KÜRT KÜLTÜRÜNDE DENGBEJLİK

Kültür4

Ellerini koy sözün yüreğinin üstüne. Hissettin mi o sıcaklığı, yakıyor değil mi ellerini? “Neden?” diye sordum bilenlere. Sözün yüreği neden bu kadar sıcak? Dediler ki “Sesin izini sür”. Dediler ki “Sorma bize, dengbejlere sor, onlar anlatsın”… Ya dengbejlerin dili yara bağlamışsa? Kim anlatır tarihin yaşadıklarını?

Bir dil yara bağlarsa… İniltileri duyulmaya başlanır. İnceden inceye bir sızı birikir… Taa o dağların orta yerine gömülmüş, acıların ve yasakların arasından hissedilir. Sonra birileri çıkar gelir. Sırtlarında abaları, ellerinde asaları ve yanlarında sözlerini doldurdukları heybeleriyle… Tarih taşırlar. Zordur o tarihi taşımak. Hele de asırlar boyu o yükü omuzlarından hiç indirmeden taşımak daha da zor…

Karanlıkta yalınayak yürüdünüz mü hiç? Ayaklarınız takıldı mı taşların kenarlarına? İncindi mi sözler kadar ayaklarınız? Of demeyin sakın… Hele o yaralarınız kabuk bağlarsa… Siz susun, söyleyin söyleyeceğinizi bir dengbeje, o götürsün, ulaştırsın kurulan meclislere.

Yakar dertlerin yarası. Yasaklı gecelerin sıcak konukları dengbejler. Onların arkasına düştünüz mü gidersiniz o yakılmış, yıkılmış geçmişinize. Tarihin o kuytuluklarında, bazen yapayalnız kalırsınız, bazen başınızı yaslarsınız dengbejlerin göğsüne… İnceden bir ezgi gelir konar avuçlarınızın içine. Bırakmayın dengbejlerin peşini… Biz de iki aydır onların peşine takıldık. Aslında uzun bir yol yürüdük. Bu yürüyüş dengbejlerin yürüyüşünün yanında çok kısa kalır biliyoruz. Sözün o sıcaklığını yitirdiği bugünlerde, o sözün sıcaklığına sığınmamız o kadar güzel ve anlamlı ki… Bize Ahmede Xani, Meme Alan, Evdale Zeynike eşlik etti… Bazı yerlerde de Mehmet Uzun. Irak sınırını geçerek içlere doğru yaklaştık iyice, Ehmede Fermane Kiki karşıladı bizi.

Oralarda sorduk: Kim bu dengbejler? Kime sorduysak anlatmakta hep zorluk çekti. Dengbejleri anlatmak… Yani anlatıcıyı anlatmak, söz ustasını yazıyla anlatmak…

Dengbej, Kürtçe’de bir şeyi sözle aktarmak anlamına gelir. “Deng” ses, “bej” söyle, aktar… Kürt halkı tarihi boyunca kültürünü sözle icra etmiş. Söze ve sese yaslamış sırtını. Uzaklara, seslerini sarıp tarihin kararmış sayfalarına, öyle göndermiş…

Tarihlerini yazılı aktarma olanağı bulamamışlar. Bundan dolayı kültürünü sonraki kuşaklara aktarmak işini de sözler ve anlatıcılar üstlenmiş. Araştırmamız boyunca fark ettik ki, yazılı kültürler arasında bir korku var. İki yüz yıl önce Bağdat Valisi’nin, yazı ve edebiyatla haşır neşir olan Kürtleri yakalama emri çıkardığı ve ele geçirilenlerin derisini yüzdürüp özel çerçevelere gerdirdiği biliniyor.

Bir sayfalık yazı, onlar için derilerinin yüzülmesi anlamına gelir. Bu korkunun, yazılı edebiyatla aralarında bir mesafeye yol açmasının yanı sıra; yazılı edebiyatın gelişmesini de engellemesi, bu alanda ciddi bir boşluk doğurmuş. Bunu aşmanın yollarını aramaya çalışmışlar. Dengbejler, sözlü edebiyatın mimarları olarak yasakları ve zorlukları göze alarak kendilerini vurmuşlar dağ yollarına. Hem roman yazarı, hem söz ve beste ustası, hem de tarihin tanığı…

Dengbejlerin sıcak soluğu o zorlukları üstlenmiş. Dengbejler, söz ve müziğin yardımıyla bir dengbejlik geleneği yaratmış ve ortaya yeni bir dil ve türkü tarzı çıkarmış. Böylece Kürtlerin günlük yaşamlarının ufak ayrıntıları üzerine kurulu bir sözlü edebiyat başlamış ve bu anlatılar, muhtevasındaki melodiler sayesinde daha geniş kitlelerin ilgisine neden olmuştur. Uzun yollar kat ederek bir bölgeden başka bir bölgeye kültürlerini taşımaya başlamışlar.

Dengbejlerin yaşamı gezmek ve anlatmak. Yaşananları anlamak, anlatmak, onların hikayesini anlatırken türküsünü söylemek. Bir halkın açlığını, yaşadıkları acıları anlatmak… Zor, evet. Hem de çok zor. Savaşları ve savaşlardan arta kalan acıları, kurşun geçmiş tenin geride bıraktıklarını, yaralı sokakları, ıssız yurtları, köyleri, kimsesiz kalan yolları… Kahramanlıkları… İhanetleri…

Bir kara haber vermek ne anlam taşır, yüreği türkülerle ve hikayelerle dolu bir dengbej için? Kılamın yüreğine sığınır, sırtını ona yaslar, öyle söyler söyleyeceğini.

“Dengbejler genelde okuma yazma bilmeyen, sözlü kültürün özellikleri ve değerleriyle yetişmiş, yaşadığı toplumu, gelenekleri, koşullarını, çelişkilerini iyi bilen, güçlü bir belleğe sahip, sese ve söze biçim verebilirken onu estetize edebilir yetenekte, Kürt halk hikayelerini bir ezgiyle yoğurarak, kimi zaman da bir enstrüman eşliğinde belli bir zaman diliminde bu hünerini dinleyici topluluğu karşısında icra eden anlatıcılar olarak değerlendirilebilini r.” diyor Abidin Parıltı. Bir de yıllardır dengbejlerle dostluk kuran onları anlatan Mehmet Uzun’a soralım; bakalım, o ne diyecek dengbejler için:

“Size dengbejlerimi anlatayım.
Evet, dengbej, dengbejlerim, dengbejlerimin sesi, kelamı, dili. Bunları anlatayım size.
Dengbej, sese nefes ve yaşam verendir.
Dengbej, sesi kelam, kelamı kılam, türkü haline getirendir.
Dengbej, söyleyendir, anlatandır. Tıpkı yazılı edebiyatın ilk dengbeji Homeros gibi.

Yani dengbej; söyleyen, sözü nakşeden belleği canlı, diri tutan, hatta bellek olan.

Ancak dengbejin tanımı sadece bu kadar da değil, bu kadarı bir dengbeji tanımak için oldukça eksik; dengbej, sadece sese biçim veren, onu söyleyen değildir, aynı zamanda sesi stran, türkü, müzik haline getirendir de. Tıpkı Homeros’un tanrıçası gibi. Söyle, tanrıça. Yani stran, kılam olarak, bir ritim, bir makam eşliğinde, bir müzik haline getirerek söyle. Söyle; öfkeyi söyle, öfkeyi dinleyiciye ulaştır, kelamı bir inci gibi dizerek, bir kuyumcunun elması işlemesi gibi, kelamı işleyerek, söyleyiş biçimiyle kelamı güçlendirerek, kelamı kılam haline getirerek dinleyicinin yüreğine, ruhuna hitap et.

Evet, dengbej, yani Homeros’un tanrıçası. Sese biçim ve ritim, yaşam ve duygu veren; kelamı, sözcüğü, gönül ve yüreği terbiye eden, coşturan, teselli eden bir güç, bir kaynak haline getiren ‘tanrıça…’ İşte dengbej bu: İnsana, insanlığa bir dil; kimlik, tarih, benlik, bellek veren ses, nefes; insanı, insanlığı, insana anlatan, çağlar boyu, zamanlar boyu, kesintisiz bir çağlayan haline getiren kaynak.

Dengbej; kelam ustası, kılam ustası.
Şimdi dengbejlerimi anlatmaya başlayayım.”*

Dengbejlerin yeri, yurdu yoktur. Şehir şehir, köy köy dolaşıp, gittikleri yerlerde divan kurarlar. Geçimlerini de böyle sağlarlar. Aşıklar gibi dolaşır ve gittikleri yerin türkülerini ve hikayelerini anlatırlar. Söylenen türküleri, anlatılan hikayeleri başka köylere şehirlere taşır, oralarda anlatır ve söylerler.

Bazen tanıdık hikayeler de bulunur. Daha önce başka dillerle anlatılan hikâyeleri dengbejlerden de dinlemek mümkün.

Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Erzurum kışının dondurucu soğuğunu, çatıdan çatıya atlarken donan kedilerle anlatıyor. Ape Qado da, aynı hikayede açlık ve dondurucu soğuktan bahsediyor:

“‘Açların en genci de, kedi gibi, dama sıçradı, iki sıçradı, üçüncüsünde, kedi gibi, dama tırmandı. Kedinin kaçabileceği bir yeri yoktu. Ama karşı ev, karşı evin damı? Kedi deyip geçmeyin, ölüm zamanında, çaresizlik zamanında çılgınlıksa çılgınlık, ölümse ölüm! Son bir gayretle kedi, gözlerini ölümün korkusu sinmiş o zavallı küçük mahlûkat, karşı dama ulaşmak umuduyla, kendini boşluğa fırlattı. Dediğim gibi zaman, kırmızı kar zamanıydı, en olağandışı şeylerin bile olağan hale geldiği bir zamandı.

Soğuktu, dünyada yaşanmamış bir soğuk vardı. İnsanın ağzından çıkan nefesin bile çıkar çıkmaz halkalar halinde donduğu bir zamandı. Her şey donuyordu. Kedicik de dondu. İki damın arasında, öyle dondu kaldı. Evet, evet; havada, boşlukta, yerden insanlardan uzak, öyle dondu kaldı. Bu gözler bunu gördü, buna şahit…’

Öykünün bitmesinden sonra ‘Qado’ diyor, bu sert akraba, ‘Qado, işin gücün bizi elaleme rezil etmek, yapma, yalanın da bir haddi hesabı olmalı. Bu kadar da yalan olmaz Qado. O kediyi öyle havada, orta yerde bırakma. Onu ya ilk dama geri götür ya da diğer dama ulaştır.
‘Hayır’ diyor Ape Qado da gülümseyerek. ‘O kedi öyle havada donmuş kalacak.’

‘Ama bu doğru değil, Qado. Bu doğru olmaz, vicdansız Qado”*

Hiçbir dengbej zengin, varlıklı olamamış. Sıradan bir yaşamları var hepsinin. Zaman zaman beylerin, ağaların divanlarına gidilip orada muhabbet etmişlerse de bu belirleyici değil. Dengbejler yoksulluğun derdi, tasası ve dermanıdırlar. Ağaların, beylerin eğlence mezesi hiç olmamışlar.

Dengbejliğin ana damarı doğaçlamadır. Anlattıkları hep doğaçlama üzerine kuruludur. Derleme yapanlar da olmuş ama bunun sorunlar yaratması da söz konusu. Derleme yöntemleri ezbere dayalı olduğu için türküler ve hikayeler değişime uğramış çoğunlukla. Her dengbej derlediği türküye ya kendisinden bir şeyler eklemiş ya da yazılı olmadığı için bazı bölümler zamanla unutulmuş ve değişime uğramış. Bu nedenle bir dengbejin kendi eseri bile bir diğerinin aynısı olmayabilir. Hatta bulunduğu ortam dahi belirleyici olabilir. Yaşadığı herhangi bir olayın etkisi de ona yansımış olabilir.

Bunun yanısıra gittikleri yerlerin kadınları tarafından söylenen türküleri dinleyip bir yerden bir yere taşımışlar. Kadınların söyledikleri türküler ve anlattıkları hikayeler olmuş. Kadın dengbejlerin her yere gidememesinden dolayı, söyledikleri birçok hikaye ve türkü belirli yerlerle sınırlı kalmış. Dengbejlerin bu aktarıcı rolü sayesinde birçok türkü veya hikaye, onu yaratan kadınlardan alınmış, yeniden derlenerek daha geniş dinleyici kitlesine ulaştırılmış. Aksi halde birçok türkü ve hikaye, yaratıcısı köylü kadınların ölümüyle birlikte unutulup gitmesine yol açardı. Ki unutulup giden de çoktur.

Dengbejler neleri konu ederler türkü ve hikayelerine? Bu soruya da cevap aradık.

Kürtler söze ve hikayeye büyük önem verirler. Yazılı edebiyatla çok geç tanışmaları ve bunu bugün dahi tam olarak benimsememeleri, Kürtlerde sözlü edebiyatı daha önemli kılıyor. Kürtlerde okuma-yazma oranı oldukça düşük. Bundan dolayı da tarihlerini yazılı olarak değil, sözlü olarak öğrenmişler. Söze büyük önem verdikleri için dengbejlere de büyük önem veriyorlar. Çünkü dengbejler Kürt halkı için önemli bir kaynak oluşturuyor. Tüm kapılar dengbejlere açıktır ve dengbejler aşiretlerin övünç kaynağıdır. Birbirine düşman aileler, aşiretler, köy ve yöreler arasında rahatlıkla dolaşırlar. Kimse dengbejden korkmaz, ona dokunmaz. Hatta bir kavga çıkmışsa ve o anda dengbej gelmişse kavga orada biter. Dengbejler de bunu bildikleri için hikaye ve türkülerinde hemen hemen her konuyu işlemiş: Aşk, sevgi, kahramanlık, ayrılık, kuraklık, açlık, soğuk vb.

Aşk ve sevgi kendi içinde ikiye ayrılır. Birincisi gerçekten yaşanmış olanlar ve anlatıcının bire-bir kendisinin yaşadığı, yani hikayenin baş kahramanı, hikayeyi anlatan dengbejin kendisi olan… Bu hikayenin piri Evdale Zeynike’dir. İkincisi; hikayeyi anlatan ve o hikayenin türküsünü söyleyen, hikayenin kahramanı olmayanlar. Bunlar genelde dengbejin yaşadığı bölgeye özgü olanlardır. Ya da duyduğu, eğer okuma-yazması varsa, yazılı bir kaynaktan okuyup ondan etkilendiği, o olayları anlatan bir tarz. Bazen gerçek, bazen hayal ürünü, bazen de abartı öne çıkarılıp efsaneleşen hikayeler de anlatılır. En bilinen Mem û Zin ve Derweşe Evdina’dır. Dengbejlerin anlattıkları aşk hikayelerinin hepsinin sonu trajediyle bitiyor. Hikayelerin temeli ayrılık üzerine kurulu; yani birbirine kavuşamaz, dengbejin kahramanları. Kavuştuğunda ise yanar, kül olurlar. “Mutlu aşk yoktur” dengbejlerin hikayelerinde.

Kahramanlık hikayeleri… Birçok dilde anlatılan ve dinleyenin hep kendisini o kahramanın yerine koyduğu hikayelerin benzerini dengbejlerden de duyuyoruz. Bu hikayeler birçok yönüyle önemli. O toplumun ya da o dili konuşan halkın kültürü, değer yargıları, yaşam biçimi, alışkanlıkları ve yaşama bakış açısı yansıyor. Bu nedenle bu hikayeleri dinlerken o ortamı canlandırmak zor olmuyor.

“Kahramanlık hikayeleri, insanların kişisel arzularını ve yaşadıkları topluma karşı olan sorumluluklarını inceler. Ancak nerdeyse bütün hikayelerin sonucunda kahramanın seçimi; toplumunu esenliğe çıkarmak için ölümü göze almak olur. Ancak bütün bunlara rağmen kahraman kusursuz değildir. Kişinin kahramanlık nitelikleri kadar insani zayıflıkları da toplumun diğer bireylerini ilgilendirmekte ve bu zayıflıklar öğretici de olabilmektedir. Bu zayıflıklar özellikle dinleyicide bir özdeşlik duygusunun kurulmasını sağlar.”**

Dengbejler hikayelerini yaşamın birçok ayrıntısıyla zenginleştirirler. Doğanın güzelliğini, bulundukları coğrafyanın verimliliğini, bereketini anlatırlar. Soğuklar daha çok konuk olur hikayelerine. Ayrılığı ve hastalığı Evdale Zeynike şu dizeleriyle anlatıyor:

“Turna, hey turnam, bu Iğdır ovasının
Nazlı turnası, turnam
Arıkuşları okuyor şimdi Sürmeli Paşa’nın divanında,
Bülbüller okuyor bu ayvanda,
Geçer yıl şu zamanlar Evdale Zeynike’ydim ben,
Yeryüzünün arıkuşuydum ben,
Gün ışığının bülbülüydüm ben,
Acem sınırında oturan ben,
Atların süvarisi, Gule’nin nazlı edasının
Aşığıydım ben, Gule, bahtsız Gule, körüm, ben körüm,
Derman hani Gule?…”

Ehmede Fermane Kiki, sürgün yıllarında dert ortağı olan kavalına bakın neler söylemiş. Şeyh Sait Ayaklanması’nda sağ kalan ve gidip sürgünde yaşayan Kiki için kavalı, dert ortağıdır. Her şeyini ona anlatır, onunla dertleşir, onunla selam gönderir sürgün edildiği yurduna:

“Sesin
Gamlı insanların gözyaşlarını
Ayrılıkların sıcak selamını
Kırık kalplerin çığlığını
Getiriyor bana
Kavalımsın sen
Yurtsuzların sesi, kavalım benim..
Şirin kavalım
Seher ayazında
Akşam alacasında
Yalnızların arkadaşı
Kırık kalplerin yoldaşısın…”

Vatan ve dil. Biri olmadan diğeri olmaz. Bunu dengbejler de bilir ve onun için bu, söyledikleri türkülere ve anlattıkları hikayelere yansır. Vatan ve dili için, dengbej Feqiye Teyran’a kulak verelim.

“Dil anadır, kucağında çocuk
Ülke baba, içinde egemenlik
İnsan yetimdir ülkesiz…

Anamdır güzel dil
Kibar methiye hep güzel
Gam ve keder yaşadın sen hep”

Bu dizelerden sonra bize söz düşmüyor. Onlar, dengbejler, bir tarafta yasaklı dilleri, yılların köreltmek için sürekli kum serptiği gözleri ve o kuma inat görmek için çabalayan bir halk. O halkın söz ustası, yılmaz kültür elçileri dengbejler.

Düştün mü dengbejlerin peşine, duramazsın, yer-yurt bilmez, öylece gezer durursun. Seni duygudan duyguya sürükler durur. Bu gezi bize birçok şeyi yaşattı. İnsanın dilinin bu kadar yara almış olması ve bu kadar baskının, yaranın içinde insanın özlemlerini anlatacak bir yeri-yurdu olamaması… Bu yol boyunca ıssız yerlere, yakılmış, yıkılmış virane evlere rastladık. Yüz yıllar öncesine gidip, bugüne geldik. İnanın hiçbir fark yoktu. Bu da insanın yüreğine yüzlerce acının çivisini çakıyor. Her dengbejin ayrı bir acılı yaşam hikayesi, her dengbejin acı dolu türküsü… Bu karmaşık duygular ve dil özlemleri hep var olagelmiş…

Anlatmaya çalışmak o kadar zor ki… Hangi birini anlatalım diye düşündükçe, içinden çıkamıyorsun. Ahmede Xani, Meme Alan… Sonra uzanıp iki yüz yıl sonrasına… Kürtlerin Homeros’u Evdale Zeynike, sizi götürsün 800’lerin başına; oralarda divanlar kurup, size aşkın kutsallığını anlatsın. Sonra, Ermeni olmasına rağmen Kürtlerin gönlünde kendisine güzel bir mekan ayırtan bir dengbej, Karapete Xaço sizi Ermenistan’da dolaştırsın. Hamidiye Alayları köylerini bastığında 15 yaşındaki Xaço’nun kimsesi sağ kalmaz. O da artık köy köy dolaşıp dilencilik yapar. Yaşadığı onca acı, ona türkülerin kaynağını gösterir. Yeni ayaklanmalar ve sürgünler başlar. Velhasıl yolu Ermenistan’a düşer, orada Sovyet radyolarında Kürtçe hikayeler anlatır, türküler söyler. Kendi diline hasret kalanlar belirli saatlerde radyonun başına toplanır Karapete Xaço’yu dinlerler. Bir taraftan da camdan dışarıya endişeli gözlerle bakarlar. Evlerinin basılıp, yasak dilden türküler dinledikleri için hapse atılmaktan korkarlar. Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte Xaço susar, bir daha da duyan olmaz. 102 yaşında hayata küsmüş olarak veda eder dengbejliğe. Meryem Xan, bir kadın dengbej… Feodal yapıyı zorlayarak kendi türkülerini söylemek, o kadar kolay olmasa da, başarılı olur. Ses rengi ve türküleriyle dengbejlik geleneğini sürdürür Meryem Xan.

Daha yazacak o kadar çok dengbej var ki, söz açıldıkça onlar bizi sürükleyip götürüyor. Bazen kavalın şahı Egide Cımo’ya takılıyoruz, bazen Mehmet Baran’a, onun kemanının yerinin farklı olduğunu görüyoruz. Sonra ‘38 Dersim İsyanı’nda kurşuna dizilmiş hali gözlerimizin önüne gelince, dönüp oğlu Mahmut Baran’a bakıyoruz. O da tütünü atın sırtına vurup Erzincan yollarına düşüyor, türküleriyle anlatıyor bize yaşananları… Diğer dengbejler, yani adlarını bu kısacık yazıda zikredemediklerimiz, bizi bağışlasınlar. Ama onların kurdukları divanlarına yine gideceğiz ve yine onların sözlerine sırtımızı yaslayıp koca bir halkın tarihini öğreneceğiz. Biliyoruz dengbejler hiç susmazlar, dillerine kelepçe vurulsa bile, onlar iniltileriyle anlatırlar anlatacaklarını.

* Dengbejlerim / M. Uzun
** Dengbejler / A. Parıltı

Hazal Demir (http://www.mezrabotan.de/dengbej.html)

27 Dengbêj’in Kısa Hayatı

EVDALÊ ZEYNIKÊ (1800-1913)
Mustefayê Hesenê Silêman’in oğlu olan Evdalê Zeynê (Evdalê Zeynikê) nin annesi adından da anlaşılacağı gibi ‘Zeynê” dir. ‘Dengbêjlerin Piri’ olarak nam salan Evdal, 1800 lü yılların başlarında Ağrı Tutak’a bağlı Cemalwêrdi Köyünde dünyaya gelmiştir. Evdalê Zeynê, daha üç yaşındayken babasını kaybeder. Annesinın ismiyle anılması ve tanınması bundan dolayıdır. 1913 yılında vefat eden Evdalê Zeynê’nin yaklaşık 110 sene yaşadığı, Yazar Ahmet Aras’ın yaptığı ve daha sonra da kitaplaştırdığı çalışma sayesinde bilinmektedir. Evdal’in 110 sene yaşadığı bilgisi, Evdal’in büyük torunu Emerê Zeynê tarafından dile getirilmiş. Kürt Dengbêjlik literatürüne geçmiş onlarca kılam ve stran ilk defa Evdalê Zeynê tarafından dile getirilmiştir. Sözkonusu kılam ve stranlar daha sonra Şakıro, Reso, Zahiro, Karapete Xaço, Salihe Qubini gibi dengbêjler sayesinde günümüze kadar –sadece söylenerek- ulaşabilmiştir.

BAQÎ XIDO (1920-……)
1920 yılında Suriye Kürdistanı’nın Kobani kasabasında doğmuştur. 1955 yılında bir hastalıktan dolayı dengbêjliği bıraktığı söylenir. Dengbêjlerin çoğu gibi ömrü boyunca ‘bir kuru ekmeğe muhtaç’ kaldı. ‘Derwêşe Evdî’, ‘Delale Edûle’, ‘Bêmal’, ‘Mem û Zîn’ ve ‘Lo Dilo’ gibi onlarca kılam onun dilinde Kürdistan’ın dört parçasına yayıldı. Geçen yıl, Kürtlerin hemen hemen hiς yapmadığı bir olay gerçekleşti; yaklaşık 600 aydın, yazar, öğrenciden oluşan bir kitlenin huzurunda Baki Xıdo ödüllendirildi. Onurlandırma ve ödül töreni, Halep Üniversitesi öğrencileri tarafından, aynı isimli üniversitede yapıldı. Baqi Xıdo, sadece doğup büyüdüğü çevrede değil, aynı zamanda Suruç Ovası, Urfa, Antep dolaylarında da çok tanınan usta bir dengbêjdir.Halen yaşıyor.

MIRADÊ KINÊ (1943-1984)
Miradê Kinê, ya da halk arasında yaygın olan ismiyle Mirado 1943 yılında Batman Gercüş’e bağlı ‘Gera Cehfer’ köyünde gözlerini dünyaya açar. Babasının adı ‘Ferho’ dur. Annesi Hediya ise babasının amca kızıdır. Ferho, Ehmedê Îsayê Kinê’nin oğludur. Ehmedê Îsayê Kinê’nin yaklaşık 100 yıl evvel Güney Kürdistan’dan kuzeye; ‘Tora Heverka’ bölgesine gelip yerleştiği söylenir. Ailesinden bazı üyelere göre aile aslen Şengal bölgesindendir. Miradê Kinê, Kürdistan’da ‘Rübablık’ ya da ‘Kemençe’ geleneğinin babası sayılır. Kürt folklorü ve literatüründe ‘Mîrê Ribabê’ (Rübabin Miri) olarak da anılır. ‘Ferman e’, ‘Lawikê Daqorî’, ‘Seyra Gulîsor’ ‘Ehmed Axa û Eyşe Xanimê’, ‘Ziravê’, ‘Keçikê Bimeş Bimeş’ onun dilinde adeta birer sanat şaheseri haline gelmiştir. 1980’li yılların başında Siirt Bayındırlık Müdürlüğünde çalıştı. Cezaevinde yattı. 1984 yılının son gününde bir gece yarısı saat 01;30 da rahatsızlanarak Siirt Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı, 03;00 dolaylarında ise yaşama gözlerini kapadı. Siirt ‘Şexilhilo Mezarlığı’na defnedildi. Sağlığında olduğu gibi, öldükten sonra da layık olduğu ilgiyi göremedi..!

ZAHIRO (1950-……)
Dengbêj Zahiro (Zahir Koçu) 1950 yılında Diyarbekir’in Silvan İlçesinde dünyaya gözlerini açar. Aslen ‘Bekirî’ aşiretindendir. 15 yaşında iken ailesi Diyarbekir’den Muş’un Bulanık (Kop) ilçesine göç eder. Kendi deyimiyle aslen Silvan’ın Kinyada köyündendir. 10 çocuk babasıdır. 4-5 yıl evvel İstanbul’daki bir sohbetimizde çocukluğunun Kinyad’ta, gençliğinin Bulanık’ta geçtiğini belirtmişti. 35 yıldan uzun bir süredir kılam ve stranlarla iç içedir. Kendisine Evdalê Zeynê’yi ve Reso’yu örnek alır. İlk defa 20’li yaşlarındayken toplum karşısına geçip ‘Heso û Nazê’ kılamını seslendirir. Usta Dengbêj Ferzê’nin divanında bulunur. Onun deyimiyle Ferzê, yine usta bir dengbêj olan Reso’nun kılam hocasıdır. Haftalarca söyleyip bitiremeyeceği kılam ve stran hazinesine sahip çok az dengbêjden birisidir. Halen yaşayan ‘en büyük 10 dengbêj’den birisidir. Yaklaşık 15 yıldır yaşam mücadelesini Aydın şehrinde, çoğu kez ağır işlerde çalışarak vermektedir.

BEKIRÊ ÎDIRÎ (1945-……)
Bekirê Dengbêj, Iğdır Ovası’nın ‘Alûtê’ (Yüzbaşılar) köyündendir. ’Bırûkan’ aşiretine bağlı, ’Emo’ ailesindendir. 1945 doğumludur. 12 yaşında kılam söylemeye başlar. Keremê Kor, Şakiro, Zahiro, Şêx Hemîd, İsmaîlê İmam ve Neviyê Dengbêj gibi usta dengbêjlerin divanında bulundu, kılamlarıyla, kılamlarına eşlik etti. Daha çok 110 yaşında ölen Neviyê Dengbêj ve Reşîdê Mihemedê Eyûb’ün etkisinde kalmış, daha çok onların kılamlarını seslendirmiştir. Evdila Begê, Kejik, Koçero, Evdalê Zeynê, Xozan Daxê Bekire Dengbêj’in seslendirdiği kılamlardan bazılarıdır. Kendi deyimiyle dengbêjlikten ’ekmek yiyemediği’ için, halen Iğdır ilçesinde su malzemeleri satan işyeri işletmektedir.

ZULKUFÊ QADO (1959-……)
Asıl adı Zülküf Korkmaz olan Zulkufê Qado 1959 yılında Erzurum Tekman’a bağlı ‘Goma Qilê’ de doğmuştur. Halen aynı köyde çiftçilik yaparak ailesini geçindirme gayreti vermektedir. Evdilqadirê Qilî’nin kardeşi olup, aslen Diyarbekir’e bağlı Fis Köyünden ve Fis aşiretindendir. Annesi Sînem’den klasik folklor ve Kürt ezgileri öğrenir. İlk defa yine annesinden öğrendiği ‘Silo Bego’ kılamını söyleyerek dengbêjlik hayatına adımını atmıştır. Daha çok ‘kilamên mêraniyê’ (kahramanlık ezgileri) ile dinleyicilerine ulaşır. Bana yaklaşık 40 uzun kılam bildiğini İstanbul’da evime misafir olduğu 2001 yılında söylemişti. Bunun dışında daha çok siyasi olaylara ve şahsiyetlere yer verdiği 60 kılam ve stran yazıp bestelediğini dile getirmişti. Bunlardan iki örnek; Apê Mûsa ve Ferhat Tepe anılarına yapıp seslendirdiği kılamları sayabiliriz.

EMÎNÊ HEMDÛNÎ (1948-……)
Dengbêj Emînê Hemdûnî ile 21 yıldır yaşadığı Almanya’nın Hannover kenti yakınlarındaki Celle kasabasının Bergen köyünde görüştüm. Resmi kimlikteki adı Emin Yavşan olan Emînê Hemdûnî 1948 yılında Siirt Kurtalan’a bağlı Yezidi köyü Hemdûna’da dünyaya gelir. 1968 yılında Kurtalan’ı terk ederek İskenderun, İzmir ve Adana gibi metropollerde 1980 yılına kadar çeşitli işlerde amelelik yapar. Daha sonra İstanbul’a yerleşir ve 1985 yılının son demlerinde Almanya’ya kendisi gibi Yezidi olan akraba ve dostlarının yanına yerleşir. Kendi çapında iddiasız bir dengbêj olan Emînê Hemdûnî dengbêjliği babasından öğrenmiştir. Xerzanlı Dengbêjler Teyîbo ve Salihê Qûbînî’nin etkisinde kalmıştır. ‘Ehmede İskan’ ‘Fate’ ve ‘Koçero’ kılamlarını iyi derecede icra eden dengbêjlerimizdendir. Halen Almanya’da yaşamaktadır.

BIRAHÎMÊ NEWROZÎ (……-2001)
Birahîmê Newrozî ya da halk arasında ‘Xalê Birê’ olarak tanınan Doğu Kürdistan’ın usta dengbêji, Urmiye kentine bağlı Conî köyündendir. ‘Şikaki’ aşiretinden olduğundan çevresinde oldukça tanınan ve sevilen bir simadır. Doğu Kürdistan’da olduğu kadar, Serhat bölgesinin de tanınan dengbêj simalarından birisidir. Yıllarca Urmiye Radyosu’nda usta kadın dengbêjlerden İranxanê ile beraber kılam söylemiştir. Dengbêjlikten ziyade bir halk devrimcisi de olan Xalê Birê, 1978-1993 yılları arasındaki belirli sürelerde İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP) peşmergeliği yapmıştır. 1986 yılında İran’dan siyasi nedenlerle İstanbul’a kaçar ve burada İran ajanları tarafından saldırıya uğrayarak ağır biçimde yaralanır. Üç ay hastanede yatar. İstanbul’dayken amatörce 4 kaset hazırlar. Kasetlerinde söylediği kılamların çoğunun menşei kendisine aittir. Öyle ki İstanbul üzerine de bazı kılamlar yapmıştır. 1993 yılında çıkan bir af ile İran’a döner ve orada ticaretle uğraşır. İstanbul ile ilişkilerini kopartmaz, İran’dan getirdiği halı, semaver ve benzeri malları İstanbul’a getirip, dostları aracılığı ile satarak geçimini temin eder. Dengbêjliği süresince yaklaşık 1000 kılam söyler. Bunlardan yaklaşık 600 tanesi kendisinin yapıp söylediği kılamlardır. Urmiye Radyosu Kürtçe Bölümü’nde halen yaklaşık 300 kılamı mevcuttur. ‘Keçikê Canê’, ‘Hevalo’, ‘Eşqa Dilan’ kılamları onun tarafından seslendirilen güzel nağmelerden sadece birkaçıdır. Birahîmê Newrozî 2001 yılında doğduğu köy olan Conî de hayata ‘elveda’ der ve aynı köyde defnedilir.

SALIHÊ QÛBÎNÎ (1949-……)
Dengbêj Salihê Qûbînî, Xerzan (Garzan) yöresinin önde gelen dengbêjlerinden birisidir. Asıl adı Mehmet Salih Yorulmaz olan Qûbînî, 1949 yılında Siirt Kurtalan ilçesine bağlı ‘Eyndarê’ (Ağaçlıpınar) köyünde doğar. Uzun süre ‘Qûbînê’ (Beşiri) kazasında yaşadığı için bu isimle anılmaktadır. Salihê Qûbînî, özelde Xerzan bölgesinde, genelde ise Kuzey Kürdistan’ın tümünde tanınan önemli dengbêjlerimizden birisi. Filehên Koxan, Êzîdiyên Hemdûna, Şerê Mala Faro û Seyîdên Badayê, Batmana Şewitî, Bişêriya Kambax, Eliyê Ûnis, Keremê Qolaxasî, Şêxên Zoqeydê, Begên Eyndarê ve Koçerên Kanîgewrkê Salihê Qûbînî’nin kılam ve söylemlerinde ruh bulur. Kısacası bu usta Xerzan Ovası’nın sesi ve avazıdır. ‘Lawiko Dîno’, ‘Haylo Li Min’ ve ‘Hawer Were’ dile geldiği zaman, Salihê Qûbînî akla gelir. Ayrıca Seydayê Cegerxwîn tarafından da çok sevilen ‘Emê Gozê’ adlı kılam onun ağzından söylenen en gözel parçalardan birisi. Qûbînî’ ile çok kereler uzun uzadıya sohbet etme imkanına ulaştım. Kendisi bana bir seferinde 3 gün durmaksızın kılam söyleyebileceğini söylemişti. Yaklaşık 40 yıldır kılamlarla içiçe olan usta dengbêj, bugüne kadar sayısız amatör ve 10’a yakın da profesyonel kasete imza atmıştır. Yoksulluktan dolayı birçok yer dolaşan usta dengbêj halen Batman kent merkezinde yaşamakta, dengbêjlikten ziyade ağır inşaat işleriyle uğraşmaktadır.

MEHMÛD QIZIL (1939-……)
Mehmûd Qizil (Mahmut Kızıl) 1939 yılında Diyarbekir’de dünyaya gözlerini açmış ve halen de kadim şehirde yaşamaktadır. 1965 yılında profesyonel anlamda dengbêjlik çalışmalarına başlamış ve aynı yıl 45’lik bir plak çıkartmıştır. 1974 yılına kadar aralıksız ve profesyonelce çalışmalarını yürüten Mehmûd Qizil, 10 yıllık süre zarfında 53 adet 45’lik plak ile dinleyicilerine ulaşma başarısı göstermiştir. Öte yandan Mehmûd Qizil, Türkiye Kürdistan’ında ilk Kürtçe plak yapan kişi ünvanına sahip dengbêjdir. Öyle ki kendi söylemine göre, Eyşe Şan kendisinden ancak bir sene sonra plak çıkarabilmiştir. Açıklamak istemediği bazı sebeplerden dolayı 1974 yılında dengbêjliği bırakır. Kılam ve stranlara karşı olan küskünlüğü 1999 yılına kadar sürer! 25 yıl sonra yani 1999 yılında tekrar dengbêj ezgilerine döner ve ‘Ax Ciwaniyê’ (Ah Gençlik) isimli dengbêj albümü ile dinleyicilerine tekrar ‘merhaba’ der. Diyarbekir dengbêjliğinde bir ‘ekol’ olan Qizil, kılam ve söylemlerinde keder, aşk ve ülke özleminin yanısıra, güçlü bir muhalefet de görülür. Söze konu olan muhalefet sadece 1000 yıllık ülke özlemi karşılığı dile getirilen muhalefet değil, aynı zamanda bölgenin bey, şeyh ve ağalarına karşı verilen bir muhalefettir de. ‘Cembeliyo’, ‘Lidero’i, ‘Wekîlên Me’, ‘Embargoya Heywanan’, ‘Îbo Begê Pasûrî’ söylediği muhteşem kılamlardan sadece birkaçıdır. Diyarbekir Belediyesi bünyesinde faaliyet yürüten Kültür Müdürlüğü bünyesinde faaliyet yürüten usta dengbêj, çoğu zamanlar ulusal ve bölgesel Kürt televizyonlarında boy göstermektedir.

ŞAKIRO (…… – 1996)
Evdalê Zeynikê’den sonra en çok tanınan dengbêj. Kürtler arasında güzel sesinden dolayı ‘Kewê Ribat’ (Rabat Kekliği) ve ‘Şahê Dengbêjan’ olarak anılan Şakiro (Şakir Deniz) kendisi gibi usta bir dengbêj olan ‘Resoyê Gopala’nın öğrencilerindendir. ‘Şakirê Mezin’ ya da ‘Şakirê Bedih’ adıyla da tanınır. Her ne kadar Erzurum Karayazılı olarak bilinse de, aslen Ağrı (Karaköse) nın Navik köyündendir. 1959 yılında ailesi topluca Adana’ya sürgün olarak gönderildiğinde genç bir delikanlıdır. 1959-1966 yılları arasında toplam 7 yıllık sürgün hayatından sonra 1966 yılında Muş’a döneen aile, 2 sene sonra yani 1968 yılında Erzurum Karayazıya yerleşir. Günlerce durmaksızın kılam söylemesiyle nam salan en büyük Kürt dengbêjlerinden birisi. Ondaki ‘xulxulandin-hawînî’ (gırtlak yapma) çok az dengbêjde görünen özelliklerinden en önemlilerindendi. Sadece Kürdistan’ın dört parçasında değil, kürtlerin bulunduğu her parzemin ve alanda tanınan bir-iki dengbêjden birisidir. Yüzlerle ifade edilen kılamları ile Sözlü Kürt Edebiyatı’na adını altın harflerle yazdıran Şakiro, Gulê Dêran, Şerê Mala Nasir, Eliyê Pûrto, Nêçîrvano, Geliyê Zîlan, Esmer, Kejê ve Sebrê gibi onlarca kılam ile yıllarca evlerimizin en ‘kurdewar’ misafiri oldu..! Kürtlere küs olarak 1996 yılında İzmir’de, yokluk içinde aramızdan ayrılan usta dengbêj, ölmeden önceki son demlerinde kendisiyle çalıştığı gazete adına ropörtaj yapmak isteyen Gazeteci arkadaşım Rahmi Batur’a konuşmak istememiş ve nedenini de şöyle açıklamıştı; ‘Kürtlere kırgınım. Kürtler değerlerine, dengbêjlerine sahip çıkmıyor. Türklere bir bakın! Bir Aşık Veysel’leri vardı, ona sahip çıkıldı. Bütün dünyaya onu tanıttılar. Bir Reso’muz vardı. Hepimizin ustası. Aç öldü..! Şimdi söyle bakalım seninle nasıl konuşayım ve gönlümü nasıl açayım?’ Daha çok magazin haberleriyle adından söz ettiren türkücü Özcan Deniz’in öz amcası olan Şakiro’nun iki hanımından toplam 6 çocuğu olmuş, ama halen hayatta olanların sayısı 4. Çocuklardan kız olan Türkiye’de, geri kalan 3 erkek çocuk ise Almanya’da yaşamaktadır.

RESOYÊ GOPALA
3 karısı olan Reso yani Resoyê Gopala veya Resoyê Qilîwelo da diğer bütün dengbêjler gibi ekonomik sıkıntılara boyun eğmiş, hayatının son demlerinde Türkiye metropollerinde, Denizli ve Manisa gibi şehirlerde açlık ve sefalet işinde yaşadı! Buralarda ölmek istemez, köyü Gopala’ya döner 3 yıl sonra da bu köyde hayata gözlerini yumar. Naaşı Norşên Köyüne defnedilir. Dengbêj Zahiro ise onun Muş’un Pak köyünde toprağa verildiğini iddia eder. Maalesef hakkında yeterince araştırma yapma şansına sahip olamadım. Kendisini tanıyan dengbêjlere anlattırmaya çalıştım. Bu dengbêjlerden birisi de yayına hazırladığım ‘Dengbêjler Antolojisi’ adlı çalışmamda da bulunan Dengbêj Zulkufê Qado’dur. Qado, Reso’yu şu sözlerle anlatıyor; ‘Reso’yu 3 defa gördüm. Gerçek adı Resul’dür. Yeğeni Kerem bir süre yanımda kaldı. Reso, Erivan’ın Elegez tarafındandır. Muhacir olarak Aras’ın bu yakasına geçmişler. Onlara ‘Avareş Muhacirleri’ denir. Daha çok Karayazı ve Hınıs taraflarında yaşamını sürdürmüş. Karayazı dolaylarındaki Gopala ve Qirinqali köylerinde yaşamıştır. Gençliğinde Mele Dawud köyünde sığır çobanı iken, aynı köyde yaşayan Dengbêj Sîno’dan kılam ve stranlar öğrenmiş. Sîno, Reso’nun ustasıdır yani. Bulunduğu her ortamda Evdalê Zeynê’nin kılamlarını söylerdi Rahmetli Reso. Allah rahmet eylesin çok büyük bir dengbêjdi…’

ŞEROYÊ BIRO
Erivan Radyosu’nun gür sesli dengbêji Şeroyê Biro’nun ailesi 1915 Ermeni ve Yezidi kıyımından kaçarak Serhat Bölgesinden Kafkasya’ya göç eder. Ermenistan’ın Erivan ve Gürcistan’ın Tiflis’ine yerleşirler. Kendisi Tiflis’te kalıyordu. İyi bir davul ustası olduğu söylenen Şeroyê Biro öldüğünde 80 yaşın üstündeydi. Erivan Radyosu’nda Seîdê Şamedîn, Karapetê Xaço, Reşîdê Baso, Memê Kurdo, Efoyê Esed, Egîdê Têcir, Memoyê Silo, Şibliyê Çaçan, Xana Zazê, Asa Evdile, Egîdê Cimo, Aramê Dîkran ve Silêmanê Mecîd gibi usta dengbêj ve mey ustalarıyla beraber kılam seslendirdi. Xozan Daxê, Ha Bi Leylê, Desmala Min, Gelî Bi Dar e Lê Meyrê Meyremê kılamları onunla adeta ruh bulurdu ama bir kilam var ki söylendiğinde Şeroyê Biro akla gelir o da ‘Hekîmo’dur. Şeroyê Biro, çok ünlü iki dengbêjin de amcasıdır; Hemidê Mecîd ve Feyzoyê Rîza. Hemîdê Mecîd, en az Şeroyê Biro kadar usta olan Mecîdê Faris’in oğludur. Şeroyê Biro yaşamının son demlerine kadar bile Tiflis’in bir köyünde ırgat olarak çalıştı.

REŞÎDÊ BASO (1927-2006)
Kürt ses sanatçısı Dilovan’ın babası olan Reşîdê Baso, 1927 yılında Ermenistan’ın Talin kasabasına bağlı Keleşbeg Köyünde dünyaya gelir. Ailesi Serhat dolaylarından 1915 olaylarında kaçarak Ermenistan sınırlarına geçmiştir. Ailesinden birkaç kişi sınırı geçmeye çalışırken Aras’ın azgın sularına kapılarak yaşamını yitirmiştir. Dengbêj Neçoyê Cemal’den etkilenmiştir. Peyayo, Mêvan, Qurban, Felekê gibi 40’tan fazla kılamı Erivan Radyosu’nda kaydedilmiştir. 1964-1966 arasinda Erîvan Radyosu’nda kılamlarını seslendirmiştir. Son 3 yıldır Almanya’da amansız bir hastalıktan dolayı tedavi gören usta dengbêjimizi 2006 yılının geçtiğimiz aylarında kaybettik. 2002 yılının Ocak ayında Erivan’daki evinde, Erivan Radyosu Kürtçe Bölüm Sorumlusu Keremê Seyad ile kendisini ziyaret etmiş ve uzun uzadıya sohbet etmiştim. Sözkonusu sohbet ve ropörtajda yıllarca hizmet ettiği Kürtlerden onun da yakındığını acaba belirtmeme gerek var mı!?

KARAPETÊ XAÇO (1900-2005)
Garzan-Kamışlı-Erivan üçgenine 105 yıllık bir ömür sığdırmış. Ermeni asıllı en büyük Kürt Kılam icracısı. ‘Filitê Quto’ ailesinin dengbêji. Müthiş bir bellek, binden fazla kilama hükmetmiş ‘Kılıç Artığı’ bir Kürdistanlı Dengbêj Karapetê Xaço… Asıl adı Karapet Khachatrian (Xaçaturyan) olan Karapetê Xaço, pasaportundaki resmi bilgilere göre 3 Eylül 1900 yılında, o zamanlar Diyarbekir Vilayetine bağlı Garzan Mıntıkası, şimdilerde ise Batman Beşiri’ye bağlı ‘Bileyder’ (Binatlı) köyünde ermeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Resmi olmayan kaynaklara göre ise 1908 yılı doğumlu. Ama ben 1900 doğumlu ibare bulunan Ermenistan Devletinin ona vermiş olduğu pasaportu gördüm ve 2002 yılında ‘Si Yayınları’, 2005 yılında ise ‘Elma Yayınları’ arasında çıkan ‘Bir Çığlığın Yüzyılı; Karapetê Xaço’ isimli kitabımda, birçok belge ile birlikte yayınladım. 7-8 yaşlarındayken, Ermeni tehcirinde anne babası Bileyder köyündeki evlerinin önünde kendisi, kızkardeşi ve ağabeyinin gözleri önünde kurşuna dizilerek öldürülür. Şeyh Said yenilgisinden sonra gelen idamlardan etkilenerek bir gece yarısı kendini Suriye sınırına vurur. Kamışlı (Qamişlo), Hesekê ve Beyrut’ta yaklaşık 20 yıl yaşar. Fransız Ordusunda 15 yıl paralı askerlik (lejyonerlik) yapar. 1946 yılında Sovyetler Birliği yönetiminin diasporadaki Ermenileri ülkelerine davet etmesiyle, Karısı Yeva ve küçük oğlu Serop ile birlikte 1946 yılında gemi yoluyla Batum üzerinden Ermenistana gider. Ölene kadar Ermenistan Erivan’a bağlı ‘Solxoza Çaran’ (Dördüncü Solhoz) köyünde cocukları, torunları ile beraber yaşadı. Çok sevdiği karısı Yeva’yı 1976 yılında kaybetti.. Kendisini 4 defa ziyaret ettim. Hayatımda etkilendiğim en büyük dengbêjlerden belki de ilk sırada gelen Karapetê Xaço’dur kuşkusuz. Aç yaşadı, aç söyledi ve aç öldü. Ama ‘Dengbêjê Kilamên Mêraniyê’ (Kahramanlık Kılamlarının Dengbêji) tipik bir fransız aristokratı gibi sonsuz derecede gururlu idi. Yillarca Erîvan Radyosu’na ses vermiştir. Radyo açıldıktan sonra, radyoya çağrılan ilk dengbêjlerdendir. Bişêriyo, Evdalê Zeynê, Endîwere Paytext e, Edûlê, Zembîlfiroş, Genc Xelîl, Salih û Nûrê Filîtê Quto, Mîrzikê Zaza, De Xalo gibi yüzlerce kılamı ileri derecede güzel Kürtçe ile yorumlamasıyla nam saldı ama ‘Lawikê Metînî-Lê Lê Dayikê’ kılamı ile ismi adeta özdeşleşti. Kendisini 2005 yılının Ocak ayında, 60 yıl yaşadığı Erivan’ın Solxoza Çaran köyünde kaybettik…

MEHMÛD BARAN (1923-1975)
Dersim dolaylarının tanınan dengbêjlerinden Mahmûd Baran 1923 yılında Dersim Hozata bağlı Bargeni (Axuçand) köyünde dünyaya geldi. 1938 Dersim Katliamı’na 15 yaşındayken tanık oldu. Ailesinden 23 kişiyi isyanda kaybetti. Babası Mehmed Baran da kendisi gibi iyi derecede kılam söyler, keman ve saz çalardı. Axuçanlı seyid-dede bir aileden gelir. Kılam, lawik ve stranlarını daha çok Kürtçe’nin Kurmanci ve Zazaki lehçelerinde söyledi. Mehmûd Baran Kürtçe kadar olmasa da, Türkçe türkü de söylerdi. 1964 yılında TRT Ankara Radyosu’na misafir sanatçı olarak konuk edilir ve burada çalışması istenir. Ama Türkçesi zayıf olduğundan ve kalabalık bir aileye bakmak zorunda olduğundan, teklifi kabul etmez. Geçimini çiftçilik ve Dersim, Elazığ ve Erzincan yörelerinde Tütün kaçakçılığı yaparak sağlamaya çalışır. Bu yüzden coğu defa gözaltına alınıp kovuşturmaya uğrar. 1965 yılında Almanya’ya işçi olarak gider ve gurbet kılamlarını burada da keman ve sazının yardımıyla icra etmeye devam eder. Baran, iki defa evlenmiş olup 10 çocuk babasıdır. Sanatçı Ali Baran onlardan bir tanesidir. Mehmûd Baran, 24 Temmuz 1975 yılında trajik bir kaza sonucu, 53 yaşındayken aramızdan ayrıldı. Evlerde ve toplumlarda yapılan onlarca amatör kaseti bulunan Baran’ın bir de 1985 yılında Almanya’da yayınlanmış kaseti mevcuttur. Ölümünden sonra, Elazığ’da Gülom Bant tarafından piyasaya sürülen bir kaseti, 2001 yılında ‘Derdo’ ismiyle İstanbul’da Kom Müzik tarafından bir arşiv çalışması olarak dinleyicilerin beğenisine sunuldu. Estenbolo, Derdo, Dayê Narim Xozatê, Xezal, Axdada Biveso, salini salini, Dayê Sebikerî kayitlara geçen kılamlarından birkaçıdır.

FEYZOYÊ RIZA (1954-……)

Kafkasyalı Ünlü Kürt Dengbêjler Şeroyê Biro ve Mecîdê Faris‘in yeğeni olan Feyzoyê Riza (Feyzo Amarov) Ermenistanlı Yezidi Kürtlerindendir. 1954 yılında doğmuştur. Ailesi, 1915 Ermeni ve Yezidi kıyımında Serhad Bölgesinin Iğdır dolaylarından Ermenistan‘ın Erivan ve Gürcistan‘ın Tiflis dolaylarına kaçıp yerleşmiştir. En büyük özelliği, çok gür bir sese sahip olmasıdır. Gerçekten de şahit olduğum 100‘e yakın dengbêj içerisinde gür ses açısından Feyzoyê Riza belki de ilk 3 arasındadır. Bundan dolayıdır ki, üzerine dengbêj tanımayan efsanevi dengbêj Karapetê Xaço, 2002 yılında benim ve Mir Ustası Egîdê Cimo‘nun da bulunduğu Ermenistan‘daki bir köy divanında Feyzoyê Riza‘yı çoşkuyla dinlemiş ve alkışlamıştı. ‘Evdalê Zeynê’, ‘Filîtê Quto’, ‘Xozan Daxê’, ‘Bêrîvanê’, ‘Derwêşê Evdî’, ‘Bavê Feqî’ ve onlarca kilamı, amcaları Şeroyê Biro ve Mecîdê Faris kadar ustalıkla icra edebiliyor. 26 yıldır Erivan Radyosu Kürtçe Bölümü‘nde sesi yankılanan Feyzoyê Riza, halen Ermenistan‘ın Erivan şehrine yakın Arêvaşad köyünde eşi ve çocuklarıyla tarım ve hayvancılık yaparak yaşam mücadelesi vermektedir.

Kürt kültürünü tüm baskı ve imkansızlıklara rağmen koruyup geliştirerek günümüze taşıyan Kürt dengbêjler hala sevilerek dinleniyor. Günümüzde Kürt sanatçıları, dengbêjlerin kılamlarından esinlenerek müzik yapıyor.

Kürt kültürünün gelişimi için önemli katkıları olan Kafkasya’daki Kürt dengbêjlerden Reşidê Baso, Egide Tecir, Neçoye Cemal, Mecidê Sileman, Şeroyê Biro, Susika Simo, Zadina Şekir ve Belgia Qadir’in klamları hala müzikseverler tarafından sevilerek dinleniyor. Günümüzdeki birçok Kürt sanatçının esin kaynağı olan dengbêjlerin portrelerini okurlarımıza sunuyoruz.

Reşidê Baso

1927’de Talin’e bağlı Keleşbeg köyünde dünyaya geldi. 1969 yılında köyü yıkıldı. Reşidê Baso altmış yıla yakın Ermenistan’ın başkenti Erivan’da yaşadı, son birkaç yıldır Avrupa’da yaşayan Baso, şu anda 78 yaşında.

Reşidê Baso’nun hocası Neçoyê Cemal’dir. Reşidê Baso’nun 42 kılamı Erivan Radyosu’nda kaydedilmiştir. Usiv Bege, Peyayo Qurban, Feleke ve daha birçok kılamını Erivan Radyosu’nda söylemiştir. Reşidê Baso kılamlarını Kürt ezgisiyle söylerdi, gırtlaktan çıkan sesi bile Kürtlüğe aitti, Kürtlüğü dillendirirdi. Reşidê Baso’nun “Mevan” isimli kılamı, halen halk arasında çok söylenir. İlk kez de “Mevan” kılamını söyleyen Reşidê Baso’dur. Mevan kilamı ezgisiyle, ahengiyle, stiliyle kısacası herşeyiyle Kürtçeydi.

Dengbêjler arasında herşeyiyle Kürtlüğe ait olan sayılı birkaç kişi varsa, işte onlardan biri de Reşidê Baso’dur. Bu dengbêjler sayesinde Kürt kültürü, sanatı korundu ve günümüze taşırılabildi. 1964, 1965, 1966 yıllarında yani üç yıl boyunca Erivan Radyosu’nda kılam seslendirdi.

Egide Tecir

Egide Tecir; Talin alanına bağlı Sincali köyündendir. Babası Ermeni soykırımında öldürülmüştür. Kendisi Ermeni katliamında Kürtlere yapılan katliamı da yakından yaşadığından, yaşadıklarını acılı bir sesle birlikte söylediği Kürtçe kılamlara yansıtmıştır: “Siyabend dibeee / Memere Xece de rabê / Mala tê xerabê ezê ve sibê dinerim…”

Neçoye Cemal

Sovyetlerdeki Kürtlerin en büyük dengbêjidir. Neçoye Cemal, çok antika kılamlar söylerdi. Gördüğü herşey üzerine kendiliğinden kılamlar üretir ve çok güzel de söylerdi. Neçoye Cemal; Kawis Ağa, Hesen Cizrevi, Şekiro gibi, kılamları en güzel okuyanların ve yaratanlar dengbêjlerin arasında yer alıyor. ne kadar dağ, çiçek, güzellik, yiğitlik varsa Cemal bunların hepsini kılamlara öyle yansıtırdı ki; insan kendisini yaşıyor sanırdı. Diğer birçok dengbêj, Cemal’in öğrencisi olmuştur. Fakat Neçoyê Cemal, Erivan Radyosu’nda kılam söylememiştir. Erivan Radyosu’nun Ermenilerin güdümünde olduğunu düşünür ve “Sesimin Erivan Radyosu’nda çıkmasını istemiyorum” derdi. Cemal’in prensipleri vardı, kendisi Kars’tan gelmişti. Kadınlar üzerine söylenen birçok kılamı doğru bulmazdı, “Bunlar Kürtlük adına utanılacak şeylerdir” diye düşünürdü ve bu yüzden aşk kılamlarını söylemezdi. 1970’lerde de yaşamını yitirdi. Birçok insan için en büyük Kürt dengbêji Neçoyê Cemal’dir. Neçoyê Cemal profesyonel bir dengbêjdir. Kürt dengbêjliğinde Cemal, “denizde bir damladır” şeklinde tanımlanır.

Mecidê Sileman

Mecidê Sileman kendi başına Kürt kültürü ve sanatı olarak tanımlanıyor. Mecidê Sileman’ın kılamları çoğunlukla düğün kılamları, aşk ve sevgi kılamlarıydı. Mecidê Sileman, Aboviyan (Ermenistan’da bir şehir) grubundaydı da aynı zamanda.

Şeroyê Biro

İnsan O’nun sesine doymazdı, fakat Şeroyê Biro Neçoye Cemal kadar kılam bilmezdi, onun kadar çok yönlü değildi. Şeroyê Biro öldüğünde yaklaşık 82 yaşındaydı, aynı zamanda davulcuydu ve Tiflis’te kalıyordu. 1970’lerde yaşamını yitirdi. Şeroyê Biro’nun çok güzel bir sesi vardı. Şeroyê Biro sanatının stilini, makamlarını yaşatıyordu. Biro, Tiflis’in bir köyünde tarlalarda çalışarak yaşamını sürdürüyordu.

Susika Simo

Eski Sovyetler Birliği’nde yaşayan Kürtler içerisinde ilk Kürt kadın dengbêji, ilk Kürt kadın sanatçı Susika Simo’dur. Çünkü Susika Simo, 1946 yılında Kürt halkı adına ilk kez sahneye çıkıp Kürtçe kılam söyleyen kadın dengbêjdir. O zamana kadar devlet nezdinde kabul edilen hiçbir Kürt dengbêji olmamıştır ve Susiko Simo ilk kez devlet sahnesinde Ermenistan’da kılam söylemiştir. Kulya Neftalyan’la birlikte çalışıyordu ve sadece Ermenistan’da değil, Gürcistan’da yani tüm Sovyet ülkelerinde sahneye çıkıp kılamlar söylemiştir. Kulya Naftalyan’ın kendisi halterciydi, Susika Simo ise ses sanatçısıydı. Kulya Naftalyan sporcu olarak, Susika Simo ise; bir Kürt sanatçı olarak sahneye çıkıyordu. Susika Simo Ermeni olan Kulya Naftalyan’ın eşiydi. Ermenistan’da Flarmonya sahnesi vardı ve bu sahne on iki azınlık halkın kültürlerini, sanatlarını, yeteneklerini, sergiledikleri en büyük salon ve mekandı.

Flarmonya’ya sadece azınlık halklar değil, Ermeni, Rus ve her halktan insanların gelip, sergilenen yetenekleri, sesleri izledikleri, dinledikleri popüler bir yerdi.

Mesela Belgia Qadir, Aslika Qadir, sadece Erivan Radyosu’nda kılam söyleyip sonra evlerinde oturmuşlardır. Ama Susika Simo sadece Erivan Radyosu’nda kılam söylemekle kalmamış, ilk sahneye çıkan, ilk tüm Sovyet ülkelerini gezip Kürt sanatını dillendiren kadın sanatçıdır. Susika Simo sahne sanatçısıydı. Simo, Erivan Radyosu’nda ilk söylediği “Miho” kılamıyla tanındı ve bu kılam sayesinde sevildi. Susika Simo sevdiği Ermeni biriyle evlenmişti. Fakat toplumun feodal, katı gelenekleri Susika Simo’nun Ermeni biriyle evlenmesini hoş karşılamadı, kabullenmedi. Susika Simo, bu evliliğinden dolayı, Sovyet Kürtleri arasında fazla sevilmemiş, trajik bir yaşamı olmuştur. Çünkü Sovyet Kürtleri kendi dinlerinden, kendi halkından olmayan biriyle evlenmez ve evlenenlere karşı da hor yaklaşır ve onun bu evliliğini kabul etmezler, toplumun deyişiyle; “kötü kadın” gözüyle bakarlardı. Bu yüzden Susika Simo’ya karşı ucuz yaklaşımlar gelişti, hatta ve hatta toplumdan dışlanmayı bile yaşadı, çünkü herşeyden önce Susika Simo bir kadındı. Kürt halkının katı geleneklerinin aşılamayan bazı yönlerini Susika Simo her yönüyle aşan biriydi. 1965’lerde Ermenistan’da o dönemlerin en büyük ve ünlü yeri olan Kızıl Meydan’da konserler verirdi. Herkes Susika Simo’yu dinlemek için günler öncesinden bilet alır ve salona girmek için saatler öncesinden sıraya girerdi. Susika Simo konser verirken, sarı, yeşil, kırmızı elbiseler giyer ve başına da kefye bağlarlardı. En çok da “Devra berê, devra berê, Belengaz bû, Lenin rabu em xilas bu, Nave Lenin şirin şa bu… “ şarkısını söylerdi.

Söylediği tüm kılamlar Kürtçe motifliydi. Simo,o dönem imkansızlıklardan dolayı kaset çıkaramamıştır.

Zadina Şekir

Zadina Şekir de, Erivan Radyosu’nun yanı sıra, sahne sanatçılığı yapmıştır. Bir Ermeni’yle evlendiği için Kürtler arasında fazla kabul görmedi. Toplumu tarafından bir dışlanmayı yaşadı, çünkü o zamanlar Êzidî Kürtler Ermeni biriyle evlenemezlerdi. Zadina Şekir’e karşı dışlayıcı yaklaşımlar, hoşgörüsüzlük en sonunda eşinden ayrılmasına neden oldu. Sovyetler döneminde Zadina Şekir, Egide Cimo’yla birlikte bir orkestra kurdu, konserler verdi. Söylediği kılamlardan bazıları şöyle: “Dêra sore biçuk e, Lê lê lê lê, Hevî vî hevî vî hevî vî, Emer axa xere nebîni.”

Belgia Qadir

Efoye Eset’le birlikte kılam söylüyordu. “Ximşami sere reyê uy aman uy aman…” kılamıyla tanınıyordu. Belgia Qadir, Karapete Xaço ile birlikte de bazı kılamları söylemiştir. Karapete Xaço, piyasaya çıkan kasetinde Belgia Qadir’le bazı kılamlar seslendirmiştir. Belgia Qadir genelde ikili söylenen kılamlarda seslendirmeler, yani düetler yapmıştır. “Miho” kılamını çok güzel söylediği belirtiliyor.

Bu kılamın sözlerini Egide Cimo ile Babayev Keleş yazmıştı. Bu kılamı önce bir erkeğin seslendirmesini istediler, ancak daha sonra bir kadının seslendirmesinin daha iyi olacağı söylendi ve Belgia Qadir uygun görüldü, bu yüzden ilk kez bu parçayı O seslendirdi ve ilk kez Erivan Radyosu’nda söylediği bu parçayla tanındı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: