TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKARLIĞIN PANOPTİK DÖNÜŞÜMÜ

Görsel

 

TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKARLIĞIN PANOPTİK  DÖNÜŞÜMÜ*

Hayvan Çiftliği**

Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktadır. Aralarında en akıllı olanlar domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar, devrimi de onlar yolundan saptırırlar. Zamanla çiftliğin yönetimini ele geçirmek için plan yaparlar. Ve en sonunda insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurumayı başarırlar. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin’i simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir. Domuzlar buradaki çiftliği ele geçirdikten sonra çiftliğin duvarında asılı duran bir yazıyı aşamalı ve kimse anlamayacak şekilde periyodik olarak değiştirmektedir. En sonunda da şu ilke ile devam edilir “Bütün hayvanlar eşitti, ama bazı hayvanlar daha fazla eşittir.” Sistemli bir şekilde oluşturulan anlayışla nihai olarak en baskıcı iktidara bürünürler. Orwell bu romanda insanlar arasındaki ilişkiyi de gözler önüne sermek amacındadır ve özellikle günümüzün modern iktidarlarının artık zor kullanmaktan ziyade zamanla aşamalı olarak hegemonik bir iktidarı nasıl oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Fakat çiftlikteki hayvanların bu durumun farkına varması çok geç olmaktadır. Çünkü bütün yiyecekler, bütün hakları ve çalışma koşulları ile özgülükleri elinden alındıktan sonra farkına varmışlardır.

 

MUHAFAZAKÂR İDEOLOJİNİN TEMELLERİ

Andrew Heywood’un muhafazakârlık tanımlamaları çerçevesinde bakıldığında bir siyasi ideoloji niteliğinde tartışılan muhafazakârlığın tanımı geniş bir yelpazededir. Muhafazakarlık, alışılmış kullanımı “muhafaza etme” ya da “bir şeyi bozulmadan koruma” fikrine odaklanır. Bu fikir on dördüncü yüzyıldan kalmadır. Muhafazakârlıkla ilgilenen Russel Kirk ve Robert Nisbet gibi çağdaş yazarlar, ortaçağa ait olduğuna güçlü bir vurgu yaparak, Kirk, muhafazakâr bakış açısının kökenini “muhafızlara” (ortaçağ şehirlerinin koruyucuları), istemeyerek, Chaucer ile İngiliz sulh yargıçlarına(Barış Bekçileri) kadar götürür.

*İbrahim MAVİ, Sosyolog. E-mail: ibrahimmavi01@gmail.com

**Hayvan Çiftliği, Georg Orwell tarafından 1950’lerde yazılan hiciv tarzında romanı.

 

Heywood’a (2011) göre, Muhafazakârlığın politik kullanımı Fransız Devrimi’nden sonra söz konusu olmaya başlamıştır. Bu terim, Fransa’da ilk kez 1820’lerde Chateaubriand’ın “Le Conservateur” adlı dergisinde icat edilmiştir. Bu dergi ruhban sınıfı ve politik restorasyon hakkındaki fikirleri yaymak için tasarlanmıştır. Britanya’da bu terim ilk kez 1830’da “Quarterly Review” dergisinde görülmüştür.

1835’ten itibaren giderek Tory (muhafazakâr) partisinin resmi unvanına dönüşmüştür. Terim, 1840’lardan itibaren Avrupa’nın her tarafına yayılarak, endüstrileşme ve demokratikleşmede önemli bir rol oynamış ise de, 1829-30 ve 1848’in politik kargaşaları, muhafazakar düşünce devrimin tehlikelerini ilgisine odaklamıştı. Muhafazakârlık ideolojisinin doğası ve kökleri hakkında birçok tartışma yapılmıştır, fakat muhafazakârlığın sürekli bir şekilde kesin bir fikir birliğine sahip olduğu anlamında yanlış kanılara varılmaktadır. Hatta inançlarına ideoloji kavramı yakıştırılmasını reddeden birçok muhafazakâr olmasına rağmen. Muhafazakârlığın karakterinin farklı imaları olan beş temel yorumla açımlamak mümkün; Aristokratik İdeoloji, Pragmatik İdeolojik Konum, Durumsal ya da Pozisyonel Görüş, Bir Alışkanlık ya da Zihin Eğilimi Olarak Muhafazakârlık, son olarak İdeolojik Yorum.

Bu ilk görüşte muhafazakârlık, özellikle Fransız Devrimi’nin meydan okumasından sonra yarı-feodal arazi sahibi Aristokratik sınıf tarafından ifade edilmiş olumsuz tepki doktrini olarak ele alınır. Burada Avrupalı toplumlarda zayıflayan bir Aristokratik sınıfın olumsuz savunma tavrını temsil ediyordu. Bu anlamda muhafazakârlığın ömrü 1790 ile 1914 yılları arasına yerleştirilmiştir. Britanya’da 1832’de genişleyen demokratikleşmenin sahneye çıkışı, vatandaşlık haklarının tanınması, endüstrileşmenin gelişimi ve Anti Buğday Yasası Birliği’nin başarısı Muhafazakâr Parti’ye (Tory Party) inen öldürücü darbe olmuştur. Aristokratik sınıfın politik ve ekonomik önemi azaldığından sonra muhafazakâr ideoloji gücünü yitirmiş ve klasik liberal pratik kesin olarak bunun yerini almıştır

En az tatmin eden ikinci argüman, muhafazakarlığı öncelikle politik pragmatizm formu -ilkeli hiçbir içeriği bulunmayan- olarak kabul edilir. Burada savunulan görüş muhafazakârlığın politikalarının diğer ideolojilerden aldığı, kabul edilen bir şeyin ya da yapılan bir eylemin muhafazakâr siyaset için yapıldığı görüşü hâkimdir. Bu pragmatik görüş, ilave iki yorum ile karıştırılabilir. Bunların ilki aslında gündelik söylem ile daha uyumlu bir bakış açısı olmasıdır. Bu istemeyerek de olsa mesela, sosyalist bir partideki muhafazakâr hiziplerden söz eden yorumcularla ve gazetecilerle ortaya çıkar. Bu yorumda muhafazakarlık, belli bir sınıfla, tarihsel olaylarla, pragmatizm ya da spesifik bir eğilim ile ilişkilendirilemez. Ulaşmak için mücadele ettiği bir ideali ya da ütopyası yoktur. Tersine, herhangi bir kurumlaşmış politik doktrin bilinçli olarak konuya tavrını yansıtır. Kurumlaşmamış, mevcut politik gerçeklikleri aşan ve dünyayı aşkın düşüncelerle uyumlu hale getirmek için değişiklik öneren politik şemalar muhafazakârlığın doğal düşmanlarıdır. Muhafazakârlar genellikle aşkın kurumlara karşı meydan okuyan ve var olan düzenin savunucularıdır. Bu anlamda muhafazakâr ideolojinin içeriği yoktur. Her kurumsal düzen (Komünizm ya da Liberalizm) muhafazakâr olabilir. Bu da üçüncü bir görüş olan pozisyonel ya da durumsal görüşten kaynaklanan bir yapılanmadır.

Dördüncü eğilimde mizaç fikrine odaklanarak, iki argümana dayanır: birincisi muhafazakârlığın, hayatı oluşturan temel hammaddenin bir parçası olduğu iddiasına dayanır. Lord Hugh Cecil, bunu “insan zihnin bir eğilimi” olarak tanımladığı “doğal muhafazakârlık” diye adlandırmıştır. Burada vurgulanan muhafazakârlığın bir ideoloji olarak değil; insanın yeni ve yabancıya karşı denenmiş alışkanlıkları ya da araçları tercih eden doğal mizacı olarak görmek lazım. İkinci argüman, doğal muhafazakarlığın daha fazla sofistike bir felsefi savunmasıdır. Bu argüman akıl yürütme tipleri ( yani, teorik ve pratik akıl) arasındaki keskin ayrıma odaklanır ve insan motivasyonunun köklerini bulmaya çalışır. Burada muhafazakarların düşünce dışı ve doğal bir fenomen olduğunu ileri sürerek bize kabul ettirmeye çalışır.

Son kategoride muhafazakarlık pragmatik ya da pozisyonel mülahazalarla uzlaştırılmayacak açık bir ideolojidir. Herhangi bir sınıfla özdeşleştirilemez. Edmund Burke genellikle, bugün kesinlikle pratik değeri olduğu kabul edilen bu ideolojin kurucusu olarak kabul edilir. Bu görüşe göre muhafazakârlar, devrim durumlarında üretilen şu fikirlere karşı çıkmışlardır; sosyal ve politik şartlarla insan türünün mükemmelleştirildiği, insan doğasının nihai iyi toplum yönünde ilerlemesi ve gelişmesi, bireysel insani amaçlar ve bu düşüncelerden doğan ekonomik politik sonuçlar olan eşitlik ve özgürlük, insan aklının dünyadaki zaferine inanç.

 

TÜRKİYE’DE MUHAFAZAKÂRLIĞIN PANOPTİK ÖZELLİĞE DÖNÜŞÜMÜ

Yazının başlığına bakıldığında iki farklı kavramın bir arada kullanıldığına dair eleştiri gelebilir. Fakat bu başlık özellikle seçilmiş ve modern dönemde muhafazakârlığın da diğer birçok ideoloji gibi modern araçları kullanabileceğinin göstergesidir. Yukarda muhafazakârlığın tanımı ve ideolojik olarak çerçevesi belirtilmeye çalışıldı. Bir ideoloji olarak muhafazakârlık son kategoride Türkiye’deki muhafazakârlığın dönüşümüne örnek niteliktedir. Bu açıdan günümüzdeki muhafazakârlık anlayışının siyasal iktidarla özdeşleşmiş ve devlet politikası haline gelmiş olması, ideolojik yapısını gözler önüne sermektedir. Özellikle iktidarların dönüşümü baz alındığında bu dönüşümle beraber muhafazakar ideolojinin dönüşümü de kendini bir üst boyuta ulaştırmaktadır. Örneğin “iktidar, sosyal ilişkiler çerçevesi içinde bir iradenin ona karşı gelinmesi halinde dahi yürütülebilmesi imkânıdır. Siyasal yönüyle ise, yönetenlerin iradelerini yönetenlere gerektiğinde zorla kabul ettirebilmesi olgusudur” (Weber, 1993: 80). Bu açıdan, “iktidar düşlenen sonuçların elde edilmesi olarak” (Russel, 1983: 27) en geniş anlamda, “arzulanan bir sonuca ulaşma gücüdür ve zaman zaman bir şeyi “yapmaya muktedir” olma atfıyla kullanılır. Bu iktidar özelliği artık günümüzde modern bir hal almıştır. Muhafazakâr ideolojiyle beraber modern iktidar yapısına bürünen AKP iktidarı yeni bir dönemin başlangıcı olmaktadır. Bu açıdan muhafazakârlığın Cumhuriyetin ilk yıllarından beri ulusalcı modernleşme taraftarları ile bir çatışma halinde süregelişinin “zaferi” olarak nitelendirilebilecek bu algı artık yaygınlaşmıştır. Pratik alanda da bunun ne denli yayıldığını tarihsel sürece vurgu yaparak görmek mümkün.

Türkiye siyasal tarihine bakıldığında Cumhuriyetin kuruluşundan beri Türk modernleşme hareketinin görüldüğü bir siyasal kutup ile bu modernleşme olgusuna karşı direnen bir muhafazakâr siyasal hareketin olduğunu görmek mümkün olmaktadır. Çünkü köklerini Osmanlıdan alan yenilik hareketi ile bu yenilik hareketine karşı olan muhafazakâr kesim sürekli çatışma halinde olmakla beraber, Cumhuriyet yıllarında halk tabanına yayılmış ve nihai olarak Türkiye siyasal hayatında da etkisini sürdürmüştür. Siyasal hareketin dışında toplumsal alana yayılan toplumsal farklılaşma zaman zaman çatışma ortamına dönüşse de bu çatışma siyasal zemin de sürekli olarak devam etmiştir. Türkiye’nin bu günkü toplum yapısına bakıldığında son dönemdeki AKP iktidarı döneminde artan muhafazakârlık tartışmaları Cumhuriyetin kuruluşundan beri süregelen bir muhafazakârlık yansımasının en üst boyutunu gözler önüne sermektedir. Ulusalcı bir siyasal yapılanmaya karşı direnen, yıllarca mazlum konumda olmasının nedenini askeri vesayete ve ulusalcı ideolojiye bağlamış olan muhafazakâr hareket nihayet yıllar sonra iktidara gelerek muhafazakârlığın toplumsal değerleri ve kurallarını etkin hale getirmiştir. Gelinen aşamada muhafazakâr bir toplum yaratma düşüncesinin yanı sıra siyasal kültürde sürekli olarak bir muhafazakâr siyaset ve muhafazakâr toplum vurgusu yapan AKP Türkiye’de yeni bir siyasal hareket oluşturmaktan ziyade yılardan beridir süregelen muhafazakârlığın öncülüğünü yapmaya devam etmektedir.

Türkiye’de yıllardan beridir süregelen siyasal kültürde muhafazakârlık ideolojisiyle siyasal hayatta yer edinen AKP 11 yıldan beridir tek başına iktidarda. İktidara geldiği günden beri siyasal hayatın her alanında olumlu/olumsuz denilebilecek gelişmeler sağladığı gibi, Türkiye’deki siyasi ve askeri vesayetinde değişmesinde öncü rol oynamıştır. Bu konuda çeşitli yazılar yazılmakla beraber birçok çalışma yapılmıştır. Fakat bu siyasal iktidarın temel özelliklerinin yanı sıra burada ele almaya çalıştığımız temel konu AKP’nin iktidara geldiği günden beri Türkiye toplumunda meydana gelen toplumsal değişimlerde modern araçları kullanarak muhafazakâr bir toplum yaratma projesini nasıl sağladığıdır. Genel itibari ile liberal bir ekonomik politika izlemenin yanı sıra muhafazakâr bir toplum kurgusuyla siyaset yapan AKP bu açıdan toplumsal alandaki değişim ve dönüşümlerle beraber, hukuk, ekonomi, eğitim, sağlık alanlarında da önemli gelişmelere imza atmıştır. Fakat bunları yaparken belli bir ideolojiyi yerleştirme politikası veya bir diğer isimle toplumsal mühendislik projesi misyonunu üstlenme yaklaşımları dikkat çekmektedir.

Gelinen aşamada toplumsal alana müdahale anlamında tartışmalar yoğunluk kazanmaktadır. Bu açıdan muhafazakâr bir toplum yaratma idealini sık sık dile getiren Başbakan Recep Tayip Erdoğan muhafazakâr bir toplumun alt yapısını oluşturacak gelişmelere yönelik adımlara devam etmektedir. Bunların yaşanması akıllara şu soruyu getirmektedir; Cumhuriyetin jakoben yaklaşımlarının olduğu ilk yıllardan son on yıl öncesine kadar mazlum konumda olan bir kitlenin, kılık kıyafetinden yaşam özgürlüklerine kadar her alana olan müdahalelere karşı isyanı bulunmaktadır. Fakat iktidara geldikten sonra aynı politikaya sürdürmüş müdür? İzlenen siyaseti bir rant kavgasına dönüştürme veya toplumsal mühendislik misyonuna dönüştürme politikalarına bürünmüş müdür?

TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE MÜDAHALENİN SOSYOLOJİSİ

Muhafazakârlığın son kategorisi olan ideoloji olarak muhafazakârlık bu gün Türkiye’de AKP siyasal hareketinin özelliklerini de ortaya koymaktadır. Çünkü liberal ekonomik özelliklerinin yanı sıra toplumsal hayatın her alanında bu ideolojiyi yaymaya çalışan AKP muhafazakârlık ideolojisini dini sayıltılarla da birleştirerek toplumu dönüştürmeye ve baskıcı bir muhafazakârlık algısıyla muhafazakar bir toplum algısı yaratmaya çalışmaktadır. En temel özelliği de toplumsal hayatın her alanına müdahale etmesi ve nihai olarak özel hayata müdahaleye başvurması baskının son aşamasını ortaya koymaktadır. Modern dönemlerde iktidarların modern söylemsel hegemonik özelliklerinin toplumsal alanda oluşturduğu baskı AKP siyasal hayatında da kedini göstermektedir. Bu hegemonik söylemsel yaklaşım modern iktidarların temel özeliğidir. Her ne kadar modernlik ve muhafazakârlık iki zıt kutup gibi görünseler de aslında gelinen noktada artık birbirini besler hale gelmiştir. Geleneksel toplum kalıplarını yıkan bir modernlik algısının yanı sıra artık modernliğin araçları muhafazakar hayatın en temel yapı taşları olmaktadır. Bu sayede muhafazakar ideoloji kendi varlığını geniş alana yayarak modern iktidarın özellikleriyle varlığını dönüştürmektedir.

Modern toplumların genel bir özelliği olan değişim ve dönüşüm toplumsal alana yayıldığında denetleme özelliği ile iktidar ağları içinde şekillenmektedir. Bu özelliğiyle modernizm aslında toplumsal değişim dönüşümü sağlarken iktidarın bazı araçları ile iç içe bu dönüşümü sağlamaktadır. İktidarlardan habersiz değişmeyen bu sürecin ana belirleyicisi görmeden denetleme, görülmeden denetlenme özelliğiyle modern iktidar özelliğiyle denetleme toplumunu yaratmaktadır. Foucault’nun iktidar çözümlemeleri bizlere modern dönemde bir iktidar çözümlemesi ve denetleme sistemi sunsa da burada asıl önemli olan bu genel iktidarın özelde ne anlam ifade ettiğidir. ABD başta olmak üzere, Rusya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerin teknolojik gelişmeleri toplum üzerinde bir denetleme sağlarken, daha geleneksel ve muhafazakâr toplumlardaki toplumsal normlar, dini değerler ve kültürel baskılar bu modern iktidarın araçlarından ne kadar etkilenmektedir. Çünkü modern iktidarın denetleme özelliğinin yanı sıra mikro kimlikte siyasal ideolojiye dönüşen geleneksel muhafazakâr İslam coğrafyasında veya gelişmemiş toplumsal alanda modern iktidarın yansıması nasıl ele alınacak diye tartışmak gerekmektedir. Bu nedenle modern dönemin denetleme toplumu olan Panoptik özelliği iktidarın temel aracı haline gelmiştir. Bunun yanında modern dönemin birçok özelliğini kullanan geleneksel iktidar türleri de mevcuttur. Burada asıl önemli olan bu iktidarların hegemonik ve söylemsel özellikleriyle geleneksel toplumları nasıl baskı altına aldığıdır. Tabi buna verilebilecek en iyi cevap bedene müdahalenin yaygınlaşması ve en nihayetinde bio politik süreçtir. Çünkü hegemonik söylemsel iktidarın temel özelliği şiddete başvurmadan, zora dayanmadan bir iktidar oluşturmak iken, geleneksel iktidarın temel özelliği ise şiddet yoluyla iktidara gelmektir. Ama günümüzde hem geleneksel hem de modern iktidarın ortak aracı hegemonik söylemsel bir özelliğe bürünmek olmuştur. Bugün Japonya, ABD, Rusya’dan Ortadoğu ülkelerinin tamamına kadar bütün iktidarların ortak amaç olan denetimi sağlama yöntemleri neredeyse aynı olmaktadır.

Bio iktidar yapısı olarak tanımlanabilecek bu son aşama da AKP politikaları toplumsal hayata müdahale de modern bir kavram olan bio-politik süreci kullanmakla beraber, muhafazakârlığın temel argümanlarıyla iktidarını modern panoptik muhafazakarlığa dönüştürmektedir. Tüm bu özelliklerine bağlı olarak nüfus hareketi ve bedenler üzerinde söz hakkını meşrulaştırma yoluna giden Bio-iktidarın temel özelliği günümüz iktidarını yansıtmaktadır. Bio-iktidar, toplumsal hayatı onu izleyerek, yorumlayarak, soğurarak ve yeniden eklemleyerek içeriden düzenleyen bir iktidar biçimidir. İktidar, “bütün nüfusun hayatı üzerinde etkin olan bir komutayı ancak her bireyin kendine göre benimseyip yeniden canlandırdığı bütünsel, hayati bir işlev haline geldiğinde başarabilir… Bu iktidarın en önemli işlevi hayatı bütün yönleriyle kuşatmaktır ve asli görevi de hayatı yönetmektir. O halde Bio-iktidar, iktidar konusunda asıl meselenin bizatihi hayatın üretimi ve yeniden üretimi olduğu bir durumu anlatır” (Negri, Hardt, 2010: 48). Bu gün Türkiye’de AKP siyasal hareketinin temel ideolojisine bakıldığında hegemonik söylemsel özelliklerle muhafazakarlığı oluşturmaya çalışırken insanların özgürlükleri ve özel yaşamlarından, kamusal alandaki yaşamlarına kadar her alanda söz sahibi olma vasfını ön plana çıkarmaları bunun göstergesidir. Son dönemdeki gelişmeler özel hayata müdahalenin sosyolojisini ortaya koymaktadır. Kılık kıyafetten, nüfus politikalarına, sağlık alanından kamusal alan müdahalelerine ve özel hayatın denetlenmesine kadar iktidarını geniş bir alana yayan muhafazakâr iktidar artık toplumun her alanında yegâne söz sahibi olmaktadır. Bu süreç içerisinde siyaset ve akademi dünyasının birbirini destekler nitelikteki söylemleri ile, kolluk güçlerinin iktidara hizmet edecek türden tavırlarının hukuki anlamda temellendirilmesi bütün bu iktidar ağını ortaya koymaktadır. Bu nedenle bu iktidar dönemi içerisinde yaşama müdahale olarak sayılabilecek birkaç örnek sunmak mümkün.

– Kılık kıyafet tartışmaları (örtünme, başörtüsü, dekolte tartışmaları)

Muhafazakar bir özellik olarak kendini muhafaza eden insanların belirli bir özelliği örtünme üzerinden yürütülse de yaşam standartlarında da bu görülmektedir. Fakat asıl mesele örtünme ve kapanma üzerinden sürdürüldüğünde dindar-dindar olmayan tartışması sürdürülmektedir. Bu nedenle insanların kılık kıyafet ve örtünmesiyle ilgili olarak hangi iktidar olursa olsun kendilerinin isteği dışında bir kılık kıyafetin olması taraftarı değillerdir. İster modern, ister muhafazakar ister faşist ideolojiler olsun tümünde ortak amaç ideolojik gereklilikleridir. Bu nedenle Türkiye’de muhafazakarlın dönüşümü sağlanırken eskiden beridir süregelen bir başörtüsü tartışması var. Ve her seferinde siyasal bir simge olarak ortaya konuluyor. Lakin şu tarihlerde bile çözülmüş gibi görünen bu sorun siyasette tartışılmaya ve siyasi simge olmaya devam etmektedir.

Bunun yanında simge örtünme üzerinden şekillenince bu sefer muhafazakar kesimin “açık” olanlar üzerindeki baskısı veya cinsel istismar ve şiddeti meşru gösterme çalışmaları da toplumsal alanda baskı görmeye başlamış oluyor. Örneğin Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan çeker “Tacizde kadın da, erkek kadar suçludur. Dekolte kıyafet tacizi tetikler. Dekolte giyene tecavcüz edilir” ) (17 şubat 20111 habertürk) tartışması uzunca bir süredir devam eden ve devam edeceğe benzeyen bir kılık kıyafet müdahalesinin göstergesidir. Nitekim AKP döneminde de bu dekolte tartışmaları uzun süre dillendirilmektedir. Çünkü muhafazakar bir yaşam tarzı benimseyen iktidar toplumsal alanın her kesiminde bunun benimsenmesi için çalışmalar yürütmektedir.

-Üç çocuk doğurma politikası, kürtajla ilgili beden tartışması

Başbakanın üç çocuk doğurma nasihatleri kendi şahsi nasihatlerinin ötesinde bir yönelimdir. Çünkü devlet çok çocuklu bir iş kadının emekliliğini erkene almayı teşvik ettiği politikaların yanı sıra çok çocuklu ailelere bir çok destek sunacağını da vurgulamaktadır. Bu yine biolojik müdahalenin ve iktidar politikasının göstergesidir. Bunun yanında kürtaj veya sezeryanın tartışılmaya başlanması ve sağlık alanında yapılan çalışmalar bedene müdahalenin ve nüfus üzerindeki denetimin en açık göstergesidir. Bu açıdan başbakanın “kürtaj cinayettir” (29.05.2012, Habertürk)  vurgusu bedene müdahalenin göstergesi olmaktadır. Kürtajın toplumsal alandaki meşruluğu veya iyi-kötü gibi değersel tartışmaları bir yana bu kararın iktidar eliyle verilmesi beden müdahalesini tartışmaya koymaktadır. Nitekim bundan hemen sonra ve bu konu ile bağlantılı olarak toplumdaki tecavüz olaylarında hamile kalan kadınların tecavüzcüsüyle evlendirilmesi tartışması konuyu daha da tartışılır hale getirmektedir. Kanun koyucu olması vasfını sürdüren iktidar “tecavüzcüsüyle evlenme durumunda cezanın hafifletilmesi” ne yönelik bir yaklaşım da sergileme yoluna gitmiştir ki nitekim toplumda çok tartışıldı.

-Basın yayın organlarına yapılan eleştiri ve karşıt görüş belirten yazarların tasfiyesi

Gazete yazarları, siyasetçiler ve diğer yazarlara karşı başlatılan baskı medyayı denetim altına almanın en önemli göstergesidir. Özellikle 2010 yılından sonra daha fazla bir artış görülmektedir. Gazetecilerin tutuklanması, köşe yazarlarının gazetelerden ayrılması, neredeyse her toplantıda başbakanın gazete patronları uyarmaları ve nihai olarak gazete patronlarıyla yaptıkları toplantılar baskının en açık göstergesi olmaktadır.

Bunun yanında anayasal düzenlemelerle hukuk ve yargı alanındaki değişikliklerle hukuksal alana müdahaleden, içki yasası, sosyal hayatı düzenleme kanunlarıyla sosyal alana müdahaleye kadar birçok alan müdahale etmiştir. Bu yaklaşımlar yine muhafazakâr ideolojinin yerleştirilmesindeki adımlardır. 4+4+4 eğitim sistemi benzeri eğitim alanındaki gelişmeler ve zorunlu din derslerinin oluşmasıyla eğitim alanındaki ideolojik dönüşüm, başbakanın “dindar geçlik yaratma” (01.02.2012, Habertürk)  projesi, bir anlamda 10 yılda 15 milyon genç yaratma sözüne atfen yeni bir toplum yaratma oluşumudur.

Nihai olarak “öğrenci evlerinin denetlenmesi” tartışması. “kız-erkek öğrenci evleri denetlemesi” ile toplumsal baskı yaratıp öğrenci kitlesinden başlayıp özel hayat müdahaleye kadar niyet okuması yapan ve anne baba rolünden daha büyük bir rol üstlenen bir iktidar oluşmaya başladı. Bunu yaparken temel hak ve özgürlükleri de göz öüne almadan topyekün bir yaklaşım sergilemektedir. Nitekim Başbakan, “Yasal düzenleme gerekiyorsa yaparız” (DHA, 05.11.2013) diye de eklemektedir. Bu açıklamaların ardından içişleri Bakanı Muammer Güler’den açıklama geldi. Bakan Güler, söz konusu öğrenci evlerinde, “terör örgütü propagandalarından terör örgütlerinin silahlı eğitim dahil” bir çok konuda eğitim verildiğini açıkladı. Bakan Güler: “Terör örgütleri kız erkek ilişkilerini kullanıyor” dedi.) (06.11.2013,haber a). Bu açıklamalardan hemen sonra Sağlık Bakanlığı Müşaviri Ahmet Özdinç tweet atarak “Saha araştırması yaptım, jinekologlarla konuştum. Kız öğrenciler arasında kürtaj patlaması var” (milliyet, 07.11.2013) açıklamasıyla bütün kız öğrencileri zan altında bırakarak toplumsal kargaşa yarattı. Ardından Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, “Başbakan Erdoğan’ın öğrenci evleri ile ilgili açıklamasının bir talimat olduğunu ve gereğinin yapılacağı” (07.11.2013) açıklamaları geldi. İlahiyat profesörü Hayrettin Karaman’a göre (08.11.2013, radikal), “çoğunluğun değerlerine ters özgürlükleri inadına kullanan bireylere mahalle baskısı yapmak çoğunluğun hakkı!”dır.

Sonuç olarak Muhafazakâr AKP iktidarı, eğitim alanındaki değişimlerle iktidarın temel aracı olan eğitimin denetlenmesini, kamusal alandaki kılık kıyafet bio politik sürecin oluşmasını, sağlık alanında kürtaj ve bedenin kullanımı ile ilgili politikalar bedene müdahalenin, içki kanunu gibi yasal düzenlemelerle toplumsal alanın kontrolünü, yasal değişmelerle hukuki alandaki denetimi, emniyet güçlerine verilen geniş yetkilerle polis devlet özelliğini, basın alanındaki demeçleri ve karşı fikir öne süren yazarların tasfiyesiyle medyanın denetimini, siyasal alandaki baskılarla muhalefetin etkisizleştirilmesini ve nihai olarak inanç anlamındaki vurgularla niyet okuması yapıp toplumsal kalıpları muhafazakâr değerlere göre oluşturmayı ilke haline getirmiştir. Bunu yaparken de “dindar gençlik” yaratma vurgularıyla toplumsal alandaki muhafazakâr dönüşümü sağlamaya çalışmaktadır.

Tüm bunlar muhafazakârlık tanımlarında olduğu gibi tek bir ideolojide birleşen muhafazakâr Panoptik yapılanmanın oluşturulmaya çalışıldığının göstergesidir. Hem de bunlar yapılırken modern araçların kullanılması, modern iktidar özelliği olan hegemonik ve söylemsel özelliklerin toplumsal mühendislik projesi olarak ortaya çıkmaktadır.

 

 

 

KAYNAKÇA

-BORA, Tanıl, “Muhafazakarlıgın Degişimi ve Türk Muhafazakarlıgının Bazı Yol Izleri”   

                          Toplum ve Bilim, 74, Güz (1997).

-ÇİĞDEM, Ahmet (1997) Aydınlanma Düşüncesi, İletişim Yayınları, İstanbul.

-ÇİĞDEM, Ahmet, “Muhafazakarlık Üzerine,” Toplum ve Bilim, 74, Güz (1997).

-FOUCAULT, Michel (1993a) Cinselliğin Tarihi (cilt–1), Çev. Hülya Tufan, Afa Yayınları,

                                       İstanbul.

-FOUCAULT, Michel (1993b) Ders Özetleri, Çev. Selahattin Hilav, Yapı Kredi Yayınları,

                                         İstanbul.

-FOUCAULT, Michel (2000a) “Cinsellik ve İktidar”, Entelektüelin Siyasi İşlevi, Çev. Işık

 Ergüden, Osman Akınhay, Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

-FOUCAULT, Michel (2005) Özne ve İktidar, Çev. Işık Ergüden, Osman Akınbay, Ayrıntı  

                                     Yayınları, İstanbul.

-FOUCAULT, Michel (2006) Hapishanenin Doğuşu, Çev. M. Ali Kılıçbay, İmge Yayınları,  

                                      Ankara.

-HEYWOOD, Andrew (2007) Siyaset, Çev. Bekir Berat Özipek, Bican Şahin, Mete Yıldız     

                                             Zeynep Kopuzlu, Sabahattin Seçilmişoğlu, Atilla Yayla, Adres                 

                                             Yayınları, Ankara.

-HEYWOOD, Andrew (2011) Siyasi İdeolojiler, Çev. Özgür Tüfekçi, Adres Yayınları,   

Ankara.

-KAPANİ, Munci (2006) Politika Bilime Giriş, 18. baskı, Bilgi Yayınevi, İstanbul.

 

-MARSHAL, Gordon (1990) Sosyoloji Sözlüğü, Çev. Osman Akınbay, Derya Kömürcü, Bilim  ve

                                     Sanat Yayınları, Ankara.

-NISBET, Robert, “Muhafazakarlık”, Çev. Erol Mutlu, Sosyolojik Çözümlemenin  Tarihi,                  

(Der) Tom Bottomore ve Robert Nisbet, Ayraç Yayınları, Ankara 1977.

-WEBER, Max (1993) Sosyoloji Yazıları, Çev. T. Parla, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul.

-RUSSEL, Bernard (1983) İktidar, Çev. Erol Esençay, Deniz Yayınevi, İstanbul.

Reklamlar

2 responses to this post.

  1. Tesekkürler

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: