DÜNYADA DEVLET POLİTİKALARI SAVAŞ VE KADIN TİCARETİ

İbrahim MAVİ-Sosyolog      15.09.2016
423509_219382224819897_107968929294561_471651_1036867864_n

Dünyadaki savaşlar, yoksulluk, emperyalizm, bedenin kullanılması, kadın ticareti, seks işçiliği hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Bugün gelinen noktada kadınların toplumdaki konumu sadece bir meta olarak değişim göstermektedir. Kadın hakları demokrasisi gelişmiş ülkelerde yasalarla korunsa da kapitalizm o ülkelerde bile kadının bedenini pazarlama imkânı bulmaktadır. Pazarlama sektöründe kadının konumunun yanı sıra dünyadaki sömürge devletlerinin meydana getirdiği savaşların sonucu olarak kadınlar ikinci bir kez mağdur edilmekte, köleleştirilmekte, tecavüze uğramakta, öldürülmektedir. Bu nedenle kadın ticaretinden yasal beden işçiliğine/hayat kadınlığına kadar bir çok alanda örneklere bakarak savaşlarda kadının durumunu ele almak gerekmektedir. Öncelikle seks işçiliğini ele alıp, ardından savaşlarda kadın ticaretini ele almak gerekmektedir.

            Seks işçiliği hemen her toplumda varlığını sürdüren bir olgudur ve toplumların seks işçilerine yönelik oluşturduğu mevzuat, seks işçilerinin insan haklarından yararlanma biçimlerini önemli ölçüde etkilemektedir. Seks işçiliğinin insanlık onuru ile bağdaşmayan bir iş olduğu ve sonlanması gerektiğini öne süren veya seks işçiliğini ahlaki olarak yanlış gören ve yasaklanmasını isteyen politikaların uygulanması, seks işçilerinin yaşam ve çalışma koşullarını olumsuz etkilemekte, seks işçileri yasadışı ve risk içeren koşullarda çalışmaya zorlanmakta ve bunların sonucu olarak daha fazla sömürülmekte ve şiddete uğramaktadırlar. Bu durumda aynı şekilde “fuhuş” denilen olgu ortaya çıkmaktadır.

Alihan Mestçi’ye (HT Pazar, 16 şubat 2014) göre, bazıları için onlar “profesyonel sevgili”, bazıları içinse hayatın en karanlık yüzü… Fuhuş ve ahlak tartışıladursun, her ülke meseleye bakış açısını yasalarla ortaya koyuyor. Mesela Bulgaristan ve Hindistan’da konuya dair net bir yasal düzenleme yok. ABD, Çin ve Kuzey Kore ise fahişeliği yasaklıyor; fahişeleri, aracıları, yani Türkçe’deki nazik tabirle “muhabbet tellalları”nı ve müşterileri cezaya tabi tutuyor. Illinois Eyaleti’nde 25 bin dolar, Pennsylvania’da 5 yıl hapis cezası var. Kuzey Kore’de hayat kadınlarının, Çin’de kadın satıcılarının cezası idam! İstisnalar da yok değil. Yasakçı ülkeler arasında yer alan Tayland’da fahişeler önemli bir turizm girdisi yarattıklarından “yasadışı” genelevler aslında birer bacasız fabrika! Türkiye ise fahişeliği yasal bir meslek olarak tanıyan ve düzenleyen nadir ülkelerden.

Meselenin konu olduğu Fransız Le Monde Gazetesi, Türkiye’deki durumun altını çizmiş ve büyükçe bir başlıkla okurlara aktarmış: “İslamcı bir partinin hükümette olduğu Türkiye’de fahişeliğe sadece devletten sertifikalı genelevlerde izin veriliyor. Komşu Yunanistan’da da durum böyle…” Almanya’da ve Hollanda’daysa fahişelik yasal bir sektör; sosyal güvenlik çatısı altında. Fahişeliğe karşı olan ama tümden yasaklamayan ülkeler; Fransa, İspanya, İtalya, İngiltere, Kanada, Brezilya diye sıralanıyor. İtalya, genelevleri 1956’da kapatmış. Belçika ve İspanya bir nebze tolere ediyor. Ancak pek çok meselede olduğu gibi burada da bir İskandinav modeli var. İsveç’te bu işi icra edenlere yasal bir kısıtlama getirilmezken müşterilere 1 yıla varan hapis cezası uygulanıyor. Ülkede fahişelik, özellikle erkeklerin kadınlara uyguladığı bir çeşit cinsel şiddet olarak görülüyor. İsveçliler meseleye şöyle bakıyor: “Kadın erkek eşitliğinin desteklendiği bir ülkede fuhuş yasalarla düzenlenen bir meslek olamaz.” Fahişe sendikası Rose Alliance İsveç’teki yasal düzenlemeye her fırsatta karşı çıkıyor. ABD’de yaklaşık 500 bin, İspanya’da 400 bin, İngiltere’de 100 bin, Almanya’da 70 ile 400 bin, Fransa’da 40 bin, İsveç’te bin kişi fahişelik yapıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün raporuna göre Türkiye genelinde, seks sektöründe 15 bini vesikalı yaklaşık 100 bin kadın bulunuyor. Genelevde çalışan kadınların yüzde 80’inin sigortası bulunmuyor.

            Bu olgular dünyada kadın ticaretinin artmasında etkili etmenlerdir. Bunun yanı sıra dünyada kadın ve çocuk ticareti, uyuşturucu pazarı kadını piyasaya sürerken, savaşlarda en çok zararı gören kadınlar olmuştur. Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi tarafından düzenlenen “Uluslararası Kadın ve Çocuk Ticareti-Seks İşçilerinin İnsan Hakları” konulu konferansta konuşan Dünya Yerel Yönetimler ve Demokrasi Akademisi (WALD) Proje Koordinatörü Nevhan Varol Yüce, yoksulluk ve savaşlar nedeniyle kadın ve çocukların uluslararası suç örgütlerinin hedefi olduğunu söyledi.

Dünyada yılda 4 milyon kadın ve çocuğun uluslararası suç örgütlerinin hedefi haline geldiğini ve fuhuşa zorlandığını belirten Yüce, şöyle konuştu: “Kadına yönelik şiddet sadece ev içinde değil, yaşamın her alanında görülüyor ve dünyada sürekli artıyor. Bu şiddet, uluslararası insan ticaretiyle daha da yoğunluk kazanıyor ve özellikle, yoksulluk, savaş ve çatışmaların olduğu bölgelerde artıyor. Eğitim düzeyi yüksek olan ülkelerde bile şartlar oluştuğunda kadınlar fuhuşa sürüklenebiliyor. Uluslararası suç örgütleri, kadın ve çocuk ticaretinden yılda 7 milyar dolar kazanç sağlıyor.”

İnsan ticaretinin fakir ülkelerden, zengin ülkelere doğru geliştiğini anlatan Yüce, “Türkiye, kadın ve çocuk ticaretinde hem hedef, hem transit ve hem de kaynak ülke konumundadır. Çeşitli ülkelerden gelen yabancı uyruklu kadınlar, Avrupa’ya geçmek için Türkiye’yi seçmektedir” dedi. Kadınların ve çocukların, uluslararası organ nakli, beyaz kadın ticareti gibi suç örgütlerinin hedefi haline geldiğini ifade eden Yüce, bu örgütlerin çeşitli ülkelerdeki yasal boşluklardan yararlandığını ifade etti.

Burjuva iktidarlar, sömürülerini arttırmak, karları için daha fazlasını katmak amacıyla savaşlardan, iç çatışmalardan medet ummaktadırlar. Böylece ayakta kalmayı düşlemektedirler. Dünyanın dört bir yanındaki bu saldırganlık hali, kadınların şiddete maruz kalmalarına, cinsel meta olarak kullanılmalarına, mülteci konumuna düşürülmelerine, tecavüze uğramalarına, yoksulluk ve sefalet içine itilmelerine sebep olmaktadır. Ya da burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki sınıflar savaşında kadınlar üzerinden zaten süren bu politikalar savaş ve iç savaş döneminde daha da artmaktadır.

Savaşın kadın üzerindeki yıkımını ve saldırganlığını gözler önüne seren en taze örnek ise Suriye’de yaşananlar. Suriye iç savaşında hem örgütler hem de Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a bağlı birlikler ayaklanan kitlelere saldırırken bu saldırıdan en çok nasibini alan yine kadınlar oldu. Hatay’a sığınan kadın mülteciler İngiliz The Times gazetesine verdikleri demeçlerde kadınların askerler tarafından nasıl tecavüze uğradıklarını ve işkence gördüklerini anlattılar. Türkiye’de tedavi gören iki kadın mülteci; askerlerin bir kadının yüzünü bıçakla kestiğini, bir kadının ise göğüslerini kestiklerini anlattılar. Onları kurtarmaya çalışan erkeklerin ise yüzlerine asit attıklarını söylediler. Savaşın insan üzerinde yarattığı bu tahribat ve yıkımı görmek için sadece bu yaşananlar bile fazlasıyla yeterli.

Tüm bu yaşananlardan kaçan Suriyeliler birçok kere Hatay’da kamplara yerleştirildi. İlk iki gün onlara iyi davranıldığını söyleyen kadınlar kaldıkları kamplarda 400 kadına tecavüz edildiğini, bu durumun da 250 kadının hamilelik nedeniyle adet görmemesi üzerine ortaya çıktığını vurguladılar. Hatta tecavüze uğrayan kadınların bazılarının kamplardan sorumlu kişiler tarafından dışarı çıkartıldığı ve erkeklere pazarlandığı da başka kaynaklarda ifade edilmektedir. DAİŞ teröründen kaçan ve pazarlarda köle olarak satılan kadınların birçoğu neler yaşadıklarını buna benzer ifadelerle açıklamışlardır. Suriye’deki gelişimlere bakıldığında başta DAİŞ olmak üzere kadınlar pazarlarda satılan bir meta olarak devam etmektedir.

Ülkelerin karanlık dünyasına ait araştırmalar yapan Havocscope, son hazırladığı raporda dünyada kadın ve çocuk ticaretinin korkunç boyutlara ulaştığını ortaya çıkardı. Ülkelerin karanlık dünyasına ait araştırmalar yapan Havocscope, son hazırladığı raporla dünyada kadın ve çocuk ticaretinde ulaşılan korkunç boyutu gözler önüne serdi. Asya ülkelerinde yaş gruplarına göre sınıflandırılan kadın ve çocuklar medeniyetin beşiği Avrupa ve insan hakları timsali Amerika’nın karapazarında adeta bir mal gibi alınıp satılıyor. Kimi köle kimi ise seks işçisi yapılmak üzere hazırlanan kirli tezgahta fiyatlar 2 dolar ila 270 bin dolar arasında değişiyor.

Ceza mahkemesi tutanakları, tutuklama raporları, insan kaçakçılığı örgütleri ve medya verilerinden yararlanılarak hazırlanan listede bazı ülkelerde fiyatlar bebek, çocuk, kız, genç kız, bakire, kadın gibi sınıflandırılarak belirlenirken, bazılarında ise yaş dikkate alınıyor. Listeye göre, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden Batı ülkelerine yapılan çocuk ve kadın ticaretinde bebekler için 160dolar ila 17 bin 500 dolarçocuk işçiler için 45 dolar ila 5 bin 500 dolar, kız çocukları için 2 dolar ila 6 bin dolar, genç kızlar için 2 bin 500 dolar ila 6 bin dolar, kadınlar için 342 dolar ila 7 bin 300 dolarfiyat biçiliyor. Endonezya’da bebeğini 160 dolardan satışa çıkaranlar bulunurken, Çin’de ise insan tacirleri erkek bebekler için 14 bin dolar, kız bebekler için ise 8 bin dolar istiyor. Bulgaristan’dan Yunanistan’a kaçak yolla gelen Roman bir kadının dünyaya getirdiği bebeğini Yunan çifte 4 bin 100dolara sattığı belirtilen raporda, ülkede bu rakamın 41 bin dolara kadar çıktığı belirtiliyor.

Gana’da ise aileden çocuğu 50 dolara satın alan insan tacirleri, çocukları 300 dolara kiraya veriyor ya da satıyor. Hindistan’da ise kaçırılan çocuklar seks işçisi olarak çalıştırılmak üzere 45 dolardan satılırken, Tayland’da dilenci olarak çalıştırılmak üzere aylık 25 dolardan satılan ya da kiralanan binçocuk olduğu tahmin ediliyor. Mozambik’te kadın ve kızların 2 ila bin dolardan satıldığı bilgisine yer verilen raporda, Hindistan’da ise 11 yaşındaki bir kızın 24 dolardan satıldığı belirtilirken, mandaların 350 dolardan satıldığı ifade ediliyor. Raporda Irak’ta bakire kızların Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne 5 bin dolardan, bakire olmayanların ise 2 bin 500 dolardan satıldığı kaydediliyor. Öte yandan raporda İngiliz Parlamentosu üyelerine göre, çocukların insan tacirleri tarafından 25 bindolardan sokaklarda satıldığı bilgisine yer verilirken, çocuk yaşta evlendirilmek üzere satılan 12-13’lü yaşlarda çocukların ise 270 bin lira ödendiği belirtiliyor.

Havocscope’un hazırladığı bir diğer rapor insan kaçakçılığında fiyatları gözler önüne seriyor. Tutuklama kayıtları, polis raporları ve diğer kolluk yayınlardan alınarak hazırlanan listeye göre insan kaçakçıları İranlılardan Avrupa sınırını aşmak için 23 bin 315 dolar, Iraklılardan ise 10 bin dolar istiyor. Afganistan’dan Londra’ya gitmek için 25 bin, İran’a gitmek için 700 dolar ödeme yapmak gerekiyor. Çinliler yasadışı yollardan Amerika’ya girmek için 50 bin doları gözden çıkarırken, İngiltere için ise kaçakçılar 41 bin dolar istiyor. Hindistan’da İngiltere rüyası ise bir hayli yüklü. Hintliler İngiltere’ye kaçak yollardan girmek için 277 bin dolar ödüyor ((Stargazete) http://www.habername.com/haber-kole-ticareti-bitmemis-96056.htm).

Bu konuda birçok çalışma yapılmasına rağmen en büyük örnek filme de aktarılan Meksika’dır. Sınır ötesi filmi ile ülkenin kadın ticareti, çocuk ve uyuşturucu pazarı ve bundan faydalananların nasıl iş görebildikleri aktarılmıştır. Yüksekova Haber’de yayınlanan bu çalışma konunun önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

     ABD’nin “arka bahçesi” olarak adlandırılan Latin Amerika ülkelerinden     Meksika’da kadınlar, kapitalist politikalarla adeta katliama uğruyor.

Suç oranın çok yüksek olduğu ülkede kadınların katledilme gerekçelerinde biri ise ABD’li para babaları ve yerli işbirlikçilerin ortaklığıyla yapılan, “Orgazm cinayetleri.” ABD’nin sınır kenti olan Ciudad Juarez’deki fabrikalarda çalışan binlerce kadın, devletlerarası bir anlaşma ile tecavüz edilerek öldürülüp toprağa gömülüyor. Yaşanan kırım dünya tarafından sessizlik içinde izlenirken, katliama sessiz kalmayan kadın aktivistler de dikkat çektikleri cinayetlerin kurbanı oluyor.

Latin Amerika ülkelerinden Meksika, yerli halklar Mayalar ve Aztec’lerin vatanı olarak bilinir. Amerika’nı keşfedilişinin ardından ilk sömürgeleştirilen yerlerden olan ülke uzun yıllar İspanyol sömürgesinde kaldı. 16 Eylül 1810’de bağımsızlığını kazanan ülke 100 milyonu aşkın nüfusu ile Latin Amerika’nın büyük ülkelerinden ve nüfusunun yüzde 60’ı melezlerden yüzde 40’ı ise yerli halklardan oluşuyor. ABD ile sınır komşusu olan Meksika petrol, doğalgaz, gümüş ve altın bulunan doğal kaynaklarına rağmen, yönetim biçimi nedeniyle üstü örtülü bir sömürge ve ABD’nin arka bahçesi olarak anılıyor.

Nüfusunun yüzde 70’inin açlık sınırının altında yaşadığı ülkede, kadın ve bebek ölümleri yüzde 30 ile dünyanın en yüksek seyrettiği ülkelerden. 1994 yılında imzalanan Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) üyesi olan ülkede geleneksel olarak sağ Hıristiyan partiler başkanlık koltuğunda bulunuyor. Son olarak adı yolsuzluklara bulaşan ve zenginlerin desteklediği NAFTA’nın adayı Meksika Devlet Başkanı Felipe Calderon’ın seçilmesiyle adalet mekanizması içinde bulunan iki başsavcı istifa etmişti. ABD ve Latin Amerika sağ hükümetlerinin desteklediği NAFTA ise ülkede “bir çok kötülüğün anası” olarak biliniyor.

NAFTA’nın kurulmasının ardından tarımla uğraşan ve toprakları kayıtlı olmayan birçok yerlinin toprakları ellerinde alınarak bilinçli olarak bu bölgeye sürüldüğü iddia ediliyor. ABD-Meksika sınırında montaj fabrikaların kurulmasıyla topraksız köylüler bu bölgeye akın ederek, kurulan fabrikalarda kölece çalışma koşullarında çalışmaya başladı. Bu fabrikalarda ağırlık olarak ise uzun iş süreleri ve ucuz iş gücü olarak görülen kadınlar çalıştırılıyor. NAFTA anlaşmasıyla birlikte ABD’nin Meksika’daki sermayesi 1995’den sonra 24.6 milyar dolara ulaşırken, bu arada kontrgerilla faaliyetlerinde de büyük artış olduğu görülüyor.

Özellikle Zapatistalar’a karşı faaliyetleri artan devlet kaynaklı kontrgerilla örgütünün sadece 1994-97 yılları arasında yüzlerce infaz, 500’ü aşkın gözaltında kayba imza attığı biliniyor. Siyasi ve ekonomik olarak ‘yoksullukla denetlenen ve kontrol altında tutulan’ bir ülke olarak adlandırılan Meksika’da yaşanan bir başka gerçek ise özellikle sınırda yoğunlaşan kadın cinayetleri ve kadın ile çocuk bedeni üzerinde yürütülen politikalar. Kadın ve yoksul olmanın en zor olduğu ülkelerden olan Meksika’da kadın cinayetleri, seks ticareti, uyuşturucu ticareti, organ ticaret gibi illegal işlerin birçoğunda kadınlar kullanılıyor.

                Sınırda kadın ölüm kenti: Ciudad Juarez

Bunlar içinde en dikkat çekici olan ise sınırda işlenen ve failleri bulunamayan kadın katliamları. Bu cinayetler Meksikalı kadın gazeteci Norma Edith Ramírez’e göre; “Uluslar arası sermaye ve yerli işbirlikçi sermaye ile neoliberal politikaları destekleyen politikacıların gözetiminde” yapılıyor. Meksika’da kamuoyunun pekte gündeme getirmeyi sevmedi bir kadın katliamının yaşandığına dair ilk veriler 1993 yılında gündeme geldi. Yapılan araştırmalara göre NAFTA’nın ardından yoğunlaşan bu katliamların yoğunlaştığı bölge ABD sınırında bulunan montaj fabrikalarıyla topraksız köylülerin akınına uğrayan Chihuahua eyaletine bağlı Ciudad Juarez, kenti. Kadınların ortak noktası ABD’li işverenlerin sermayedar olduğu montaj fabrikalarında çalışmaları. Yaşlar 16 ile 40 arasında değişen bu kadınların bir çoğu ise yerli halka mensup.

            Gazeteci Diana Washington: Organize cinayet uzun süre açığa çıkarılmadı

Tecavüz edilerek öldürülen kadınların sayısı 1993 yılından bu yana 40 binlerle ifade ediliyor. Resmi rakamlara göre 4 bin olarak bildirilen cinayetlere ilişkin araştırma yapan ABD’li gazeteci Diana Washington, hükümetin kadın katliamlarını nasıl sıradanlaştırdığını ve altında yatan korkunç gerçeği, “Bu kadınların öldürülmeleri henüz birbiriyle bağlantılandırılmamıştı (1999 kışında), ancak çoğunda cinayetlerin işlenişi ve aşırı şiddet bakımından bir ortaklık vardı. Kurbanların çok dikkatli bir şekilde seçildiği ve kaçırılmaları için organize bir sistem olduğu da açıkça belliydi. Şehrin göbeğinde, güpegündüz, hiçbir tanık olmadan ortadan kaybolacaklardı. Başlangıçta bunun, yeraltıyla ilişkileri sayesinde korunan ahlâksız suçluların işi olduğu düşünülüyordu. Durumun böyle olduğunu gösteren belirtiler de vardı. Hiç kimse ölümlerin arkasında daha karışık ve karanlık bir şeylerin olduğunu aklına getirmedi” diye anlatıyor.

                 Sınır Ötesi cinayetlerle ilgili film çekildi

Şaşırtıcı bir şekide NAFTA ile birlikte Juarez’de başlayan kadın kırımı başlangıçta ‘seri katil cinayeti’ olarak, fantastik bir dille anlatıldı. Hakkında bir çok kitap yazılan, sosyologlar tarafından araştırma yapılan ve 2006 yılında senaryosunu ve yönetmenliğini Gregory Nava’nın yaptığı ve başrollerinde Antonio Banderas ve Jennifer Lopez’ın oynadığı Sınır Ötesi (Bordertown) filmine konu olan cinayetler, hız kesmeden devam ediyor.

Kadınların vahşice tecavüz edildikten sonra işkence ile öldürülmesi olayı aslında 1996 yılından bu yana biliniyordu ve 2001 yılında Ciudad Juarez şehri yakınlarında 3 kadının çürümüş cesedinin bulunması ile ancak kamuoyu gündemine oturdu. Cesetlerin bulunmasının ardından yapılan soruşturma sırasında aynı bölgede 5 ceset daha bulunması ile olayın bir seri katil işi olduğu düşünülürken, iki otobüs şoförü gözaltına alındı ve bunlardan biri kadınlara yaptıkları işkenceyi ve tecavüzü tüm ayrıntıları ile anlatınca bir süre sonra kendisi de diğer suç ortağı tarafından işkence edildikten sonra öldürüldü. Olayı soruşturan ve olayla ilgili 20 kişiyi tutuklatan savcı baskılar sonucu görevinden istifa etmek zorunda bırakıldı.

                   Bulunan faillilerin hiçbiri yalnız değildi

1996 yılında tespit edilen 7 cinayetin faili ise bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra yeterli delil olmadığından dolayı bırakılmış, hemen ardından başka bir savcı tarafından çıkarılan tutuklama kararına kadar ise zaten sınırı geçerek kayıplara karışmıştı. 1993’e kadar uzanan vahşetin kurbanları aslında faili meçhul olarak kayda geçmiş genç kadınlardı. Ve resmi kayıtlardan yola çıkan kadın örgütlerine göre 1993 yılından 2001 yılına kadar sadece Juarez’de 187 kadın bu şekilde katledildi. 1996 yılında yakalanan ve bir yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakılan zanlı olayından sonra diğer faili bulunamayan genç kadın ölümlerine bakıldığında hepsinin aslında bir prototip çizdiği tespit edildi ve tek kişinin bu kadar cinayeti tek başına işleyemeyeceği gerçeğinden yola çıkan polis Juarez şehrinde bir çetenin bu hunharca ölümlerden sorumlu olduğu sonucuna vardı.

              Cins katliamı: Ölülere bile tecavüz ve işkence ile belgelendi

FBI’ın olaya el koymasından sonra da net bir sonuç alınmasa da 50 ila 70 olayın biçiminin aynı olduğu kanısına varıldı. Bu süreçte sanayinin mantar gibi büyüdüğü Juarez’e fakir göçmenlerin ve işçilerin akını başlamış, bu durum da katillerin işini kolaylaştırmıştı. Yaşları 14 ile 18 arasında değişen, hepsi koyu renk saçlı ve Amerikan menşeli fabrikalarda çalışan genç kadınların ardı ardına feci şekilde parçalanmış, deforme olmuş vücutları çöle atılmış bulunurken, kiminin üzerinde fabrikada çalışırken giydikleri önlüklerinin bulunması katillerin pervasızlığını gösteren bir kanıt olarak kayda geçti.

Kayda geçenler içerisinde kadınların vajinalarının ve anüslerinin rasgele şeylerle tıka basa doldurulduğu, sol göğüslerinin parçalandığı, kurbanların boğulduktan sonra vücutlarının defalarca bıçaklandığı da yer aldı. Bulunan cesetlerin ardından birkaç kişinin kadınların vahşice öldürülmeleri ile bağlantılı oldukları gerekçesi ile tutuklanmasına karşın, katliamlar hız kesmeden devam etti.

                         Cinayetleri araştıran kadın aktivisterde öldürüldü

Son olarak Ciudad Juarez’deki faili meçhul kadın cinayetlerine karşı protestoların önderliğini yapan, şair ve aktivist Susana Chavez, diğer kurbanlarla aynı akibeti paylaşarak, tecavüz edildikten sonra 31 Ocak’ta 2011’de öldürüldü. Tepkilerin örgütlenmesine karşın Juarez son iki yıldır dünyanın en ölümcül kenti oldu. 2009 ve 2010 yıllarında 3 binin üzerinde ölüm kaydedildi. Uyuşturucu trafiği ölümleri içerisinde görülmeyen kadın ölümleri dalgasını da hızlandırırken, asıl ivmenin 1993 yılından başladığı belirtiliyor. Gerekçesi ise NAFTA anlaşması uyarınca bölgenin canlandırılması ve bölgenin suçlular için cennet haline gelmesi.

Bölge halkının suç bölgesinden kaçmak için terk ettiği 20 bin civarında evin ise suçlara ve suçlulara sığınak oluşturması. Cinayetleri araştıranlarda saldırının hedefi olmaktan kurtulamadı. Kadın aktivistler Marisela Escobedo, ve Reyes Salazar’ın ailesinden altı kişi son 3 yıl içinde faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Bu yılın ilk aylarında ise Meksikalı şair ve aktivist Susana Chávez, dikkat çektiği cinayetlerden birine kurban gitti. Bu kadınların kısa aralıklarla Chihuahua’nın kuzeyinde öldürülmesi kadınları harekete geçirse de aynı zamanda cinayetlerin devam edeceğine işaret olarak yorumlandı.

Gazeteci Ramírez: Kadın işçilere karşı cins kırımı

Gazeteci Norma Edith Ramírez “Kadın işçilere karşı cins kırımı” olarak tanımladığı cinayetlerde devlet, yerel temsicilere ve büyük şirketerin bağlantısını şu sözlerle anlatıyor: “Onlar Juarez’de ölmediler. Juarez’de öldürüldüler. Onlar böyle tanımlanmalılar. Egemen sınıfın ve temsilcilerinin, dili çarpıtmalarına ve sanki çok yaşlıyken ölmüşler gibi onlara “Juarez’in ölüleri” demelerine izin veremeyiz. PAN’cı (iktidardaki sağcı parti) vali Francisco Barrio ya da PRI’cı vali Patricio Martinez ve hatta bazı yerel belediye başkanları, bir bakıma kurbanların suçlu olduğunu, “bunu onların istediğini” ima ediyorlar. 1992-93’te, Ciudad Juarez-Tijuana bölgesinde, özel bir grup bir araya geldi. Şimdi PGR (Meksika Ulusal Savcılar Ofisi) tarafından karapara aklamakla suçlanan kardinal Juan Sandoval, 1 Temmuz 1992’de Juarez piskoposluğuna atandı.

Kardinal Posadas 1993’te Guadalajara’da öldürülünce, Sandoval bundan istifade ederek onun yerine geçmişti. Kartelin eski şefi tutuklanınca, Cennetin Efendisi olarak da bilinen uyuşturucu kaçakçısı Amado Carrillo Fuentes, 12 Nisan 1993’te Juarez kartelinin başı haline geldi. Şimdiki başkan Vicente Fox’un sağ kolu ve PAN parlamento grubunun başkanı olan Francisco Barrio Terrazas, 1992’de Chihuahua valisi oldu. Bu tarihlerden itibaren Juarez karteli işlerini yaygınlaştırdı ve güçlü Kolombiyalıları bile bir kenara iterek Meksika’daki en güçlü uyuşturucu grubu haline geldi. El Financiero gazetesi, ABD Uyuşturucu Ajansının (DEA) Juarez kartelinin 90’ların başlarında Chihuahua eyaletinde PAN hükümetine sızdığını doğruladığına ilişkin haberler yayınladı. Juarez’de işlenen işçi ve öğrenci kadın cinayetleri de tam bu sıralarda başlamıştı. Bunun alâkasız bir raslantı olması çok zor.”

Aktivist Maria Castro: Yasa dışı her işte kadınlar kullanılıyor

Meksika Lezbiyen, Feminist, Komünist ve Yerli Kadın Hareketi aktivisti Yan Maria Yaoyolotl Castro ise “Meksika’da yasadışı iş yapmak isteyen herkes kadın bedenini kullanıyor” sözleriyle konuya daha genel bir bakış açısı getiriyor. Meksika’da kadın hareketinin son dönemlerde aktifleştiğini ve bunun karşılığı olarak, erkek egemen zihniyetin kadınlara yöneldiğini kaydeden Castro’nun dikkat çektiği bir diğer konu ise uyuşturucu ticareti, seks ticareti ve organ ticaretinde kadınların kullanılması. Castro: “Çünkü küreselleşen dünya içinde Meksika gerek uyuşturucu gerekse insan ticareti açısından ne yazık ki en önemli merkezlerden birisi. Kadınlar ise bu merkezin merkezinde. Yani yasadışı işlere kalkışan herkes kadını kullanıyor.

Uyuşturucu kaçırırken kadınlar erkeklere oranla daha az yakalanma riski teşkil ettiğinden akıl almaz baskılarla uyuşturucu ticareti için kullanılıyorlar. İnsan ticaretinin en önemli kısmını kadın ticareti teşkil ediyor. Bunun bir çok nedeni var. Amerika’da daha kolay iş bulma, başka ülkelerde sığınma hakkını daha kolay elde edebilme gibi gerekçelerin yanında en önemlisi de seks işçisi olarak çalışma ve çalışmaya zorlanma gibi gerekçelerle kadınlar her tür ekonomik problemin eziyetini bizzat kendi vücutlarını satarak ya da satmaya zorlanarak ödüyorlar. Yeni trend ise organ nakli için kullanılmaları. Tüm bunları besleyen ana anlayış ise kadının toplumda bir değerinin olmaması.”

                      Meksika’da kadınlar için ölüm ABD sınırında başlıyor

Meksika’daki kadınların dünyadaki kadınlar gibi erkek egemen kapitalist sistemin bütün mağduriyetini yaşadığını anlatan Castro, Juarez’deki kadın katliamlarının isi “Orgazm cinayetleri” olarak tanımladı. Korkunç gerçeği altında satılan kadın bedeninin vahşice haz için öldürülmesi olduğunu kaydeden Castro, “Genel olarak ekonomik zorluk yaşayan bölgelerde sıkça rastlanan bu sorunlara bir de orgazm amaçlı katliamlar eklendi. Meksika’daki kadınlar tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de cinsel ilişki sırasında kadını öldürerek doyuma ulaşan para sahibi insanların kurbanı oluyorlar. Bu kadınlar ya kaçırılarak ya da insan trafiği sırasında satılarak böyle bir vahşetin kurbanı oluyorlar. Ciudad Juarez şehri Meksika’da bu tür bir vahşet için sembol olmuştur ama sadece orası değil, özellikle sınır bölgesinde her yerde bu tür akıl almaz kadın kıyımlarına rastlamak mümkün” dedi.

                        Meksikalı kadınlar sınır ötesinde de eziliyor

Castro’nun dikkat çektiği bir başka nokta ise ABD sınırında kaçak göçmen geçişlerinde kadınların kullanılması. Sınırı kaçak olarak geçmeye çalışırken ölenlerin sayısının yüzde 50’nin üstünde olduğunu kaydeden Castro, bunların büyük bir kısmının ise kadın olduğuna dikkat çekti. Castro ABD’ye geçebilen kadınlar için burada ırkçılıkla beslenmiş ikinci bir saldırının yaşandığını belirterek, en kötü işlerde çalışan kadınların taciz ve tecavüzün hedefi olduğunu belirtti. Son olarak Catro, kadın aktivistler olarak, kapitalist, erkek egemen sisteme karşı kadın mücadelesini zor olsa da sürdürmeye devam ettiklerini belirtti.

http://www.yuksekovahaber.com/ sitesinden 11.05.2014 tarihinde alınmıştır.

 

Kadının ezilmişliği ve ikinci sınıf cins olarak görülmesi kapitalist sistem tarafından sürekli olarak beslenmektedir. Bunun en etkili araçlarından birisi ise başta taciz, tecavüz olmak üzere kadına yönelik şiddet olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadına yönelik şiddet olayları karşısında hiçbir kalıcı önlem alınmamakta, yeri geldiğinde devlet eliyle desteklenmekte ve uygulanmaktadır. Kuşkusuz ki kadına yönelik şiddetin en ağırı savaşlarda yaşanmaktadır. Emperyalistlerin kendi çıkarları uğruna gerçekleştirdikleri savaşlarda hep çocuklarla birlikte kadınlar savaşın en ağır faturasını ödemektedir. Bunun en güncel örnekleri ise Suriye’de görülmektedir.


Son örnek: Suriye

Suriye İnsan Hakları Örgütü Mirsad, Suriye’de 33. ayda savaşın bilançosunu açıkladı. Devam eden savaşta ölü sayısının 125 bin 835’e yükseldiğini açıkladı. Yaşamını yitirenlerden 44 bin 381’inin sivil olduğu ifade edilen raporda, ölenlerin 6627’sinin çocuk, 4454’ünün ise kadın olduğu belirtildi. İstatistiklerde kadına yönelik şiddet suçlarına değinilmezken, geçtiğimiz günlerde Suriye Kadın Hareketi üyesi Bianka Madia’nın Rusya’nın Sesi’ne verdiği röportaj çarpıcı verileri gözler önüne serdi. Madia, Suriye Ulusal Uzlaşma Komisyonu’nun hazırlamış olduğu rapordaki bilgilere göre, Şam civarında bulunan küçük yerleşim yerlerinde 37 bin tecavüz vakasının yaşandığını ve bu rakamın Suriye’deki çetelerin elinden kurtarılmış olan küçük şehir ve köylerde işlenen tecavüz suçlarını yansıttığını ifade etti.

Madia verdiği röportajda Suriye’de yaşananları şöyle açıklıyor: “Kısa bir zaman önce, Humus civarında kaydedilmiş ve internette de yayınlanmış bir video ele geçirildi. Bu videoda teröristler, kaçırdıkları genç kızları ve kadınları çırılçıplak soyduktan sonra üstü açık bir kamyonetle şehrin tüm sokaklarında dolaştırıyor. Daha sonra araç yolda duruyor ve ardından bu kadınlara tecavüz ediliyor. Tüm bu yaşananları izleyen tecavüzcü militanların eşleri ise kıkırdıyor, tecavüze uğrayan kadınları yuhalıyor ve onları yeni ‘‘cariye’’ statüleri sebebiyle kutluyor. Bulunan başka bir videoda ise yüzleri kapalı olan kadınlar, tecavüze uğramış olan kadınların önce göğüslerini kesip, daha sonra bu kadınların cansız bedenlerini çöpe atmakta. Bunlara benzer pek çok vaka yaşanmakta. Söz konusu olaylar genelde Humus’ta ve Şam’ın civarında bulunan küçük yerleşim yerlerinde meydana geliyor. Çöplüklerde vücutlarının belirli yerleri kesilmiş, koparılmış pek çok kadın cesedi bulunmakta.”


Afganistan, Irak, Saray Bosna ve diğerleri….

Kuşkusuz ki Suriye’de yaşananlar tekil bir örnek değildir. İşte kirli savaşların kadınlar üzerinde yarattığı yıkıcı etki üzerine birkaç örnek: ABD’nin 2001’de işgal ettiği Afganistan’da kadın ticareti yaygınlaşmıştır. Savaş yüzünden evinden barkından olan ya da tecavüze uğrayan kadınlar fuhuşa sürüklenmiştir. Hindistan’daki seks ticaretinin ana kaynağını Afgan kadınları oluşturmaktadır.

Irak’ta resmi kayıtlara göre 5.300 kadın esir düştü, bunlardan 3.330’u tecavüze uğradı. Tecavüze uğrayan kadınlardan 1.200 tanesi hamile kaldı. Toplu tecavüz sonucu 180 kadın da hayatını kaybetti. İşkenceyle öldürülen kadın sayısı 120 olarak tespit edilirken 4.000 kadının kayıp olduğu kayıtlara geçti. Bunların sadece resmi olarak yayınlanan rakamlar olduğu düşünüldüğünde sayının açıklanandan çok daha fazla olduğunu tahmin etmek zor değil.

Saray Bosna’da 1992-95 yılları arasında yaşanan katliamda 60 bin kadına tecavüz edildi. Yaşları 12 ila 70 arasındaki kadınlar, okullara, spor salonlarına, evlere kapatılıp sistematik bir şekilde şiddet gördü, satıldı, öldürüldü. BM raporuna göre, Sırplar Milli Marşları olarak seçtikleri “Drina Marşı”nı çaldıkları an, tecavüz zamanı geldi demekmiş.

Yanı başımızda Kürdistan’da yaşanan kirli savaş ile ilgili kesin bilgilere ulaşılamıyor. Fakat Kürdistan’da yaşanan kadın intiharları ve artan fuhuş savaşın kadın üzerinde yarattığı tahribatı açıklamaya yetiyor. Son olarak Suriye’de ve onun öncesinde pek çok örnekte yaşananlar gerici boğazlaşmaların, emperyalist savaş politikalarının kadınlar üzerinde yarattığı yıkımı açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Kuşkusuz ki bundan en çok etkilenenler emekçi kadınlar olmaktadır. İnsanlığa açlık, sömürü ve sefaletten başka bir şey vermeyen kapitalist sistemde iki kez ezilen emekçi kadınlar, kapitalist sistemin en barbar halinin görüldüğü savaşlarda da en ağır faturaları ödemeye mahkûm edilmektedir.

(http://www.kizilbayrak.net/ana-sayfa/kadin/haber/savaslarda-kadina-yoenelik-siddet-tirmaniyor/)

Kadın ticareti dünyanın var olduğu günden beri erkek egemen düzen iktidar tarafından sürekli yapılıyor. Bu düzenin bir ayağı olarak savaşlar çıkarılıyor ve en zayıf noktada kadın ve çocuklar kullanılıyor. Yine uyuşturucu ticaretinin en fazla yapıldığı zamanda kadınlar bu sistemin kölesi haline geliyor. Savaşlarda en çok kadınlar ve çocuklar, masum insanlar ölüyor. Bugün Ortadoğu coğrafyasında akan kanda boğulanlar masumlardır. Suriye gelinen son noktada önemli bir örnek olsa da kadın ticareti Ortadoğu’dan Amerika kıtasına kadar devam ediyor. Kadınların genelevlerde kullanılması, fuhuş sektörünün yaygınlaşması birçok devletin göz yumduğu bir alandır. Müslüman ülkelerin çoğunda bile seks işçiliği/hayat kadını, fuhuş devlet yetkililerince görmezden geliniyor. Türkiye yasal olarak genel evlerin destekleyicisi. Tecavüze uğrayan kadın sayısı ülkede çok fazla. Bunun yanında şiddet gören ve öldürülen, namus cinayetlerinin kurbanları, devletin koruyamadıkları çok fazla. Bugün Türkiye’nin de destek verdiği Suriye savaşının bir boyutunda kadınlar bir köle olarak satılmanın yanında, çocuklarla beraber öldürülmeye devam etmesine rağmen iktidar mücadelesi toprak ve sınırlar üzerinden yürüyor. Askeri zihniyetlerin, iktidar mücadelelerinin hedeflerinde hiçbir zaman kadın ve çocukları kurtarmak olmadığı gibi, kadın ticaretini yapanlarla mücadeleleri de görülmemiştir. Suriye de şu ana kadar bilinen rakamlarla 20 bine yakın kadın ve çocuk öldürülmüştür. Kadın ticaretine tabi tutulan ve tecavüze uğrayan kadınların sayısı da binleri geçmekle beraber net sayı hiçbir zaman bilinememektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: