Saddam bir şeytan mıydı?

Žižek tarafından derlenmiş olan İdeolojiyi Haritalamak, ideoloji tartışmalarıyla ilgili temel metin ve tartışmaları içermesi nedeniyle, ideoloji hakkında bir başucu kaynak ve teorik bir elkitabı.

 

1989-90’da reel sosyalizmin çöküşüyle birlikte, Marksizmin ortaya koyduğu felsefi bilgiyi dile getiren temel kavramları da yoğun bir saldırı altında kalmış ve temel kavramlar, “tarihin sonu”, “ideolojiler dönemi bitti” ifadelerinde dile gelen propagandalarla bastırılmaya zorlanmıştı. İdeolojiler dönemi bittiğine göre, dünyada artık ideolojik (yanlış) bilinç ya da yanılsama değil, hakikat ve gerçek hâkimdi. Bugün, bastırılan geri dönüyor. Marksist filozofların, ideoloji fenomeni hakkında ortaya koydukları, ideoloji değil, felsefi bilgidir. İdeolojinin neliğiyle ilgili ortaya konan felsefi bilgi, neyin yanılsama ve yanlış bilinç, neyin hakikat ve gerçek olduğunun görülmesini sağlayan bir bilgidir. Slavoj Žižek,İdeolojiyi Haritalamak’ta, Batı medyasının, Saddam Hüseyin ve Sırp başkan Miloseviç’le ilgili olarak oluşturduğu ideolojik (yanlış) bilince/yanılsamaya dikkat çekiyor. Irak halkında yapılan yayınlarda, mesele, Irak’ın sosyal, siyasi ve dini karşıtlıklarla ilgili sorunlarından, Saddam Hüseyin’le kavgaya ve onun ‘şeytanlaştırılmasına’ indirgenirken;  Bosna Savaşı’yla ilgili yayınlarda, mesele, Miloseviç’in uygulamalarından çok, Balkan tarihinin dini ve etnik kökenlerine dikkat çekilir. Böylece dünya kamuoyunun, Saddam konusunda ‘taraf’ olması sağlanırken (Saddam şeytandır!), Miloseviç konusunda taraf olması olanaksız hale getirilir; her ikisi hakkında da yanlış bilinç oluşturulmuştur.

İdeoloji kavramı neden geri döndü? Ben felsefi bağlam üzerinde duracağım… Neliği bakımından her kavramın bir tarihi vardır ve bu tarih, felsefenin başlangıcına geri götürülebilir. Bu bakımdan kavramların tarihi meselesi, örneğin Kriz ve Kritik’te, eleştirinin kavramsal ve olgusal tarihini irdeleyen Reinhart Koselleck’e ait değildir. Kavramsal tarihin iki bağlamından söz etmek mümkün. Her kavramın, bir felsefe terimi olması bakımından tarihi vardır. Örneğin Aristoteles, bir kavramın neliğini irdelerken, o kavramın, yaygın olarak kullanıldığı bağlam ile kendisinden önceki filozofların o kavrama verdikleri anlamlar üzerinde durur. Burada söz konusu olan bir nelik irdelemesidir. Ama modern siyaset felsefesinin nesneleri olmaları bakımından da, kavramların tarihinden söz etmek gerekir.

İdeolojik değil felsefi
Günümüzün siyasal sorunları bakımından gündem oluşturan kavram tarihi de bu. Bu ikincisinde durum, ilkinden, farklı. Burada söz konusu olan, bütün felsefe kavramları değil, daha çok modernlik, modern devlet ve ulus-devlet süreciyle ilgili kavramlardır. “Devrim”, “ilerleme”, “vatanseverlik”, “eşitlik”, “çöküş”, “özgürlük”, “aydınlanma”, “eleştiri”, “kamusal alan” vb. gibi kavramlar bu bağlamın belli başlıları. “Geist”, “vita activa”, “bildung”, “proleterya”, “erlebnis”, “meta fetişizmi” gibi, belli bir dile ve filozofa özgü “özel kavramlar” da söz konusu bu bağlamda. Bu bakış tarzının, bir diğer ayırıcı özelliği ise, söz konusu kavramın tarihinin irdelenmesinin, bu kavramların işaret ettiği olgusal durumların tecrübesinin tarihinin de irdelenmesini içermesinde ortaya çıkmaktadır. Bu ikinci kavram analizi, kavramın etimolojik bağlamının yanında, o kavramın işaret ettiği yaşantı ve/veya “tecrübe”nin tarihini de analiz etmektedir.Kavramları bu türden bir tarihi gelişim içinde düşünme biçimi Hegel’le başlar. Erlebnis (yaşantı/tecrübe) kavramını keşfeden Hegel. Kavramların tarihine ilişkin, bir tür anlam karmaşasına yol açan zorluk da, farklı tecrübelerin söz konusu olmasından kaynaklanır. İdeoloji kavramı da, bu türden bir kavram ve modern siyaset felsefesinin, burjuva devleti ve iktidarı bağlamıyla ilgili en temel kavramlardandır. Yani ideoloji kavramıyla ilgili analizler, ideolojik kanaati değil, tam tersine felsefi olanı dile getirir.

 

İdeoloji kavramı da, modern siyaset felsefesinin, “kamusal alan”, “aydınlanma” gibi sorunlu kavramlardandır. Hem bir bilinç durumunun (yanlış bilinç) eleştirisini dile getirmesi bakımından, hem savunulan bir düşünce anlayışının kavramlaştırmasını (proletarya ideolojisi, materyalizm) oluşturması bakımından, hem kavramın sadece bir bilinç durumunu değil aynı zamanda bir maddiliği (devletin ideolojik aygıtları) ifade ediyor olması bakımından. Buradaki ilk iki bağlamın, birbirleriyle uzlaştırılamaz olmaları, Marksizm içindeki önemli tartışmalardan birini oluşturur: İdeoloji yanlış bilinci dile getiriyor ise, bir -izm olarak materyalizm veya proletarya ideolojisi neden yanlış bilin değildir? Gibi…

Adorno’dan Althusser’e
İdeolojinin “yanlış bilinç” olarak ifade edilmesi, epistemolojik bakımdan kuşkuculukla alakalıdır. Kuşkusuz Marx kuşkucu değildir ama burada Descartescı kuşkuculuğa yeni bir yorumun getirilmesi ve onun yeniden kavramlaştırılması söz konusudur. Bu arada, “ideolojinin ontolojisi”ne işaret etmesi bakımından, Althusser’in, “Tek Materyalist Gelenek: 1. Spinoza” metnini, özellikle hatırlatırım.

 

İdeolojiyi Haritalamak, Žižek tarafından derlenmiş. Kitap, “giriş” yazısıyla birlikte, on beş metinden oluşuyor. On dört metni, üç bölümde sınıflandırmak mümkün. İlki, ana metinler: Adorno’nun “Şişedeki Mesajlar”, Lacan’ın “Özne-Ben”in İşlevinin Oluşturucusu Olarak Ayna Evresi”, Althusser’in “İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları”, Rorty’nin “Feminizm, İdeoloji ve Yapıbozum: Pragmatist Bir Bakış”, Jameson’ın “Post-Modernizm ve Piyasa” yazıları, kitabın ana metinlerini oluşturmaktadır.

İkinci grupta ise, bu ana metinlerde dile getirilen fikirlere yönelik tartışma-metinleri yer almaktadır.  “Adorno, Post-Yapısalcılık ve Özdeşlik Eleştirisi” başlıklı yazısında Peter Dews, Adorno’nun yaklaşımını tartışırken; Seyla Benhabib ise “Araçsal Aklın Eleştirisi” başlıklı yazısında, Horkheimer’in yaklaşımını tartışmaktadır. Michel Pêcheux, “İdeolojik (Yanlış) Tanıma Mekanizması” başlıklı yazısında Althusser’in teorisini irdelerken, Abercrombie-Hill- Turner ortak imzalı yazıda, Göran Therborn’un görüşlerini tartışmaktadırlar. Burada, Therborn’un İktidarın İdeolojisi ve İdeolojinin İktidarı kitabını hatırlatmakta fayda var.  Therborn, İdeolojiyi Haritalamak’ta yer alan “Öznellik Üzerine Yeni Sorular” başlıklı yazısında, Abercrombie-Hill-Turner üçlüsünün görüşlerini tartışıyor. Diğer iki tartışma metninden biri, Michèle Barrett’ın: “İdeoloji, Siyaset, Hegemonya: Gramsci’den Laclau ve Moeffe’a”. Son tartışma yazısı ise Žižek’in. Röportaj şeklindeki tartışma ise Eagleton ile Pierre Bourdieu arasında.

Terry Eagleton’ın, ideoloji tartışmalarının tarihi irdeleyen  “İdeoloji ve İdeolojinin Batı Marksizmindeki Serüveni” yazısı ise, sınıflandırmanın üçüncü bölümünü oluşturmakta.

İdeolojiyi Haritalamak, denilebilir ki, ideoloji tartışmalarıyla ilgili temel metin ve tartışmaları içermesi nedeniyle, ideoloji hakkında, bir başucu kaynak ve teorik bir elkitabı.

 

İDEOLOJİYİ HARİTALAMAK
Derleyen: Slavoj Žižek
Çeviren: Sibel Kibar
Dipnot Yayınevi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: