“MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI”*: ÇOCUK

Resim

Türkiye’nin siyasi tarihi hukuksal olarak birçok mağduriyeti içinde barındırmaktadır. Bu mağduriyetlerden en fazla nasibi almış olanlar ise genellikle kadın ve çocuklar olmuştur. Demokrasinin gelişmemiş olduğu ülkelerden biri olarak Türkiye tarihinde kadın ve çocuk ölümleri, siyasi engeller, temel hak ve hukuk ihlalleri, hukuksuzluk, yolsuzluk, rüşvet ve sansür her daim var olagelmiştir. Bu gün gelinen noktada insan hak ve özgürlüklerinin çiğnendiği bir Türkiye görmek mümkün. Özellikle insanların doğal hakları olan yaşama, eğitim, din ve düşünce özgürlüğü gibi hakların artık çok da anlam ifade etmediği bir tablosu çiziliyor. Yapılan hukuksuzluklar karşılıksız kalıyor, rüşvet ve hırsızlık cezalandırılmıyor, suç oranlarında bir yükseliş olmanın yanı sıra, herhangi bir suçla itham edilenlerin davası yıllarca sürdükten sonra sonuçsuz kalıyor. Bir anlamda genel af niteliğinde katil ve hırsızların ellerini kollarını sallayarak dışarıda gezinmelerine izin veriliyor.

Tüm bu hukuksuzlukların yanı sıra Türkiye’nin en fazla mahkûm olması gereken bir konu çocuk ölümleri. Evet, masum ve hiçbir suçla nitelendirilemeyecek denli saf olan çocuk ölümleri… Türkiye cumhuriyetinin kurulduğu ilk yıllardan beri öğrenci eylemlerinden tutunda toplu ölümlere, baskılara ve nihayet darbe girişimlerine kadar her daim ölen insanlar olmakla beraber bunların içinde çocuklar hep ön sırada olmuştur. Birer örnek niteliğinde olan 68 gençlik kuşağı liderleri Deniz gezmiş, Hüseyin İnan, Mahir çayan; 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde öldürülen çocuklardan biri olan Erdal eren gibi insanları devletin açık adaletsizliği yüzünden, dam edilmişlerdir. Faili meçhuller ise cabası. Türkiye’nin tarihi karıştırıldıkça ortaya çıkan kokunu korkunçluğu olan bir çöp niteliğindedir. Bazı dönemler sembolik olarak tepkiselliğe neden olan ölümler aslında ismi bile duyulmamış küçücük bedenlerin ruhunda yaşamaya devam etmektedir. Bu yüzden Türkiye’nin tarihi geçmişinde çoğu zaman ölümler yoğunlukta olsa da sembolik olarak bazı zamanlar Türkiye’nin vicdanını sızlatan ve kamu vicdanının rahatsızlık duyması gereken bazı olaylar çok fazla ön planda olmaktadır. Bu halk arasında sembolik hale getirilen ve Türkiye’deki adaletsizliğin temeline dayanan bir isyan niteliği taşımaktadır. Bunlardan en fazla nasibini alanlar çocuklar olmaya da devam etmektedir.

*Ece Ayhan’ın Şiiri. 1969 yılında Yıldız teknik üniversitesi önünde öldürülen Nilgün Marmara adlı öğrenci için yazılmıştır.

 

 

Bu yüzden ilk olarak Mardin Kızıltepe ilçesinde babası Ahmet kaymaz ile beraber öldürülen 12 yaşındaki uğur kaymaz faillerinin bilinmesine karşın çok net cezalar almamış olması kamu vicdanını sızlatmaktadır. 12 yaşında bedeninde 13 devlet kurşunu ile öldürülen Uğur Kaymaz AİHM tarafından sonuçlanıp Türkiye mahkum olmuştur. Fakat yine de adaletsizlik devam etmiştir.

İkinci örnek olarak 12 eylül 2006 da koşu yolu parkında ortaya konan bombayla aralarında çocukların olduğu 10 kişi öldürülmüş ve yine adalet keskin bıçağıyla kendi bileğini kesmekten başka bir şey yapmamıştır.28 eylül 2009 da Diyarbakır’ın Lice ilçesinde havan topu mermisiyle bedeni parçalanarak öldürülen Ceylan Önkol yine devlet tarafından öldürülmüştür. Yine devletin adaletsizliği bir kez daha gözü kör ama terazisi bozuk haldedir.  28 Aralık 2011 de Şırnak’ın Uludere ilçesinde devlet tarafından bombalanan ve aralarında çocukların da bulunduğu 34 kişi hayatını kaybetmiş ve devletin adaleti yine gözü kapalı bir özelliğe bürünmüştür. Sonuçta yine adaletsiz kararlar verilmiştir. Diğer bir tarafta Gezi parkı eylemleri olarak kabul edilen ve aslında Türkiye’de halkların temel hak ve özgürlüklerini korumak adalet için direnmek adına yürüttükleri yürüyüşler ve eylemler sonucunda hayatını kaybeden gençler. Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Mustafa Sarı, Ali İsmail korkamaz.. Bu gençlerin polis tarafından öldürülmelerinin yanı sıra özellikle Ethem Sarısülük’ün polis kurşunuyla halkın gözünün önünde öldürülmesinden sonra polis sadece başka bir şehre terfi etmiştir. Yine ali İsmail korkmaz kamera görüntüleri ve deliller olmasına rağmen adaletsizlikten payını almıştır. Kamera görüntülerinde o gece içinde halkında bulunduğu polislerin dayağı sonucu ağır yaralanıp öldürülmüştür. Son olarak 14 yaşında evinden çıkıp ekmek almaya giderken gezi eylemleri döneminde biber gazı kapsülüyle başından vurulan ve 269 gün komada kaldıktan sonra ölen Berkin Elvan… Katiller yine ortalıkta ve çocuklar yine ölmeye devam ediyor.

Tüm bu örnekler aslında Türkiye’deki adaletin nasıl işlediği, insan haklarına, insan yaşamına ne kadar önem verildiğinin göstergesidir. Türkiye tarihi boyunca bir askeri devlet olma özelliğini 2004’lere kadar sürdürmüş ve sonrasında artık polis devleti olmaya başlamıştır. Bu gün gelinen noktada polis devleti oma vasfıyla çok fazla yetkiyle donatılan polislerin eylemlere ve basın açıklamalarına karşı takındığı tavırlar öldürücü tavırlılardır. Polisin yetkisinin bu denli arttırılmasının yanı sıra yargıda da bu tutumlara karşı bir tavır sergileyen insanların önü kesilmektedir. Sembolik olarak verilen bu çocuk ölümleri ve adaletin yerine getirilmemiş olması Türkiye’de uzun dönemden beridir süre gelen bir adalet boşluğunun göstergesidir. Türkiye’de adalet genellikle yönetme erki tarafından denetim altında tutulmaktadır. Yargı yürütmenin tekeline geçtiği andan itibaren keyfiyetçilik ve adaletsizlik boy göstermektedir. Türkiye’de de yıllardan beri süregelen bu yaklaşımların sonucunda gerek siyasi, gerek ekonomi gerek ise sosyal eşitsizlik devam etmektedir. Yasama, yürütme ve yargı organlarının ayrılık ilkesinin kesin çizgilerle belirlenmediği bir ülkede demokrasi anlayışından bahsetmek de bu denli zor olacaktır. Önümüzdeki süreçlerde de bu şekilde süreceği öngörülen bu adaletsizliğin süregelmesi hem iç hem de dıştan bir saldırının olmasına neden olabileceği gibi, hukuka, devlete olan güven sarsılacak ve yargı bağımsızlığını yitirdiği gibi denetim altında tutulduğunda da devlet çöküşe doğru gidecektir. Özellikle otoriter bir siyasi yapılanma içinde olan bir ülkede tek iktidar kişi veya zümre oldu mu halkın devlet yönetimi ve demokrasi anlayışının da içi boşaltılmış olacaktır. Nitekim şu anda Türkiye’de görünen tek kişinin iktidar olduğu bir yönetim anlayışıdır. Şayet bu şekilde devam ederse belli bir süre sonra tarihsel gerçeklik olan baskıcı, otoriter bir tutum oluşmaya ve hırsları uğruna halkı kargaşaya ve zulme sürüklemeye devam edecektir.

 

İbrahim mavi

12.03.2014

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: