BEDEN SOSYOLOJİSİ VE BİR ÖRNEK OLARAK “CANLI BOMBA EYLEMCİSİ”

130741

 

 

İbrahim MAVİ-Sosyolog

İbrahimmavi01@gmail.com.tr

06.06.2016

 

ÖZET

         Bugün beden sosyolojisi alnında bedenle ilgili çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Beden iktidar ilişkisi, beden ve estetik, beden ve spor, beden ve kapitalizm, beden ve sanat, beden ve nüfus politikaları, cinsellik, şiddet, sağlık eğitim, beden ve savaş bu konuların başında gelmektedir. Bunun yanında Foucault’nun beden konusundaki tespitleri ve bunları destekleyen diğer birçok beden teorisi. Tüm bunlara bakıldığında antik yunandan ortaçağa, aydınlanmadan modern döneme felsefi bir yaklaşım olmakla beraber, yine insanlığın yaratıldığı ilk zamanlardan günümüze tüm dini inançların hedefinde beden var olmuştur. İlk günahlar bedenle başlamış, ilk felsefi çözümlemeler bedenin varlığıyla sürdürülmüştür. Yine dönüşen iktidar yapıları beden üzerindeki tahakkümünü her çağda değiştirerek sürdürmeye devam etmiştir. Yine sanattan siyasete, felsefeden bilime her alan bedenle ilgili çeşitli yaklaşımlar ortaya koymuştur. Tüm bu değişim ve dönüşümlerin ötesinde bugün gelinen noktada varlığından vazgeçerek, idealleri uğruna veya hedefleri pahasına bedenlerini patlatan insanların beden algısına değinmek gerekmektedir. Bunun yanında kendisiyle beraber öldürdüğü insanlara karşı beslediği kin ve nefret, bilincinden yoksun bırakılması yine bedenin etrafında şekillenmektedir. Bu yüzden günümüzde çokça örneklerini görmeye başladığımız “intihar eylemcisi” veya “canlı bomba” eylemlerini açıklamak gerekmektedir.

 

 

 

 

 

 

                                      İnsan bedeni; bir araba veya bir ev gibidir, temiz ve meşgul olmadığında, ruh                                                                           orada kalmaktan hoşnut olur. Temiz bir beden, meşgul                                                                                            olmayan bir zihin ve hoşnut                                           bir iç                                                                                 boşluk, bakımlı bir ev için gereklidir. Evin bakımı iyi bir                                                                                         şekilde sağlandığında evin ustaları da orada kalır.

                                                                                                                                                                 Lao Tzu

 

Beden sosyolojisi diye adlandırılan alan, bedenlerin toplumsal etkenler tarafından şekillenmesi veya bu etkenlerin birbiriyle ilişkisini ele alan bir alandır. Kültür, sağlık, hastalık, genç/yaşlılık, cinsellik, cinsiyet, evlilik, ırk, tıp alanındaki gelişmelerin tamamı bu alan ile ilişkilidir. Toplumsal dönüşümün arttığı yeni dönemde beden sosyolojisinin de ilgi alanı genişlemiştir. Tüm bu dönüşümler çerçevesinde literatürde yer alan çok sayıda genel yaklaşımdan bahsedilebilir. Bedenin antropolojik, sosyolojik, kültürel, biyolojik olarak ele alınması mümkün olup, buna karşı birçok yaklaşım oluşmaktadır. Bu konudaki yazıların çoğunun dayandığı öncül algı, uygulama, bölümler, süreçler ve ürünler üzerinde ayrık bir odaklanmayı gerektiren “analitik bir bedendir.” Literatürdeki bir başka grup ise “güncel beden” üzerinde yoğunlaşır. Yani beden, kültürel eylemin özel alanlarıyla bağlantılı olarak anlaşılır. Beden ve sağlık, beden ve siyasal tahakküm, beden ve travma, beden ve din, beden ve cinsiyet, beden ve benlik, beden ve duygu, beden ve teknoloji bu yaklaşımın örnekleridir. Son olarak, bedenin kaç boyutunun ele alındığına bağlı olarak beden sayıları üzerinde duran “çoklu beden” yaklaşımı vardır. Douglas (1973), bedenin sosyal ve fiziksel yönlerine gönderme yaparak ‘iki bedene’ dikkat çekmiştir. Scheper-Hughes ve Lock (1987) bireysel beden, sosyal beden, siyasal beden (bünye) diye ‘üç bedenden’ bahsetmişlerdir. O’Neil ise sayıyı “beş bedene” çıkarmıştır: dünyanın bedeni, sosyal beden, siyasal beden, tüketici bedeni ve tıbbi ya da tıbbileştirilmiş beden  (Csordas, 2011; 4).

Beden sosyolojisi diye bilinen alan, bu gibi yaklaşımların yanı sıra bedenin toplumsal etmenler tarafından nasıl etkilendiğini incelemektedir. 17. yüzyıldan itibaren ‘beden’ sıkça gündeme gelen, tartışılan bir konu haline gelmiştir. Satır aralarında işlenen, ihmal edilen beden, sosyoloji içinde farklı bir disiplin olarak ele alınmaya başlanmıştır. Beden çok farklı disiplinlerin, farklı alanların konusu olmakla beraber en çok diyet, güzellik, estetik cerrahi, magazin, spor, vücut geliştirme, cinsellik, cezalandırma, sağlık, eğitim vs. gibi başlıklar altında karşımıza çıkan bir konu olmuştur. Sosyolojik olarak beden ele alındığında, klasik sosyologların birçoğunun bununla ilgili görüşlerini görmek mümkün. Klasik sosyoloji kuramlarındaki beden kavramı, kuramcıların öne çıkardığı toplumsallık, toplumsallaşma, toplumsal eylem, kültür, ekonomi-teknoloji gibi boyutların bir ‘mekânı’ olarak ortaya çıkmaktadır (aktaran Nazlı, 2009: 61). Beden sosyolojisi açısından bakıldığında bedene yönelik yaklaşımlar kısaca şu düşünürler tarafından ele alınıp tasvir edilmektedir;

Durkheim’in “homo duplex” karamında iki tür beden ile karşılaşılır; ilki bedensel arzuların, dürtülerin egemen olduğu egoistik, bireysel bedendir. Diğeri ise toplumsal kategoriler ve duygular temelinde gelişen bedendir. …M. Mauss’a göre beden teknikleri üç önemli karakteristiğe sahiptir: ilki adında gösterdiği üzere, spesifik beden hareketleri yada şekillerin aracılığıyla oluşturulduklarından teknik bir görünüme sahiptirler. İkincisi, eğitim ve yetiştirme araçları yardımıyla kazanılıp öğrenildiklerinden gelenekseldirler. Son olarak da kesin bir amaca ya da işleve hizmet etme anlamında oldukça da verimlidir. …fenomenolojik yaklaşım çizgisinde Merleau-Ponty’ye göre beden, ‘sayesinde dünyanın var olduğu şey’dir ve ‘yaşayan’ bir niteliğe sahiptir. Diğer fiziki nesneler ile beden arasındaki en temel farklılık ona göre, ‘bedenin beni bırakıp gitmeyen, benden ayrılmayan bir obje’ olmasıdır. Yaşayan beden üzerinde odaklaşan Merleau-Ponty’ye göre, ‘dünyada olmak’ algı ile özdeşlik taşır. Bu nedenle de yaşayan beden, algı çözümlemesinde merkezi bir konumu teşkil etmektedir (Nazlı, 2009: 63).

Aslında sosyoloji tarihindeki neredeyse bütün büyük teorisyenlerin toplumsal değişimi açıklama biçimlerinde, bedenin açık bir ihmali olmuştur. Aktay (2002), Marx gibi teorisi aynı zamanda açık bir siyasal hedefe de yönelen teorisyenlerden; Durkheim gibi teorik çabaları Avrupa’nın içinde bulunduğu bütünleşememe veya çözülme sorunlarına görece daha örtük siyasî çözüm arayışı içinde olanlara; hatta Max Weber gibi, bir meslek olarak bilimselliği ciddiye alıp tamamen bilimsel kaygılarla hareket edenlerine kadar, bunların hepsinin toplum ve eylem teorilerinde, bedenin açık bir ihmali olduğundan söz ederek bedenle ilişkisi açısından sosyologların bakış açıları üzerinde durur. Açıkçası bunlar, toplumsal eylem içindeki insanın eyleminin bedensel niteliği veya motivasyonuna dikkat etmek veya çekmek yerine hep bu bedeni bir yerlere taşıyan, onu hareket ettiren veya onu motive eden bir tinin, ruhun veya zihnin varlığına daha fazla dayanmışlardır.

                  Kişiyi en yakınından ayıran, birey yapan, farklılıkların depolandığı, düşüncenin mekânı olan beyin, onun en mahrem organıdır. Ne var ki düşüncelerin gizlenmesi mümkün olsa da bedenin kendisi düşünceyi açığa vuran bir dildir. Beden ifadenin en kaba biçimi, kişisel ilişkilerin en çıplak halidir. Işık’a, (2009) göre sınıfsal, cinsel ve kültürel farklılıklara, tarihsel ve uzamsal çeşitliliğe göre biçimlenmiş düşünce, bedenlerde yansır. Bu farklılık zenginliği, duruşlarda, bakışta, giyim tercihlerinde, yüz mimik ve jestlerinde… görünür. Düşünceyi, yani ele geçirilemez olanı, mahremiyeti, tarihsel ve mekânsal farklılıkları (dolayısıyla kimliği) gösteren işaretler tablosu olması dolayısıyla beden, okunan ve çözümlenen bir metindir. Dolayısıyla da bağlamsaldır.  Kimliğin yansıtılması, insanın tanımlanma biçimleri bedenin ve özelde de organın tanımlanması ile şekillenir. Bu şekillenme ve tanınma, kimlik oluşumu modern dönemlerin bedeni tezahür eden en iyi simgesidir. Bunun yanında 18. yüzyılın ortasından itibaren yeni davranım kuralları ve bedensel değişiklerin oluşumu kılık kıyafet ve şekillerin ilk defa ortaya çıkmasına şahitlik edilir; “ayrı bir oda olarak yatak odası 18. yüzyılda ortaya çıktı; giderek daha az sayıda kişi, 15. ve 16. yüzyıllarda bütün ailenin bir yatakta uyuması gibi, aynı yatakta uyur oldu. İnsanlar gecelik giymeye başladılar ve herkesin içinde yıkanmanın, soyunmanın ve giyinmenin alışkanlık olduğu 16. yy. kıyaslandığında çıplaklık bir tabu haline geldi ve bundan utanç duyulmaya başlandı” (Lupton, 2002: 120).

Bundan sonrasını hızla özetlemek gerekirse, günümüzün popüler konuları ve belki acınası insani ironi şu konular etrafında düğümlenmektedir: “obezite ve açlık (küresel besin krizi), aşırı tüketim ve kanser, medya manipülasyonu ve cinsel istismar, çocukların erken yaşta okullarda denetim altına alınması ve şiddet yaşının giderek küçülmesi, teşhirciliğin ve bireyci haz (keyif) kültürünün artışı ve dine yönelişin yaygınlaşması… çoğaltılabilir” (Işık, 2009). Bu konuların yanı sıra son yıllarda bedenin tarihi üzerine yayımlanmış olan eserlerin önemli bir bölümü Batı Avrupa’da cinselliğin tarihi üzerinde bedenle ilgili araştırmalarda iki şekilde karşımıza çıktığını vurgulayan Griecon’e göre: (i) birincisinde, gelenekler ve kanunlar tarafından kuşatılmış olarak: bunların her ikisi de bedenin üreme işlevlerini disiplin altına almaya, yönlendirmeye çalışır, bu sırada hem toplumsal, hem ruhani bir takım nedenlerden dolayı sıra dışı cinsel taşkınlıkları baskı altına alır. (ii) İkincisinde, beden aykırı cinsel eylemlerin aracı (ya da kurbanı), dolayısıyla dine, ahlaka ve topluma karşı “suçların” gerçekleştiği özel bir mahaldır: bu haliyle de cinsel eylemleri gelenek ve kanunların sınırları içinde tutmaya yönelik toplumsal kısıtlamaların daima, nispeten başarısız kaldığının bir kanıtıdır.

Beden sosyolojisinde tüm bu tanımlamalar bedeni tasvir eden yaklaşımlardır. Bedenin çeşitli yönleriyle ele alınması sosyolojik olarak bedenin toplumsal rolünü ortaya koyduğu gibi, ruhani bir özelliği de yansıtmaktadır. Beden sosyolojisinin kuşatıcı yaklaşımları ve bir bütün halinde disiplinler arası yaklaşımları açıklama yöntemleri geleneksel dönemden modern döneme kadar her konuda açıklamalarda bulunmayı sağlamıştır. Fakat günümüzde bedeni açıklayan bu teorilerin eksik bir yanı bulunmaktadır. Henüz yeni olduğu düşünülse de aslında sosyolojik veya psikolojik boyutlarıyla “canlı bomba” “intihar eylemcisi” kavramları henüz açıklanmayı bekleyen konulardır. Özellikle günümüzde artan çatışma ortamları ve mikro temelli örgütlenmeler, küçük çapta gruplar, savaş ortamlarında hortlayan terör olayları, kahramanlık beklentileri, cihat anlayışı, geleneksel motifler, madde bağımlılıkları hepsi bu canlı bomba veya intihar eylemcisi kavramlarının açıklamasında birer yapı taşıdır. Bugün özellikle Ortadoğu coğrafyasında şekillenen savaş stratejileri ve iktidar çatışmaları toplumsal alandaki kargaşaları da beraberinde getirmiştir. Eski devlet savaşları stratejisinden vazgeçip, geleneksel yöntemlerle modern çatışmaları ortaya çıkarak iktidar yapıları artık toplumsal kargaşayı birden çok grupları destekleyerek oluşturmaktadır. İktidarın izlediği bu yöntem aynı zamanda bir ülkede iç kargaşanın yaşanmasına ve çeşitli zıt kutupların ortaya çıkmasına etki etmektedir. Bunlardan en önemlisi çıkar çatışmaları olmakla beraber, mikro düzeyde etnik çatışma, mezhepsel çatışma, dini çatışmalar bunun devamında ortaya çıkmaktadır.

Günümüzde canlı bomba olarak şekillenen ve özellikle Avrupa’da hortlamaya başlayan ve ülkemizde de örneklerini çokça gördüğümüz eylemler artık insanların korkulu rüyası haline gelmektedir. Burada asıl önemli olan konu canlı bomba eyleminde kendi bedenlerinden vazgeçip eylemi gerçekleştirme iradelerinin nereden geldiğidir. Beden konusunda özellikle iktidarların bedeni nasıl yorumlayıp şekillendirdiğini açıkladık. Bunun yanında modern hegemonik iktidar yapılanmasında bedeni baskı altında tutan ve çeşitli yöntemlerle nüfus üzerinde hâkimiyet sağlayan yöntemler sıkça dile gelmiştir. Ama asıl olan artık iktidarların savaşlarda kullandığı bedenler ve bu bedenlerin toplumsal olarak nasıl karşılık bulduğudur. Bunun için az önce sıraladığımız etkenlere bakmak lazım. Öncelikli olarak savaş ortamlarında çıkarı olan iktidarların öncelikli amacı yönetme ve kazançtır. İktidarını genişletme gibi çok da büyük bir dertleri olmamakla beraber, dünya hâkimiyeti her zaman ön planda olmuştur. Ama artık bu kargaşalı dönemlerde kadın ticaretinin sürekli olması, uyuşturucu sektörünün kolayca gelişmesi, silah piyasasının genişlemesi ve paranın kazanılması önemli olmaktadır. Bunu yapanlar her ne kadar küçük gruplar olarak görülse de bunların arka planında büyük istihbarat güçleri ve dünya hâkimi iktidarlar bulunmaktadır. Komplo teorisi olmanın ötesinde açıkça görülebilecek bu ya yaklaşımların gerçekliği de bulunmaktadır. Siyaset teorisinde çokça örneklerini görebileceğimiz bu iktidar yapılanmasının ötesinde artık bedenin bu kargaşada ne aşamada olduğunu açıklamak gerekliliği doğmuştur.

Tarih boyunca savaş stratejileri izlendi. Kadın ticareti ve uyuşturucu her zaman aktif oldu. Silah piyasası savaşların tetikleyicisi olmaya devam etti. Fakat gelinen noktada Ortadoğu’nun kalbinde büyümeye devam eden kirli savaşın esas mağdurları beden sahipleri olmaya devam ediyor. Bugün başta DAİŞ olmak üzere savaş durumunda kadınların bir köle pazarı ortamında pazarlanmasından, organ mafyası aşamasına kadar ne denli büyüdüğünü izlemek de imkânsız bir hal almaktadır. Bunun yanında mikro ölçekli yapılanmada günümüzde asıl önemli nokta da hem bedenlerden cinsel anlamda yararlanma, hem de bir silah olarak kullanma en yaygın yöntemlerden olmuştur. Beden sosyolojisinin belki de eksikliğini görebileceğimiz bu aşmada karşımıza iktidarların bedene müdahalesi ötesinde, kendi iradeleri veya bir şekilde iradelerine tahakküm konulan insanların kendini patlatmaları konusu ele alınabilir. Canlı bomba eylemlerine bakıldığında başta Ortadoğu’nun kalbinde, Irak, Suriye, Türkiye üçgeninde sonra da Avrupa’da büyük devletlerin neredeyse hepsinde görülmektedir. Bugün Fransa’da Amerika’da İngiltere’de, Almanya’da kolayca bir canlı bomba eylemi yapılabilmektedir. Tüm bu iktidar mücadelesinin ötesinde, bedenini patlatarak insanların ölümüne neden olan ve toplumsal kargaşayı çıkaran bu insanların psikolojik ve sosyolojik tahlilleri önemlidir. Çünkü geleneksel dayatmalar ve dini ritüellerin ötesinde asıl önemli olan bedenini feda etmedir. Tüm bunları anlamak için aslında intihar eylemlerini gerçekleştiren insanların sosyolojik tahlilini yapmak gerekir.

Sosyolojik tahlilde canlı bomba potansiyeli olan insanların genel kabulle üç şekilde ortaya çıktığını söylemek mümkün. Bunlardan birincisi, dini grupların cihatçı anlayışı veya kendi inançlarına hizmet etme gayeleri, ikincisi sol örgütlerin kahramanlık idealleri, üçüncüsü ve aynı zamanda tarihsel altyapısı da bulunan madde bağımlığı olan insanların şiddet eğilimi veya bilinç kaybı ve iktidarlarca kullanılması. Bu üç yaklaşım aslında insanların kendi bedenlerinden vazgeçmelerinin nedenini açıklar niteliktedir. Nitekim dini anlamda yaklaşımlara bakıldığında, özellikle cennete gitme, şehit olma, tanrıya hizmet veya cihat anlayışı intihar saldırısını kendi gözünde meşru kılmakla beraber, kolayca bedenine son vermeyi ortaya çıkarmaktadır. Bu durumun ortaya çıkabilmesi için de öncelikle bir idealin yaratılması çok önemlidir. Özellikle bugün İslam coğrafyasında yaygınlaşan bu intihar bombacıları diğer dinlere savaş açma anlamında bir kılıf uydurabilmektedir. İkincisi olarak ise bugün var olma mücadelesi içinde olan ve dini gruplar kadar yaygın olmamakla beraber kimi zaman radikal sol örgütlerin de izlediği canlı bomba eylemi taktiği düşmana karşı izlenen bir politikadır. Bunun sonucunda kahraman olma ideali, ideolojik olarak düşüncesinde bir arka plan oluşturmaktadır. Fakat bu eylem algısında olanlar pek de yaygın değillerdir. Üçüncüsü olan ve temelleri eski intihar eylemcilerine dayanan ve Hasan Sabbah gibi Haşhaşi örgütlerinin de temelini oluşturduğu madde bağımlılığı olan insanlar bu alanda kullanılabilmektedir. Özellikle Ortadoğu’daki savaşta yer alan ve çoğunluğu Avrupa’dan gelen ve kana doymayan madde bağımlısı veya yıllarca tecavüzden, hırsızlıktan, adam öldürmeden yargılanıp ceza yemiş suçlular bu potansiyelde ele alınabilecek özelliktedir. Nitekim başta DAİŞ olmak üzere buna benzer örgütlenmelerde korku yaratma adına kafa kesmeler, işkenceler ve tehdit eylemleri bu insanlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Bugün Avrupa’da sıkça örnekleri görülmese de özellikle Irak, Suriye ve Türkiye’de tam anlamıyla bir canlı bomba pazarı oluşmaktadır. Neredeyse tamamına yakını da DAİŞ üyesi insanlar oluşturmaktadır. Bu insanların sosyo-ekonomik ve psikolojik durumlarına bakıldığında, ya madde bağımlısı olduğu veya radikal bir dini örgüte mensup olduğu ortaya çıkacaktır. Bunun yanında kendini gerçekleştirememiş ve ekonomik olarak çok kötü durumda olan ailelerin çocukları bu potansiyeldedir. Bugün Türkiye’de bedenleriyle eylem yapmış olan birkaç örnekten yola çıkarak, canlı bombaların bedenlerine nasıl son verdiklerini örneklemek mümkün. Türkiye’de Hatay’da, Suruç’ta, iki defa Ankara’da olmak üzere yakın zamanda ortaya çıkan canlı bomba eylemlerini gerçekleştiren insanlar sosyo-ekonomik yetersizliğe sahip olduğu gibi radikal bir dini örgüte de mensup olmuş, şehitlik mertebesine ulaşma düşüncesinde olan, kendini gerçekleştirememiş ve geleneksel dayatmalara maruz kalan insanlardan olduğu anlaşılabilmektedir. Bunun yanında kendilerine bir hedef, idea oluşturulmuş olan bu insanların örgüt tarafından rahatça kullanılabildiği görülmektedir.

Bedenini ortaya koyarak canlı bomba eylemini gerçekleştiren insanların özellikleri olarak saydığımız bu sosyolojik analizde son tahlilde bize şunu göstermektedir. Beden iktidarlar tarafından denetlendiği gibi, nüfus politikaları da şekillendirilmeye devam etmektedir. İktidarlar varlığını farklı politikalarla sürdürmeye devam etmektedir. İktidar yayılımının bir farklı versiyonu olarak devam eden canlı bomba eylemleri her ne kadar radikal grupların amaçları gibi gözükse de temelinde iktidarın desteklediği daha büyük düşünceler yer almaktadır. Özellikle bedenin kullanılmasında izlenen bu yöntemlerde geleneksel toplumların kültürel dayatmaları olduğu gibi, iktidarlarca yaratılmış olan cennete ulaşma, kahramanlığa ulaşma, kendini gerçekleştirme idealleri daha fazla kışkırtıcı olmaktadır. Beden Ortadoğu’nun kalbinde ortaya çıkan savaşın bir parçası olmaya devam etmektedir. Canlı bomba eylemlerinin artışıyla beraber uyuşturucu ticareti, petrol kaynakları, organ ticareti, kadın ticareti, silah piyasası da yaşam alanı bulmaya devam etmektedir. Bunun önüne geçme anlamında yapılacak çalışmalar ise sonuçsuz gözükmektedir. Çünkü temel gaye olan iktidarın genişlemesi, radikal grupların çatışma alanlarıyla varlığını korumaktadır. Bu açıdan bakıldığında iktidarın tüm özellikleri sürdürüldüğü gibi, farklı politikalarla, ortaçağ işkencesi yerini idealleri uğruna ölüme, karanlık çağ algısı yerini daha büyük idealleri olan dini ritüellere bırakmıştır. Cennet ideali, şehitlik mertebesi özelikle Müslüman toplumlarda yer bulduğu için bunu kullanmak daha rahat olmaktadır. Artık öte dünya algısında olan bir insan için bedenin bir önemi kalmamaktadır. Asıl ağır basan kısım artık idealler, inançlar veya bilincinden yoksun bırakılmış düşler olmaktadır. Bu nedenle bedenin kullanılmasında iktidar araçları artık yeni alanlar oluşturmaktadır. Bedenin değersizliği iktidar tarafından vurgulanınca ve radikal gruplara bir hedef belirlenince artık iradenin yönetimi daha rahat olmaktadır. İktidar artık her yerdedir demenin ötesinde iktidar artık iradenin tek sahibidir ve beden algısını da yok etmiştir. Yeni algıyla iktidar Ortadoğu’da bedenler üzerindeki hâkimiyetini yeniden şekillendirmektedir. Artık iradenin hâkimiyeti mümkün olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

 Aktay, Yasin (2010)  Korku ve İktidar,  Pınar Yayınları, İstanbul.

Aktay, Yasin, İktidar Nesnesi ve Kaynağı Olarak Beden ve Kimlik Politikaları: Kamusal

Alan Tartışmalarına Bir Dipnot, Sivil Toplum Dergisi, Sayı : 2/ Nisan – Mayıs –    Haziran 2003.

    Csordas, Thomas J. Body, Case Western ReserveUniversity,http://www.bookrags.com/.

Gelıs, Jacques (2008) Beden, Kilise ve Kutsal, Bedenin Tarihi 1, Haz. Alain Corbin, Jean-

Jacques Courtine, Georges Vigarello, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

Işık, İ. Emre (1998)  Beden ve Toplum Kuramı, Bağlam Yayıncılık, İstanbul.

Işık, Yetkin, Ben-Beden-Evren, Toplumbilim Dergisi, Sayı 12, 2009.

İçduygu, Keyman, Ahmet, E. Fuat (2000) Globalleşme, Anayasallık ve Türkiye’de

Vatandaşlık Tartışması, Global Yerel Eksende Türkiye, Der. E. Fuat Keyman, Ali

Yaşar Sarıbay, Alfa Yayınları, İstanbul.

İlkkaracan, Pınar (2004) Müslüman Toplumlarda Kadın ve Cinsellik, Müslüman

Toplumlarda Kadın ve Cinsellik, Der. Pınar İlkaracan 2. Baskı, İletişim Yayınları,

İstanbul.

Imam, Ayesha M. (2004) Müslüman Dinsel Sağ (“köktendinciler”) ve Cinsellik, Müslüman

Toplumlarda kadın ve Cinsellik, Der. Pınar İlkaracan 2. Baskı, İletişim Yayınları,

İstanbul.

Laclau,  Ernesto (2000) Evrensellik, Kimlik ve Özgürleşme,  Çev. Ertuğrul Başer, Birikim

Yayınları, İstanbul.

Lash, Scott (1993) Genelogy and the Body : Foucault/Deleuze/Nietzche, The Body-Social

Process and Cultural Theory, Ed. M.Featherstone/M..Hepworth/B.S.Turner, Sage

Publication, London.

Le Men, Ségoléne (2011) Bedenin Tarihi 2, Haz. Alain Corbin, Jean Jacques Courtine,

Georges Vigarello, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

Lupton, Deborah (2002) Duygusal Yaşantı, Çev. Mustafa Cemal, Ayrıntı Yayınları,

İstanbul.

Matthews, Griecon, Sara, F. (2008) Eski Rejim Döneminde Avrupa’da Beden ve Cinsellik,

Bedenin Tarihi 1, Haz. Alain Corbin, Jean-Jacques Courtine, Georges Vigarello, Yapı

Kredi Yayınları, İstanbul.

Mernissi, Fatıma (2004) Bekaret ve Ataerki, Müslüman Toplumlarda Kadın ve Cinsellik,
 Der. Pınar İlkaracan, 2. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul.

Mernissi, Fatıma (2004a) İslam’da Aktif Kadın Cinselliği Arayışı, Müslüman Toplumlarda

kadın ve Cinsellik, Der. Pınar İlkaracan 2. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul.

Mernissi, Fatima (1995) Peçenin Ötesi/İslam Toplumunda Kadın Erkek Dinamikleri, Çev.

Mine Küpçü, Yayınevi Yayıncılık, İstanbul.

Mernissi, Fatima (2003) Kadınların İsyanı ve İslami Hafıza, Epos Yayınları, Ankara.

Mert, Nuray (2007) Merkez Sağın Kısa Tarihi, Selis Kitaplar, İstanbul.

Michel, Andree (2000) Feminizm, Çev. Şirin Tekeli, İletişim Yayınevi, İstanbul.

Millet, K. (1987) Cinsel Politika, Çev. Seçkin Selvi, Payel Yayınları, İstanbul.

Mills, Sara (2003) Söylem ve İdeoloji, Söylem ve İdeoloji,  Der. Barış Çoban, Zeynep

Nazlı, Aylin, Sosyolojik Bakışın Eşiğindeki Beden, Toplumbilim Dergisi, İstanbul, 2009.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: