ŞİİRDE YENİ BİR NEFES

ŞİİRDE YENİ BİR NEFES

ORHAN İNAN

18.02.2014 (http://uyeler.antoloji.com/orhan-inan/)

 

Resimİbrahim Mavi (D. 1985-Siverek) 

        1985 siverek doğumlu olan ibrahim Mavi 2010 sosyoloji mezunu, 2012 yüksek lisans mezunudur. Şiire erken yaşlarda başlamış ve şu anda da yazmaya devam etmektedir. Uzaklardan Geliyorum, Şairin Şiiri, Kendim İçin Bir Düş ve Şizofren Aşk adlı dört tane şiir kitabı bulunmaktadır. Mardin’de yaşamakta olan ibrahim mavi şiir ve edebiyatın yanı sıra sosyoloji üzerine yazdığı çeşitli edebi yazılarla edebiyatla uğraş halindedir.      

 

                                    Bu yazının yazılmasının ve yazıda ele alınanların bir amacı var. Korku; şairlik ve ben şairim demek “ukalalıktır”. Şiir yazdım ve şiirlerim en iyisi demek de aynı şekilde kendinde bir kırılganlıktır. Ama şair ben şairim demezse, toplum şiire ve şaire değer vermezse nereden bilinecek tarihe not düşülmüş cümleler. Popülerliğe yenilip gidecek nice cümleler varken asıl olan popülerliğe direnmek değil midir? Bu nedenle yazıldı bu yazı zaten. Bu yazıda “amatör” şiirin “usta” şiirin ayrımının olup olmadığı, şiire amatör demenin ne kadar yersiz olabileceği tartışması var. Bu yazıda kaybolmaması gereken cümleler var. Bu nedenle kendisi istemese bile zorla konuşturduğumuz ve şiir üzerine düşüncelerini aldığımız İbrahim Mavi’nin sohbetine yer vermek istedik. Amaç, amaç yok. Reklam da değil. Sadece eğer tarihe meydan okunacaksa unutulmaması gereken cümlelerin sahibi olduğunu düşündüğümüz için bu sohbet yapıldı.

Sahipsizliktir Şiir

Âşık olmak şiir yazmak gibidir

En sonunda ne okuyanın olur

Ne de bir anlam veren

Her daim sahipsiz bir balıkçı teknesi

Yosunlara yapışmış bir boş teneke kutusu

Ve sahipsiz bir duygu

Hissettiklerin bir sayfaya hapsolmuştur

Sayfalar kapanınca koca bir karanlık

Yürek burkan yalnızlık

Sonrası yine şiir gibi yalnızlık

Her raftan inişinde

Aralıksız ve kapağı açılmadan rafa kaldırılır

Aşık olmak şiir gibidir

Sahipsiz bir mezar başında anlam bulan

En fazla ihtiyaç duyulduğunda yürek haykırışı

Dinince yürek acısı

Tekrar buruşturulmuş bir kâğıt olmaya mahkum

Âşık olmak şiir gibidir

Tarihe yenik ve kahramanlığı duyulmamış cesaret

Şiir yazmak bu yüzden sahipsizliktir.

Bu yüzdendir ikinci kez okunmaz şiirler

İki kere âşık olunmaz (İbrahim Mavi)

          Şiirin ne olduğu üzerine birçok tanım bulmak mümkün olsa da Şiir anlamını çoğu zaman şiir yazmayı meslek olarak seçmiş olan bir edebiyatçının sözlerinde bulur, ya da bir şairin yazıp eser haline getirdiği kitaplarında bir tanım olarak karşımıza çıkar. Sonuçta yazım kuralları ve işlenen konular bakımından farklı şekillerde oraya çıkar. Bunun yanı sıra insanlar bireysel ya da grupsal gereksinimlerinden dolayı farklı türlerde şiir geliştirmişlerdir. Bu gereksinim sonucu ortaya çıkan türler Yunan kültürü etkisi altında gelişmiştir. Bu bağlamda ilk gelişen türler lirik, epik ve dramatik şiirdir. Bunların dışında pastoral, didaktik ve satirik diye adlandırılan türler de şiirde iç farklılaşmanın diğer örnekleridir.

Topluma ortak bir duyarlık ve bazen vicdan oluşturmak, insan-doğa ilişkisini düzene koymak, sıradan insanın gözlemleyebildiği halde ifade edemediği olayları ve olguları güzel ve farklı bir dil kullanarak gündeme getirmek ve böylece toplumun sözü olmak gibi işlevleri vardır şiirin. Şiirin işlevi yazıldığı ya da söylendiği döneme bağlı olarak farklılık göstermiştir. Topluma kazandırılmak istenen değerlerin sözcülüğünü yapmış, yenilikleri tanıtmaya çalışmış, demokrasi ve özgürlük kavramlarının kalıcı olmasında önemli pay sahibi olmuştur. Buna rağmen ortak bir şiir anlayışından bahsetmek mümkün olmamıştır. Bunun asıl sebebi şiirin bir kalıba sığdırılamamasıdır. Çünkü şiir anlamlarını çok farklı duygularda ortaya koyduğu gibi, toplumun neredeyse her kesimi tarafından belirli dönemlerde yoğun ilgisiyle karşı karşıya kalmaktadır.  

Tarihsel süreçte şiirleri çoğu zaman bir kalıba koyma anlayışı hep süregelmiştir. Noktalama işaretleri, cümlenin anlamı, nazım türleri, uyak, redif, dörtlükler vs… kalıplaşmış birçok edebiyat tanımının yanı sıra bu edebiyatın içinde soluksuz kalmış olan şiir her zaman yaramaz çocuk olarak edebiyat içindeki yerini korumaya çalışmıştır. Kimi şairler ve şiirler, bu yaramazlıkta payı olanlar tarihe meydan okuyup direnerek günümüze kadar geldi. Tarihe meydan okutup devam etti, ama bazıları da tarihten nasibini alarak tozlu raflarda kaldı. Ve en sonunda da unutulup gittiler. Şiirin niçin yazıldığı üzerine hep tartışıldı. Halk için ve sanat için. Her iki durumda da sonuç hep aynı oldu; şiiri bir kalıba sokma anlayışı. Şiir duyguların ifadesi, bir nefes bir soluk olarak kalakaldı. Tarih şairler ve şiirleri kimi zaman acımasızca yok etse bile yok edemediği en büyük miras şiir yazmak oldu. Her daim yazılacak. Tarihe meydan okuyanlar şu anda her ne kadar yeteri ilgiyi görmeseler de hatırlanmayanlar kayıp bir sandal gibi denizde ufuğa doğru yol alamaya devam etmişlerdir.  Çünkü şiir tanımsız olmadığı gibi tanımlanabilecek dar kalıpta bir özelliğe de sahip değildir. Tarihe meydan okuyabilmiş birkaç şairin şiirler ilgili önemli cümleleri var;

  • İçinizde olmayan şiiri hiçbir yerde bulamazsınız. (Shelley)
  •  Şairin kullandığı sözcüklerde insanlar için çeşitli anlamlar vardır; herkes beğendiğini seçer. (Tagore)
  • Şiirin ilkesi, insanın üstün bir güzelliği özlemesidir. Bu ilke bir coşkunlukla, bir ruh taşkınlığında kendini gösterir. Bu coşkunluk, aklın yoğurduğu gerçeğin dışındadır. (Baudelaire)
  • Şiir sanatı, eksiklikleri güzelliklere çeviren bir simya bilimidir. (aragon)
  • Ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü. (Cocteau)
  • Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz. İnsanı insana ancak şiir sevdirir. Şiir, insanı insana yaklaştıran şeydir. (Sait Faik)
  • Şiirin konuları hiç eksik olmayacaktır; çünkü dünya o kadar büyük, o kadar zengin, yaşam o kadar değişik manzaralı ki… Hiçbir gerçek konu yoktur ki şair onu gereği gibi işlemesini bildiği andan itibaren şiirden yoksun olsun. (goethe)
  • Gerçek şiirin, asıl sanat eserinin kendi varlığından başka bir amacı yoktur. Kendisinde başlar, kendisinde biter. Bütün soyluluğu da buradan gelir. (Valéry)

Evet, şiir tarihe ihanet etmez, şiir duygulara da ihanet etmez, şiir sevmeyi öğrettiği gibi, öğrenilen sevmenin de tarifini sunar. Şiir katil olmaz, aksine yaşatır. Şiir dağları, ovaları yeşile boyar. Şiir gözlerde parıltı yüreklere sıcaklık getirir. Şiire doymak iştahla ilgili değildir. Hatta kalp atışları ve kan basıncı bile şiirle alakalı değildir. Tarifi ise imkânsız bir nefestir. Her nefes alıp verdiğinizde yaşam bulursunuz. Bu yüzden şiirin ne bir kalıbı ne bir tarifi vardır. Kimi zaman devrimlerin en güzel ifadesi, kimi zaman ezilenlerin en yüksek sesi, kimi zaman tarihe meydan okuyan aşkların şahidi, kimi zaman da halkların umudu; tanrıya yakarış, ibadet şekli, inancın gereği, gerçek aşkın pusulası olmuştur. Savaşların başlangıcında ve bitişlerinde meydanlarda, ihanetlerin fısıldanmalarında, imparatorlukların kuruluşunda ve yıkılışında, düşlerde ve kâbuslarda hep var olmuştur. Yok etmemiştir, hep yaşatmıştır, öldürmemiştir.  Bu nedenle şiiri de öldürmek en büyük suç sayılır.

Ölmemek Mümkün

 

Şairler aşklarını yazarlar

Hapishaneler ise mahkûmların çığlığını

Sokak satıcıları kaldırım seslerini

Deri kürklü kadınlar ise hayvanların dostu zaten

Cebimdeki son paraya kadar ise borçluyum

Hayatım bile ipotekli sahipsiz değil

Küfürsüz bir dünyanın anlamsızlığında

Allah’ı inkâr etsem kafam bir saniye yerinde durmaz

Balta sapı çok keskin ucu ise zaten bilenmiş

Bu yüzden Allahsızlık inkâr değildir

Tanrı yalnızlığına özentiden bir adım öte

Unutulma hissi veriri her daim

Bu yüzden şairler aşklarını yazarken sevmeyi unuturlar

Cehennemde yandıklarında ise ateşler alevlenir

Her yazdığı sayfa bir kıvılcımdır

Kalemler ise o an keskinleşir kınında

Kelimelerin yazılmış olması o vakit isyandır

Bu yüzden şairler ya yazmamalı ya da ölmemelidir

“Şiir’i Öldürmek” üzerine konuşmak lazım belki. Yok olup giden zamanın tarifini yapan ve şiirin hiçbir kalıba sığdırılmaması gerektiğini söyleyen İbrahim Mavi şiire yeni bir nefes gereklidir diyor. En azından bu nefesi veren şiirlerin yaşatılması önemli bir ilerleme olur. O’na göre, popülerliğe meydan okumak, edebiyatın ve sanatın gerçek değerini vermek gerekiyor. Değersizleştirilen, içi boşaltılan bir şiir, edebiyat anlayışı günümüzde sanatın yok oluşunu da beraberinde getiriyor. Sahte duygular, yalan sevmeler, günü birlik hisler ve en sonunda bunalımlı bir yaşam… İbrahim Mavi şiirlerinde bu bunalımlı yaşamın tarifini veriyor belki. Tüm yok olmalara ve hatırlanmamalara meydan okurken belki de tarihe yenilecek cümleler sarf ediyor. Ama yine de popülerliğe ve sahteciliğe meydan okurcasına yazıyor şiirlerini. Şu ana kadar yazdığı şiirlerin çoğu amatörce kitap haline getirildi. İnsanlığa düşen bir görev varsa belki de bunu şu an yapmak gerekiyor. Tarih yok edecekse eğer tarihe meydan okumak gerekiyor. İbrahim Mavi’ye göre halkların acılarına, insanlığın yaşamına, doğaya, güneşe ve evrene karşı sorumluluklarımızı bilerek yaşamak gerekiyor. Yarınları bilerek, ağaca, hayvana değer vererek, en küçük canlıdan en büyük canlı türüne kadar beraber yaşadığımız evrene sahip çıkmamız gerekiyor. Bunları yaparken insanlığa olan saygıyı yitirmemek gerek. Eğer bunun için bir umut varsa bu umuda sarılarak yaşamak gerektiğini vurguluyor şairimiz.

Bu nedenle kendisiyle bir söyleşi tadında sohbet ederken bizi alıp götüren kelimeler ve cümleler kurarken sohbetimiz şiir üzerine yoğunlaşıyor. İbrahim Mavi hayatı boyunca şiirler yazan birisi. Hiçbir zaman kalıplarla şiir yazmadığını ve böyle bir kaygısının olmadığını söylüyor. İnsanlığa karşı sorumlu olduğunu hissettiği anlardan, kendisine sunulan yaşamın değerini bilmeye kadar bir çok alanda yazılmış şiirleri var. Şu ana kadar amatör bir yayınevinden bastırılmış dört tane şiir kitabı var. Uzaklardan Geliyorum, Şairin Şiiri, Kendim İçin Bir Düş ve son olarak Şizofren Aşk kitapları yazılmış. Yazmaya devam ediyor ama şiire verilen önemin yetersizliği her zaman olduğu gibi onu korkutmuyor. Onu korkutan tek şey insanların anlamsızlaşan bir dünyada karanlık bir güruh haline gelmesi… Yüzeysel anlamlarla yetinmeleri… Çünkü şair olma veya kazanç elde etme derdinden çok onu en çok ilgilendiren ruhsal sorunlar, sevmeler ve insanlığa, doğaya karşı olan sorumluluklar. En yakınlarına her daim bunu aşılamaya çalışıyor. Bizlerle sohbet ederken gündemden, geçmişten ve en önemlisi gelecekten bahsediyor. Korkular, sevinçler, düşler ve hikâyeler birbirine karışıp gidiyor. Şiirlerini yayınlamasının sebebini de sadece çevresine karşı sorumluluğunu yerine getirme amaçlı olduğunu söylüyor. Çünkü yaşadığımız evrende hissedilecek o kadar çok şey var ki bunların eksikliklerini görmemiz için iki göze ihtiyacımız yok. Sadece gönülden hissedilecek duygular her şeyi anlamaya yeter olduğunu vurguluyor. 

İbrahim Mavi yazdığı şiirlerin çoğunu bize sunuyor ve yazdıklarındaki derin anlamların tarif edilemeyeceğini şu anda kendisinin bile tarifi mümkün olmayan duygularda olduğunu söylüyor. İbrahim Mavi şiirlerinin belki de anlamsız gelebilecek birçok kelimenin bir araya gelmesinden oluşan dizeler gibi okunabileceğini, bunun aslında tam tersi olması gerektiğini söylüyor. Ama ona göre, şiirler okunduğunda çıkarılacak anlamların derinliği aslında bizlere yabancı olmayan ama artık hissetmekten bile korktuğumuz duygular. Ölümün korkusunun karanlık bir sokak olması tamamen sokağın lambalarla donatılmamasındandır. Sevmenin anlamasız gibi görünmesi aslında altında yatan derin hazinenin görülmemesindendir. İnsanı sevmemenin getirdiği bencillik aslında insana karşı kıskançlığın gereksizliğindendir. Her insan sevilmelidir ve insanlar eksik yaşadıkları duyguların acılarını diğer insanlardan çıkarmamalıdır. Doğaya verilen zarar aslında kendine verilen zarardır. Kendini bitirmek, yaşam alanını daraltmak bitmek bilmeyen ve geçici hazların doyumsuzluğundandır. Hayvanları sevmemek, her bir böceğe zarar vermek yerini daraltmaktır evrende. Çünkü hayat bunların bir araya gelmesinden çıkarılabilecek basit ama anlatılmayacak anlamlarla doludur. Hepsini bir ara getirdiğimizde insan olmanın gerekliliğini ve yaşamın amacını biraz da olsa tanımlamış olacağız.

Şiire ve anlama dair konuşmalarımız sürüp giderken konuyu çok uzatmadan Şairimizin yazdığı şiirlerle ilgili birkaç cümle almak daha iyi olacaktır. Çünkü şiiri ve şairin değerini anlatmanın kendisine düşmediğini söyleyen İbrahim Mavi, alçakgönüllülükten ziyade sanata olan saygınsın önemine ve şairlerin ustalığına atfen kendisinde bulunan edebi kişiliğin mimarları olarak şaire ve şaire saygısını belirtiyor. Bizde bunların yanında yazdığı kitaplarının isimleri ve içeriklerine dair birkaç cümle almak istedik. Yazılan şiirlerin dönemsel olarak hayatın bir aşaması gibi okunabileceğinin yanı sıra herkesin kendini bulabileceğinin üzerinde duruyor.

Uzaklardan Geliyorum

 Resim

Bu yüzden İbrahim Mavi’nin ilk şiir kitabı olan Uzaklardan Geliyorum aslında özenle seçilmiş bir isim taşıyor. Çünkü duygularımıza ve yaşamımıza o kadar çok yabancılaşıyoruz ki sevmenin ve âşık olanın, sevgi dolu olmanın ve anlamlı yaşamın tarifini çok uzaklardan arıyoruz. Uzaktan gelecek bir umudun peşinden koşuyoruz. Sevgiyi, ilgiyi mutlu olmayı hep dışarıda arıyoruz. İbrahim Mavi bu şiirlerinde ilginin aslında uzaklardan gelmeyeceğini ve bu yüzden beklenmemesi gerektiğini vurguluyor. Eğer aranacaksa içindekilerden yola çıkılmalıdır. Eğer sevilecekse sevmeklerinden yola çıkılmalıdır. Eğer yaşanacaksa içinde yaşattığı umutları yeşertmelidir. Bu yüzden her saniye yanı başımızda olan sevmeyi uzaklarda aramak gereksiz. Aslında sevmelerde acılarda içimizdedir. Bu yüzden bu kitapta aslında uzağın değil yakının anlamlarıyla yüklü dizeleri bulmak mümkündür.

 

     Uzaklardan Geliyorum

Uzaklardan geliyorum ölü duygular sırtımda

Bedeninde konaklamaya ateşler yakmaya geliyorum

Öldürülen kelimeleri yaşatmaya

Bir sabah dünyayı yeniden var etmeye geliyorum

Hüzünlü, ucu yitik sayfa sevmelerimi

Ve kanayan parmakları, barışın çığlıklarında

Kendimi geride bırakarak geliyorum

Uzaklardan geliyorum

Yabancısı olduğum öz annem sokaklardan

Katili olduğum kadınları yaşatmaya

Yaktığım kitapların küllerini savurmaya

Bir daha yazmaya geliyorum umutları

Geride bıraktığım gözlerimi ellerinde

Seni görmeye geliyorum uzaklardan

Annen öldürüldüyse eski zamanlarda

Ağlayan gözyaşlarını doğurmaya geliyorum

Hazin bir kış gecesi kervansaray dünyadan

İlkbaharları yaşatan barışlara geliyorum

Sayfalarca insan yazdım mürekkep yetmedi

Ülkeler yıktım öldürdükleri çocukların rüyalarında

Topraklarını bedenlerine örtü yapıp geldim

Bir hayat almaya, ömrümü vermeye

Ömür yetmez

Gözyaşlarımı vermeye geldim

Kızgın ateşi bedenlerde adı cehennemden

Gönülde birikmiş cennetleri var etmeye

Ovada yaşayan, dağda ölen duygulara

Taze fidanlar yeşertmeye geldim

Uzaklardan geldim, yalanları olsa da bu kentin

Doğru söyleyen bir çift göz görmeye

Ölülerden geldim

Burada yaşayan bir insan var mı diye

Yaşayan bir umut

Gören bir yürek, içinde dünya

Dünya içinde yeşeren düşler var mı diye

Ben çok uzaklardan geldim

Uzaklığında hala ben var mıyım diye (İbrahim Mavi)

Şairin Şiiri

 Resim

İbrahim Mavi’nin ikinci kitabı olan Şairin Şiiri yeni bir ufuk açar bizlere. İçinde ortak bir konu barındırmakla beraber yine farklı duyguları bir arada yaşatmaktadır. Ortak duygu olan sevmenin etrafında örülmüş bir ağdır Şairin Şiiri. Kendisine ait duygulara sahiplenmeyi öğüt eder. Her söylenen cümle, her yazılan kelime sahibine aittir. Eğer bağlar koparılacaksa hayattan söküp atılacakların sayısı fazladır. Bu nedenle yine kendimizden bir şeyler bulmak mümkün. Çünkü neredeyse her insan hayatın belli bir bölümünde sevmelerinden, içindeki duygulardan hatta peşini bir türlü bırakmayacak olan sevgisinden kaçmak ister. Hayatın bu dönemi bunalımların yoğun olduğu, kendine yabancılaşmanın en süt düzeyde olduğu dönemdir. Bu nedenle eğer insan kendinden kaçabilirse duygularından ve sevmelerinden de kaçabilir. Ama görülüyor ki hiçbir insan kendinden bir adım öteye gidemiyor. Bırakıp gidemiyor hayatı. Mazisinden kurtulup, her gece sığındığı gizli müzesinin tozlu odalarında yaşamak daha çekici geliyor. Kimsenin ulaşamadığı o tozlu odada kendinden çok şey buluyor. Her köşesinde ayrı bir heyecan, her köşesinde ayrı bir anı var. Koksu sinmiş duygular, yürek çarpıntılarına neden olmuş heyecanlar yaşar bu gizli odada. Bu neden İbrahim Mavi anlatırken kendimi bir anda o odada buluyorum. Yine tarifi yoktur belki bu hislerin ama en azından burada anlatılanları anlamak mümkün. Herkesi kendi hikâyesinin başkahramanı…

Şairin Şiiri

Ağlatılmayacak gözyaşlarım kuyu gibi derin

Jelâtinimsi hayat bağları koparılmayacak

El üstünde tutulacak her anı insanın

İnziva çekilmiş dervişi sayarcasına ilahi

Kendinden bir nefse uzağa atlayamayan.

Berduş, yosma ve kentlerin pazarlarında sergilenenler

Yaşamların sınıfsal geçişsizliği ve ekmeksiz

Tanrı destekli sıfır risksiz bir kalple

Üşürcesine elleri ve dudakları bir ilkbahar güneşine hasret.

Ölüler kokuyor sınır aşırı topraklarda

Yanı başında bir yastık kadar yumuşak

Kuş tüyü ruhlar dolaşıyor teller etrafında.

Faili belli artık ölülerin ve kimlikleri

Tehlikeli her biri son dakika haberi gibi

Ve son nefeslerinde kurşunlarla dost olmuş yürekleri

Üşüyor elbet vicdanlar, bir ekran ardından gülerken.

Cam fanuslarda kapalı kalacak değil ya her dem

Sevgi de kokar elbet yaşanmayan yerlerde

Amed’li çocukların taş atan elleri

Kırılan yürekleriyle post modernlerin köleleri

Patronlar ve işçilerin karanlık yüzleri

Yer altından her gece notlar çıkaran madencileri

Hasankeyf’in serin ve korkak ürkek tarihi

Coştukça nehirleri Mezopotamya’nın medeniyetlere kadar uzak

Eski ve korkutucu çığlıkları.

Modern değildir ölüler ve post modernleşmeyecekler elbet

Varoşların asi ve çemberlenmiş düşünceleri.

Kendim İçin Bir Düş

 Resim

Hikâyeler sürüp giderken bazen olay yaşanıyormuş gibi hissederiz. Olayın, hikayenin içindeymişiz gibi hissederiz. Birden kendimizi dalgaların tam ortasında buluruz. Dünya etrafımızda o kadar hızlı döner ki her şey bulanıklaşır. Ardından bir korku sarar her yanımızı. Ne yana baksan bir toz bulutu. Çaresizliğin ortasındaymışız gibi hissederiz. Ama bu fırtına dinecek umundu hiç yitirmeden oracıkta kalıveririz. İşte o anda bir düş kurulmaya başlar. Tüm fırtınalara rağmen insan elbet bir düş kurar. İbrahim Mavi bu fırtınadan sonra kurulacak düşün Kendim İçin Bir Düş’ün bedeninde yaşadığını vurgular. Anlattığı duygular ve yaptığı benzetmeler bir anda bir düş ağının içine sürüklüyor bizi. Hemen düş kurmaya başladım. Kendim için bir düşün dizlerine bakarken de aslında hayatımızın devam eden hikâyesinde yeni bir boyut kazandığımızı görmek mümkün. Aynı hikâye devam eder ama bu hikâyede olaylar, zaman ve duygular değişime uğramıştır. Artık fırtınanın ardında düş kurma zamanıdır. Düşünde yaşatılanlar daha önceki kahramanlardır. Hikaye benzer olayların aksine hayatın üçüncü evresi gibi sürüp devam eder. Mutsuzluklardan mutluluk çıkarmayı, maziden gelen düşleri sarıp sarmalamayı öğreniyor insan. Akıp giden zamanda söylenenler anlamsız gelebilecek, ama bir o kadar da derin anlamlar taşıyan dizelere bakarken bunların hepsini buluyor insan.

            Kendim İçin Bir Düş

Yalnızlığımın bir nehir kadar derin,

Bir okyanus kadar dalgalı olması,

Bir nefesin bir ömre bedel gerçeğiydi.

Akarken derin derin hayatımdan içeri,

Kuytuluğunda kaybolan bir benlik isyanı vardı.

Kendim için düşlediğim bir rüyam vardı,

Toprağında çiçek yeşermez bahçelerden içeri,

Ölülerin çığlığı ve yaşayanların sessizliğinde,

Gözleri kapalı yüreklere umut vadeden.

Kendim için düşlediğim bir rüyam vardı,

Ömrümden çalınan yıllara ulaştığım,

Özgürlüğe düşkün bir tutsağın düşü kadar mahsum,

Eski okul yollarında paylaştığımız bir simit kadar gevrek,

Aynı sırada oturan, birbirine doğuştan düşman,

Ama asla kardeşlikten öte düşünmeyen bir halkın çocuğu,

Bilyelerinin bir hayatı dolduracak anlamı kadar saf.

Ve kendim için gördüğüm bir rüyam vardı,

Sokakların belediye çukurunda birikmiş,

Üşüyen bir çocuğun, soğuk düşü kadar çamurlu.

Şizofren Aşk

 Resim

Hayatın son evresinde ise hayallerin, düşlerin, rüyaların, aşkların ve sevmelerin hepsini alıp bir şarap şişesine koyarsın. Kapağını kapattıktan sonra denin ortasına atarsın. Ve en sonunda şunu düşünmeye başlarsın yaşanılanların gerçeklikle veya gerçekliğin yaşanılanlarla benzerliği var mıdır? Hangisini bir diğerine benzetmek gereklidir. Soruların yoğunluk kazandığı bu aşama da asıl olan gerçeğin kendisini bulabilmektir. Kimi zaman tanrı yalnızlığı, ibadetlere olan ihtiyaç, kimi zaman ise tanrısızlık ve ibadetten kaçış yolları aranır. Gerçek bir düş gibidir artık. Ne yazılanlar ne de yaşanılanlar derin anlamının yüzeyine çıkabilmektedir. İbrahim Mavi bu sözleri açıklarken bize şu Tao hikâyesinden bahsetmektedir. Bu Tao hikayesi kısaca şöyledir: Chuang Tzu rüyasında bir kelebek olduğunu görür. Uyandığında ise kendisini rüyasında kelebek olduğunu gören Chuang Tzu mu, yoksa rüyasında Chuang Tzu olduğunu gören bir kelebek mi olduğuna karar veremez.

Bu hikayede asıl mesele gerçeklikle rüya arasındaki bilinç aşamasını aşmaktır. Aşılmayan bir düş kurduktan sonra Şizofren bir hayat yaşamak işi tehlikeli boyutlara götürebilir. Ama Şizofren Aşk’da bu tehlikenin ötesinde bir hayat bulmak mümkün. Gerçekliğin hikayesi yazılamadığı gibi, yazılan hikayelerin de gerçekliğinin olup olmadığı şüphelidir. Bu nedenle bu dizelerdeki derin anlamların sırrını çözmek için kitabı alıp uzun bir zaman aralığında okudum. Derin anlamlar çıkarmanın sebebi her okumamın farklı bir günde  gerçekleştiği mi yoksa her okuduğumda farklı bir duygu hissettiğimden mi anlamak mümkün olmadı. Bu yüzden yeni bir nefes olması pek de hafife alınacak bir tabir değilmiş.

En sonunda da hayata dönme aşaması olarak nitelendirilebilecek olan şiir yazma aşamasında sanırım insanların hayata dönmesini gerektiren bir çok sebebin olabileceği üzerinde duruluyor. Her ne kadar birikmiş şiirlerinden sızan kaçak kelimeler kendini çok ele vermese de anlaşıldığı kadarıyla yeni bir hayat her daim mümkün. Ama bu hayat ya şizofrenden hemen sonrası için bir boşluk veya hayata tekrar dönüp anlam bulmaya çalışılacak bir umut olacaktır. Aslında bunların çoğunu kestirmek mümkün. Bu nedenle insan önce kendinden ve hayat çizgisinden yola çıktığında hayatın neler getirebileceğini kestirebilme özelliğine de sahiptir. Bu nedenle sonrası için şiirleri aslında sizler yazıyorsunuzdur. Hepinizin bir cümlesi, bir dörtlüğü ve bir sayfası var bu yazılanlarda. Hemen gidip kendi payınıza düşenleri almanın zamanıdır belki…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: