hitler İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franko‘nun faşist yönetimleri vardı. Fransa, Belçika ve İsviçre’de kadınların en temel insan haklarından biri olan siyasal haklardan yoksun bulunuyorlardı. Yani nüfusun yarısını oluşturan kadınların seçme ve seçilme özgürlükleri yoktu. Türkiye’de de CHP tek başına iktidarı oluşturuyordu. 1924 anayasanın kabul edilmesine rağmen 1927’den sonra, rejimin çerçevesini Halk partisinin tüzük ve programları belirledi(Karatepe, 1999:165). Hatta halk partisi öyle bir iktidar kurmuştu ki yeni bir partinin kurulmasına tahammül edememekte, muhalefeti kabullenememekteydi. Doğrudan doğruya Mustafa Kemal’in teklifi üzerine Fethi Bey(okyar), 12 ağustos 1930 tarihinde serbest Fırkayı kurmasına öncülük etmesine rağmen(Karpat, 2008:164) Serbest Fırka birkaç ay içinde kapatıldı. Halk partisi, dinci gericilerin Serbest Fırkayı kendi maksatları için bir kalkan gibi kullanmış olduklarını ileri sürerek bu partinin kapanışını isabetli buluyor; buna delil olarak da Serbest Fırkanın kapanışından altı hafta sonra patlak veren Menemen Ayaklanması’nı gösteriyordu(aktaran Karpat, 2008:166). Demokrasiye henüz geçememiş olan Türkiye Cumhuriyet Halk Partisi ve Ordunun da etkisiyle hiçbir zaman kendileri hariç temsilci oluşmasına izin vermediler ve bu parti kapandıktan sonra 1946 da çok partili sisteme gecene kadar başka partilerin varlığına izin vermediler. Böylece Halk partisi tek başına ülkeyi yöneten bir yönetim şekli benimsemiş ve yaptıklarını da Atatürk ilke ve inkılaplarıyla meşrulaştırdılar. Bu süreden sonra CHP kendini milletle devletle eş tutmaya başladı: kendisini her türlü kontrolün dışında sayarak, Avrupa’daki totaliter hükümetlerin başarısından cesaret alarak tahakkümünü genişlettikçe genişletti(Karpat 2008:172). 1931 yılında parti kurultayında Cumhuriyetin altı ilkesini tespit edip partinin ideolojisinin böyle olduğunu kabul etti.

Kendini tek temsilci olarak kabul eden CHP’nin başkanı Recep Peker siyasi partinin tanımını yapmaya başlıyordu; “bir siyasi parti, devletin idaresi konusunda benzer görüşlere sahip bulunan insanların meydana getirdiği bir topluluktu; hükümetin siyaseti konusundaki görüşlerini gerçekleştirebilmek için bunlar birbirine güvenmek ve inanmak zorunda idiler. Bir siyasi parti(yani Cumhuriyet Halk Partisi) içinden çıktığı gurubun bütün ekonomik, toplumsal ve siyasi ihtiyaçlarına programında yer verirdi(aktaran Karpat, 2008:173)” diye vurguluyordu. Recep Peker döneminde partinin nasıl bir yol izleyeceği yaptığı çalışmalar ve kongrelerde vurguladığı şekilde aslında açık bir şekilde belli oluyor ve kendilerinin halkın tek temsilcisi sayıyorlardı. Parti ile hükümet iç içe girdi ve Recep Peker genel sekreterlikten alındıktan sonra Genel başkan ismet İnönü yayımladığı bir genelge de, devlet-hükümet ile partinin birleştirildiğini açıkladı ve 1937’de yapılan değişiklikle Halk Partisi’nin altı oku anayasaya girdi(Karatepe, 1999:180). Bu son dönemlerde ismet İnönü ve Mustafa kemal arasında bazı konular ve izlenen politikalar yüzünden sürtüşmeler yaşanıyordu. Bu yüzden ismet İnönü 20 Eylül 1937’de başvekillikten istifa etti ve Mustafa kemal 1938 de öldüğünde İsmet İnönü göreve geri geldikten sonra ordu ve parti tarafından tam destek almaya başladı(Karatepe, 1999:180). Tek parti ideolojinin anayasayla birleşmesiyle tek partili rejim 1946 yılında Avrupa’nın ve ikinci dünya savaşının koşuları sonucu zorunlu olarak çok partili hayata geçme kararı alınana kadar devam etti.

Kaynakça

 

-AHMAD, Feroz(2008), Modern Türkiye’nin Oluşumu, 7. Basım, Kaynak Yayınları,

İstanbul.

-AĞAOĞULLARI, M. Ali(1998) Aşırı Milliyetçi Sağ, Geçiş sürecinde Türkiye (Der. İrvin Cemil Schick- Ertuğrul Ahmet Tonak), Belge Yayınları,İstanbul

-ALTINAY-BORA, Ayşe Gül- Tanıl(2002) Ordu, Militarizm ve Milliyetçilik, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Milliyetçilik Cilt-4, Editör: Tanıl BORA, iletişim Yayınları, İstanbul

-ARCAYÜREK, Cüneyt(1986), Müdahalenin Ayak Sesleri 1978-1979, 2. Basım, Bilgi Yayınevi, Ankara.

-AYDINER, Furkan(2008), Meşrutiyetten Günümüze Darbeli Demokrasi, Nesil Yayınları, İstanbul.

-BAŞKAYA, Fikret(2006), Paradigmanın İflası, 11. Basım, Maki Yayınları, Ankara.

-BAYRAMOĞLU, Ali(2001) 28 Şubat Bir Müdahalenin Güncesi, 2. Baskı, Birey Yayınları, İstanbul

– BAYRAMOĞLU, Ali(2004) Asker ve Siyaset, 2. Baskı, Bir Zümre Bir Parti Türkiye’de Ordu, (Der.) Ahmet İnsel-Ali Bayramoğlu, Birikim Yayınları, İstanbul

-BELGE, Murat(Ahmet Samim)(1998) Sol, Geçiş sürecinde Türkiye (Der. İrvin Cemil Schick- Ertuğrul Ahmet Tonak), belge yayınları,İstanbul

-BELGE, Murat(2000), 12 Yıl sonra 12 Eylül, 4. Basım, Birikim Yayınları, İstanbul

-BELGE, Murat (2002), Mustafa Kemal ve Kemalizm, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Kemalizm Cilt-2, 2. basım, Editör: Ahmet İNSEL, İletişim Yayınları, İstanbul

-BERKES, Niyazi(2008), Türkiye’de Çağdaşlaşma, 13. Baskı, Yayına hazırlayan: Ahmet Kuyuş, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul

-BİRAND, Mehmet Ali(1986), 12 Eylül, 14. Baskı, Karacan Yayınları,

-BORA-CAN, Tanıl-Kemal(2000), Devlet Ocak Dergah, 6. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul

-BORA, Tanıl(2004) Ordu ve Milliyetçilik, 2. Baskı, Bir Zümre Bir Parti Türkiye’de Ordu, (Der.) Ahmet İnsel-Ali Bayramoğlu, Birikim Yayınları, İstanbul

-BÖLÜGİRAY, Nevzat(2002), Sokaktaki Askerin Dönüşü(12 Eylül Dönemi), 2. Basım, Tekin Yayınevi, İstanbul.

-BULAÇ, Ali(2004) İslam’ın Üç Siyaset Tarzı veya İslamcıların Üç Nesli, Modern Türkiye’de siyasi düşünce; İslamcılık Cilt-6, Editör: Tanıl Bora-Murat Gültekingil, İletişim Yaınları, İstanbul

– CİZRE, Ümit(2002), Egemen İdeoloji ve Türk Silahlı Kuvvetleri: Kavramsal ve İlişkisel Bir Analiz, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Kemalizm Cilt-2, 2. basım, Editör: Ahmet İNSEL, İletişim Yayınları, İstanbul

-ÇALIŞLAR, Oral(2008), Liderler Hapishanesi-12 Eylül Günlükleri, Güncel Yayıncılık, İstanbul

-ÇAVDAR, Tevfik(1996), Türkiye’nin Demokrasi Tarihi, İmge Yayınevi,Ankara

-DONAT, Yavuz(1987), Buyruklu Demokrasi, 2. Basım, Bilgi Yayınevi, Ankara.

-DOĞAN, Yalçın(1985) Dar Sokakta Siyaset, Tekin Yayınevi, İstanbul

-DURSUN, Davut(2005), 12 Eylül Darbesi, Şehir Yayınları, İstanbul

-ERDOĞAN, Mustafa(1999), 28 Şubat Süreci, Yeni Türkiye yayınları Ankara

-EROĞLU, Cem(1998), Çok Partili Düzenin Kuruluşu, Geçiş sürecinde Türkiye (Der. İrvin Cemil Schick- Ertuğrul Ahmet Tonak), belge yayınları,İstanbul

– GİDDENS, Anthony(2000) Sosyoloji, Yayına Hazırlayan: Cemal Güzel, Hüseyin Özel, Ayraç Yayınevi, Ankara

-GÜVENÇ, Bozkurt(1995), Kültür ve Demokrasi, Gündoğan Yayınevi, Ankara

-HALE, William(1996) Türkiye’de Ordu ve Siyaset, Çev. Ahmet Fethi, Hil Yayınları, İstanbul

-HEYWOOD, Andrew(2007) Siyaset, Çev. Bekir Berat Özipek-Bican Şahin-Mete Yıldız-Zeynep Kopuzlu-Bahattin Seçilmişoğlu-Atilla Yayla, Adres Yayınları, İstanbul

-HOBSBAWM, Eric(2008), Küreselleşme, Demokrasi ve Terörizm, Çev. Osman Akınbay, Agora Kitaplığı, İstanbul

-İNSEL, Ahmet(1996), Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye, Çev. Ayşeül Sönmezer, Ayrıntı Yayınları, İstanbul

İNSEL, Ahmet(2004) Bir Toplumsal Sınıf Olarak Türk Silahlı Kuvvetleri, 2. Baskı, Bir Zümre Bir Parti Türkiye’de Ordu, (Der.) Ahmet İnsel-Ali Bayramoğlu, Birikim Yayınları, İstanbul

-İNSEL, Ahmet “Olağanlaşan Demokrasi ve Modern Muhafzakarlık” Birikim Dergisi, İstanbul, Kasım/Aralık 2002

-KALKAN, Ersin(2006) Katille Buluşma Bir Jitem Dosyası: Musa Anter Cinayeti, Güncel Yayıncılık, İstanbul

-KAPANİ, Munci(2007) Politika Bilimine Giriş, 21. basım, Bilgi Yayınevi, İstanbul

-KARATEPE, Şükrü(1999) Darbeler Anayasalar ve Modernleşme, 3. Baskı, İz Yayıncılık, İstanbul

-KARPAT, Kemal. H(2007), Türkiye’ de Siyasal Sistemin Evrimi, (Çev. Esin Soğancılar), İmge Kitapevi, Ankara.

-KARPAT, Kemal H.(2008), Türk Demokrasi Tarihi, 3. Baskı, İmge Kitapevi, İstanbul.

-KARPAT, Kemal H.(2009), Osmanlı’ dan Günümüze Elitler ve Din, 3. Baskı, Timaş Yayınları, İstanbul

-KARPAT, H. Kemal(2009) Osmanlıdan Günümüze Kimlik ve İdeoloji, 3. Baskı(Çev) Güneş Ayas, Timaş Yayınları, İstanbul

-KEYDER, Çağlar(1998) İktisadi Gelişme ve Bunalım 1950-1980, Geçiş Sürecinde Türkiye (Der. İrvin Cemil Schick- Ertuğrul Ahmet Tonak), Belge Yayınları,İstanbul

-KEYDER, Çağlar(1998), Türkiye Demokrasisinin Ekonomi Politiği, Geçiş sürecinde Türkiye (Der. İrvin Cemil Schick- Ertuğrul Ahmet Tonak), Belge Yayınları,İstanbul

-KEYDER, Çağlar(2009), Türkiye’ de Devlet ve Sınıflar, 14. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul.

-KOÇAK, Cemil(2002), Tek Parti Yönetimi, Kemalizm ve Şeflik sistemi: Ebedi Şef/Milli Şef, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Kemalizm Cilt-2, 2. Basım, Editör: Ahmet İNSEL, İletişim Yayınları, İstanbul

-KÖKER, Levent(2002), Kemalizm/Atatürkçülük: Modernleşme, Devlet ve Demokrasi, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Kemalizm Cilt-2, 2. Basım, Editör: Ahmet İNSEL, İletişim Yayınları, İstanbul

-KÜÇÜKÖMER, İdris(1989) Düzenin Yabancılaşması, 2. Baskı, Alan Yayıncılık, İstanbul

-LAÇİNER, Ömer “DP, ANAP ve Sonunda AKP” Birikim Dergisi, İstanbul, Kasım/aralık 2002

-MARDİN, Şerif(2008), Türk Modernleşmesi, 18. Baskı, (Der.) Mümtaz’er Türköne- Tuncay Önder, İletişim Yayınları, İstanbul

-MARDİN, Şerif(2000) Türkiye’de Toplum ve Siyaset, 8. Baskı, (Der.) Mümtaz’er Türköne- Tuncay Önder, İletişim Yayınları, İstanbul

-MARDİN, Şerif(2008), Türkiye’de Din ve Siyaset, 14. Baskı, (Der.) Mümtaz’er Türköne- Tuncay Önder, İletişim Yayınları, İstanbul

MARSHAL, Gordon(1990) Sosyoloji Sözlüğü, (Çev. Osman Akınbay-Derya Kömürcü) Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara

-MAZICI, Nurşen(2002), 27 Mayıs, Kemalizm’in Restorasyonu mu?, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Kemalizm Cilt-2, 2. Basım, Editör: Ahmet İNSEL, İletişim Yayınları, İstanbul

-MAVİOĞLU, Ertuğrul(2006), Asılmayıp Beslenenler (Bir 12 Eylül Hesaplaşması-1), 4. Baskı, İthaki Yayınları, İstanbul.

-MAVİOĞLU, Ertuğrul(2006), Apoletli Adalet(Bir 12 Eylül Hesaplaşması-2), İthaki Yayınları, İstanbul.

-MINORSKY&BOIS, Vıladımır&Thomas(2008) Kürt Milliyetçiliği, (Çev. E. Karahan-H. Akkuş- N. Uğurlu), Örgün Yayınevi, İstanbul

-ORAN, Baskın82002) Kürt Milliyetçiliğinin Diyalektiği, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Milliyetçilik Cilt-4, Editör: Tanıl BORA, iletişim Yayınları, İstanbul

-ÖZİPEK, Bekir Berat(2004) 28 Şubat ve İslamcılar, Modern Türkiye’de siyasi düşünce; İslamcılık Cilt-6, Editör: Tanıl Bora-Murat Gültekingil, İletişim Yaınları, İstanbul

-SAYYID, S.(2004) Bir Model Olarak Kemalizm ve İslam’ın Siyasallaşması, Modern Türkiye’de siyasi düşünce; İslamcılık Cilt-6, Editör: Tanıl Bora-Murat Gültekingil, İletişim Yaınları, İstanbul

-SCHMİDT, Manfred G.(2002) Demokrasi Kuramlarına Giriş, 2. Baskı, (Çev. M. Emin Köktaş), Vadi Yayınları, Ankara

-SKIRBEKK & GILJE, Gunnar&Nils(2006), Antik Yunan’dan Modern Döneme,(Çev. Emrah Akbaş-Şule Mutlu), Kesit yayınları, İstanbul

-SUCU, Mehmet(2005), 12 Eylül Yasakları, Günizi Yayıncılık, İstanbul.

-TAŞKIN, Yüksel(2002), 12 Eylül Atatürkçülüğü ya da Bir Kemalist Restorasyon Teşebbüsü Olarak 12 Eylül, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Kemalizm Cilt-2, 2. Basım, Editör: Ahmet İNSEL, İletişim Yayınları, İstanbul

-TOPRAK, Binnaz(1998) Dinci Sağ, Geçiş sürecinde Türkiye (Der. İrvin Cemil Schick- Ertuğrul Ahmet Tonak), belge yayınları, İstanbul

-TOURAINE, Alaın(2004) Demokrasi Nedir, Çev. Olcay Kunal, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul

-TUNCAY, Suavi(2000), Parti İçi Demokrasi ve Trükiye, Gündoğan Yayınları, Ankara

-TURAN, Şerafettin(2000) İsmet İnönü: Yaşamı, Dönemi ve Kişiliği, T.C Kültür Bakanlığı, Ankara

-TÜRKÖNE, Mümtaz’er(1994) Modernleşme Laiklik ve Demokrasi, Ark Yayınevi, Ankara

-TÜRKÖNE, Mümtaz’er(2005), Siyaset, Lotus Yayınları, Ankara

-VANER, Semih(1998) Ordu, Geçiş sürecinde Türkiye (Der. İrvin Cemil Schick- Ertuğrul Ahmet Tonak), belge yayınları,İstanbul

-YALÇIN&YURDAKUL, Soner&Doğan(2000), Reis, Su Yayınları, İstanbul.

-YEĞEN, Mesut(2002) Türk Milliyetçiliği ve Kürt sorunu, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Milliyetçilik Cilt-4, Editör: Tanıl BORA, iletişim Yayınları, İstanbul

-YERASİMOS, Stefanos(1998) Tek Parti Dönemi, Geçiş sürecinde Türkiye (Der. İrvin Cemil Schick- Ertuğrul Ahmet Tonak), Belge Yayınları, İstanbul

-YILMAZ, Murat(2004) Darbeler ve İslamcılık, Modern Türkiye’de siyasi düşünce; İslamcılık Cilt-6, Editör: Tanıl Bora-Murat Gültekingil, İletişim Yaınları, İstanbul

-ZÜRCHER, Jan Erik(2007) Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, 21. Baskı, (Çev) Yasemin S. Gönen, iletişim Yayınları, İstanbul

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: