ŞİİR BÖLÜMÜ

http://www.antoloji.com/ibrahim-mavi

İBRAHİM MAVİ

Her Yeni Yeni İstanbul
İstanbul, her gelişimde bana kucak açan İstanbul
Her tren yolculuğunun sonunda ve vapurlarda
Sabah martılarıyla yediğim simide dost olan
İstanbul
Her gelişimde aynı heyecanı nasıl veriyorsun?
Sevgilimin dudaklarındaki sıcaklığı ve yürek
çarpışlarımı
Her galata kulesi önünde fotoğraf çeken insanları
ölümsüz
Her vapura kalpleri dolu olan insanları bindirdiğin
gibi
Nasıl taşıyabiliyorsun bu kadar büyük sevgiyi?                                              
Tazelenmemiş duyguları her bahar aylarında
Toprakla sevgili kılmanın sırı nedir İstanbul?
Galata köprülerinin altından geçen balıklar
Ve gökyüzünde masalara sevgili diye geçmiş
martıları
Nasıl oluyor da her seferinde doyurabiliyorsun?
Aç susuz, evsiz, inançsız, duygusuz, masalımsı ve
imkânsız
Her dinden milleti her milleten insanı
Duyguları sonunda kutsala bir mektup olanları
Simitçileri, balıkçıları, işportacılar ve soyguncuları
Yetmez diyerek gecekondu ve villaları bir sahilde
Tek bir dalga ile sürüklüyorsun sonsuzluğa.

Ölümün kokusunu bile deniz yosunlarıyla canlı
tutup
Midyelerin gizinde saklıyorsun şiflenmiş hayatları.
Her gece sessizlik çöktüğünde kaldırımlarla dost
Yıllanmış şaraplarla hayat ortağı
Mavisi gözlerinde birikmiş deniz kadar asi ve
dalgalı
Bir nefeslik öpüşmeleri olan sevgilileri saklıyorsun.
İstanbul, her yolculuğumun sonunda
Bana sevgilim diye her seferinde kendini
sunuyorsun
Çıplak, günahsız, masum.
Her karanlılığın ışığında manastır duvarlarında bir
çığlık
Her cami avlusunda bir yakarış
İbadet diye bana dualarını sunuyorsun
Tüm ibadetlerin kutsala yakarışı kadar bıkmadan
Her sevgimin sonuna kutsallığını sunuyorsun.
İstanbul, her sefere çıktığında medeniyetleri
yıkmadan
At sırtında umutları nasıl besliyorsun?
İstilalara uğramış kentin her köşesini
Topkapı’yı, Sultanahmet’i, Ayasofya’yı
Süleymaniye Camii ve Eyüp Sultan ile her asır
Kalpleri yıkılmamış sevgilileri nasıl seviyorsun?
İstanbul, her yolun sonunda bana sevgili diye
kendini sunuyorsun.

Boş Kordonlar
Bir kadın yüzü çizilebilirdi çay dökülmüş
yapraklara
Sonbaharda ağaçların rüzgârlarla dostluğu
Yağmurların anlamlı damlacıkları kaldırımlarla eş
Hatta karlar yağabilirdi İzmir’in kordon boyuna
Yıllarca hissedilmemiş bir soğuk dalgalarla.
Evlerin giriş katlarında öğrenciler soğuktan
şikâyetçi
Dilenciler açtıkları avucun boşluğundan nahoş
olabilirdi.
Odalara karanlıklardan bir yüz dolabilirdi
Kuru dallarına kuşkanatları kırık
Kurt yuvalarına kuşlar saldırabilirdi.
Bir sabah parklarda tüm sarhoşlar evsiz kalabilirdi.
Kalmadılar mı zannettin evsiz kuşlar
Ve sonbaharlarda yapraksız rüzgar İzmirsiz kar
Sahil boyarında yalancı, uydurma naralar
Siyasetçiler, sanatçılar, toplumbilimciler ve
bankacılar

İşsizlerle aynı sokakta olmadı mı zannediyorsun?
Azrail bile kurbanla aynı havayı soludu.
Bıçak Azraillin eline değil kurbanın göğsüne
yakışırdı
Öldürülmek bir kötülük olmasaydı.
Sokaklar boş kaldı sinema köşelerinde kaçamaklar
Otobüslerde sırılsıklam sevgililer gideli
Kurbanın göğsünde bıçak
Yarasında kan akmadığından beri.

Taşra
Taşra her daim hazırdır aşka
Taş’ra aş(k)a hazırdır
Toprak sevimli, eksilen düş
Köklerini salan ağaçlar ise üstten yapraksız
Yapraklar esmekten muzdarip
İntihar son mektubunu yakmış
Cellat ölümü beklemeyenlerin kapısında
Eksik kalsın kırılan şişelerin parçaları
Zaten hazır taşra aşka
Kapıda sen olsan da cellat bir başka
Her pencere açıldığında taşra hazırdır
Hazırdır hazır olda taşra
Uzakta köyler, kent yakında
Yanı başında uzak aşka
Taşra her daim hazır aşka
Başaklar olgunken bile güneş aya
Bulutsuzluk özlemi çekerken bile çöl kuma
 Çığlıkla bir fon olan işkence, duygulara
Beden ruha bile dayanmakta
 Taşra her daim hazır aşka
Elerinde buğday gözleri uzakta
Gözleri uzakta bile mavi
Gözleri uzakta bile yaşlı her daim
Ölüler mezar başlarında gözleri ufukta
Taşra her daim hazır aşka
Taçlandırsan bile elleri nasırlı kadınları
Altın bile paklamaz günahını ey cellat
Ruhumu tıktığın şişe elmastan mı sandın
Ruhumu bedenime bile sığdıramadım
Elinde ustura derin yaralar açtıkça
Her neyimi alırsan benden
Çorak toprak gibi her yağmurda
Hazırım ben hep aşka
Taşra hazır, aşk aşla hazırsa…
Uzaklardan Geliyorum
Uzaklardan geliyorum, ölü duygular sırtımda
Bedeninde konaklamaya, ateşler yakmaya,
Öldürülen kelimeleri yaşatmaya
Bir sabah dünyayı yeniden var etmeye geliyorum.
Hüzünlü, ucu yırtık sayfa sevmelerimi
Ve kanayan parmakları barışın çığlıklarında
Kendimi geride bırakarak geliyorum.
Uzaklardan geliyorum,
Yabancısı olduğum öz annem sokaklardan
Katili olduğum kadınları yaşatmaya,
Yaktığım kitapların küllerini savurmaya
Bir daha yazmaya geliyorum umutları.
Geride bıraktığım gözlerimi ellerinde,
Seni görmeye geliyorum uzaklardan.
Annen öldürüldüyse eski zamanlarda,
Ağlayan gözyaşlarını doğurmaya geliyorum.
Hazin bir kış gecesi kervansaray dünyadan,
İlkbaharları yaşatan barışlara geliyorum.
Sayfalarca insan yazdım mürekkep yetmedi,
Ülkeler yıktım öldürdükleri çocukların rüyalarında,
Topraklarını bedenlerine örtü yapıp geliyorum.
Bir hayat almaya, ömrümü vermeye
Ömür yetmez,
Gözyaşlarımı vermeye geliyorum.
Kızgın ateşi bedenlerde adı cehennemden
Gönülde birikmiş cennetleri var etmeye,
Ovada yaşayan, dağda ölen duygulara
Taze fidanlar yeşertmeye geliyorum.
Uzaklardan geliyorum, yalanları olsa da bu kentin
Doğru söyleyen bir çift göz görmeye.
Ölülerden geliyorum,
Burada yaşayan bir insan var mı diye.
Yaşayan bir umut
Gören bir yürek, içinde dünya
Dünya içinde yeşeren düşler var mı diye.
Ben çok uzaklardan geliyorum,
Uzaklığında hala ben var mıyım diye…

Yaşanmaya Değer


Yaşanmaya değer hayatın varlığını öğrendim bu
gece,
Deniz aşırı uzaklıkları olsa da mutluluğun,
Bir sevgilinin ellerinin sıcaklığında anladım.
Bir kıvılcım çaksa çakmaklardan münzevi,
Yine de yaşanmaya değer tarifler vardır her
karanlıkta.
Sabahı göremeden belki de yenik düşülebilir,
Olsun bozuk gramofonlarda bile Müzeyyen Senar
dinlenir,
Hatta çok geceler beklense de bu hayatta
Hüznüne bir rakı ekleyip sarhoşken bile mutlu
olunabilir.
İşportacılar sahte aşklar satabilir Eminönü’nde,
Ve Galata köprüsünde balıksız dönülebilir,
Yaşanmaya değer bu hayat, bir sandal devrilse bile.
Mızıkaları bozuk notasız çalınabilir çocuklar,
Haliç köprüsünde intihara kalkışılabilir,
Hatta boğaz köprüsünü geçmeden İstanbul
fethedilebilir.
Haydarpaşa’da sahipsiz bir bavul
Piyer Loti’de karşılıksız sevgiler olsa da,
Yaşanmaya değer elbet sevgilinin hasretinde.
Her gece bozuk kaset gibi aynı şarkı
İbrahim Mavi © Uzaklardan Geliyorum
Ve rüyalar bile kâbusa sabitlenebilir,
Hatta güneş habersiz, usulca doğup, batabilir
Yaşanmaya değer yine de bu hayat .
Dört duvarın nemli kokusu ve paslı demirlerinde
Nöbetteyken bile uyuyamadığın zamanlar mağdur
Aşk kapında beklemekten bıkabilir
Yinede yaşanmaya değer bu hayat.
Başkasının olduğunu unutarak hayatın
Elinde kalem defterinle unutabilirsin tüm kelimeleri
Cümle kuramadan bile sevebilmeyi tarifsizce.
Bekletilse de bir ömür sabahlayan kahvelerde
Mağlup edilebilir ömür bir nefese diye
üzüldüğünde,
Duygu yüklü yazılan tüm mısralar sahipsiz olabilir
Ve anlamı olmayan her şiire sırt dönülebilir
Sevilmeli yine de, anlamsız olsa da gözyaşları
Akıp giden hayatın kaybedilen saniyeleri olsa da
Hayat yine de yaşanmaya değer bu gece.

Değişmekte Her Şey


Çağlar atlamakta ölüler değişmekte
Sorgulamalar sürmekte, değişmeler artmakta,
Duygular kılık değiştirmekte,
Ölüm görevini terk etmekte dünya dönmeyi.
Yaşam artık tercihlerin toplamı değil,
Tercihler değişmekte seçenekler çoğalmakta
Kaplumbağa Aşil’den habersiz yarışı bitirmekte
Dünyanın hızından güneşin başı dönmekte
Yıldızlar akşam doğacak yerlerini kaybetmekte
Bebeler anneleri emzirmekte
Ağaçlar suyu yeşertmekte
Bulutlar çorak topraklara yağmur duasında
Newton uçmakta hafifliğiyle
Sular Arşimet’i boğmakta
Denizler gemilerde batmakta.
Balıklar uçmakta zihinlerinde yüzyıl hatıraları
Değişim değişmezken değişen kalmakta
Üç bin olmakta yıl takvimler sıfırı göstermekte
Kral çocuğun çıplaklığını görmekte
Bir Romeo’nun Juliet’e nefreti kadar
Faust çığlık atmakta feodal dönemlerinde
Ayaklardaki beyinler yorgunluktan ezilmekte
Yürek her zaman olduğu gibi kararmakta
Aydınlatmak için, geceleri doğan güneş gibi
Siyasiler yargılamakta yargıçları
Adliler savcıları
Milletvekilleri yalancı halkı
Büyük Birader Orwell’i
Sorgulayan denemeler Russell’i
Yaşayan melekler ölü insanları
Yargılamakta duygular kirli elleri.
Cellâda Nasihat
Son nefesi ensemde kadınım
Öldürdüğüm ve gömemediğim çocuğum
Yüreğimin kızıllığına bir kan gibi bürümüş,
Tenimden bir parça umut besleyen annem
Dumanı dağ başlarında tüten babam
Ve zulamdaki hasretim
Sayfalar dolusu acılarımı yüklenmiş
Batmaya hazır dinamit dipli gemim
Ve saraylarda yaşattığım hayallerim, sevdalarım
Kirli elleri ben kadar karanlık Çingenem,
Siyahlarında bulmuşum eksik anne sütünü
Ve bir saç telinle sallanırken hayatın kıyısında
Siyatik ağrısı düşerken ayaklarıma diz çökmüş
Güneşi beklerim, doğamayan sen kadar.
Elbet söylenir söylenmesi gereken
Ve doğması icap eden güneşi ışığın
Sarı yapraklar düşse de son bahar gelmeden
Toprak kabul eder sindiremediği neferleri
Ve tutamadığı bir tutam otu şehir kıyısında.
Son nefesini versen de tüm ölülere
Öğüt edeceksin cellâdına;
On beş yıl yaşadım bedeli yoktu günahlarımın
Yirmisinde bir delikanlıyken oltada

Garip Bir Hayat
Garip olan asılı bir hayale yaşarcasına
Ellerinle dokunamamak ne gerip ve hüzünlü
Şairler yazmaya başlamadan şiirin tadı
Ve romanlarda yaşamlar ne garip.
Dökülen gözyaşlarının
Kelebek ömrü kadar kısa kadınlardan akması
Ve dokunamadan ıslatması yeryüzünü
Cennetin şelalelerine inanırcasına dalga dalga
Ufuk denizi kadar mavi hayallerin sedasında
Gölgelerinde yaşayamayan çınarların kuruması ne
garip.
Buruk sevinçler imparatorluklardan sonra
Sevgili yürekleri gece yarısından sonra yanarmış.
Garipsemek ve utanmak aynı pazarda
Ruh ile cellât bir nefeste sahnelemekte oyunları
Her satırına ve kelimesine ihanet ne garip.
Dümdüz ovalarına laleler ve papatyalar
Asfaltlarına çocuk cesetleri ne garip
Alışılmış on sekizine varmadan bitmeyi
On yedi yaşında bir aşka insan nasıl kıyarmış
Boğdurmak ve asmak dalda garip.
Öldürüp saramamak kefene kirli elleri daha garip
Siper eden göğüsler ve gasp edilen evler

Saraylardan çıkmayan köleler ve cariyeler
Esnafların sattığı kuru kabuklu düşünceler
Ve göğsünde bir devri taşıyan yürekler ne garip.
Hiç isyan etmezler ve ağlamazlar efendilerine
Bir gece bir yaş aksa taşan derelere
Âşık olmaktandır yüzü kızaran bir Cingeneye
Servilerine dal, tufanlarına bulut, eşlerine haram
Yüzleri çarşaflı olan suçlular ne garip.
Dostluklardan bir formül üretip
Savaşlar başlatmak, kuyular kazmak
Suya hasret topraklardan kan çıkarmak
Buğday başaklarına konan kımıl misali
Emerek tomurcuklanan hayatları
Hayatlarını suya akıtmak
Bir öpücükle bir sevdayı bitirmek ne garip.

Olduğun Zamanda
Şu anda tam şu anda şu sokakta
Bu gecede baykuş sesleriyle yıldızlara karşı
Yaz yağmurlarının son damlasına eğilen
Solgun yaprakların altında
İki tahtası eksik yeşil sandalyenin tehdit
ayaklarında
Sırtımda gezinen örümcek ağlarımla
Kendime ve sana bakmak isterdim bir haziran
gecesi.
Şu an, şu sokak ortasında
Ateşle yanan dudaklarımın, eriyen kar gibi
yüreğine aktığı anda
Tam şu anda bu sokakta saçlarınla dolaşmak
isterdim.
Ben kendim ve sesim
Kabil kompleksi inadım ve mahcup hüzünlerim
Tam şu an şu çakıl taşları arasında
Tam şu dakikada senle olmak isterdim.
Kendimi arayan duygularımın ardı sıra gözlerim
Sessizliğin üstünde ayla parlayan güzelliğinin
yıldızıyla

Tam da şu an, bir başka hayale kaymak isterdim.
Ardı sıra düşünceler olmadan tarihe yalancı
kanıtlarla
Dudaklarımla dudaklarını ateşlerde birleştirmeden
Tam şuan yüreğine inmek isterdim.
Farklı dünyaların esir duygularıyla şu an
Zincire mahkûm sevmeleri
Paslanmış kapılar ardından özgürlüğün iksirini
içmek isterdim.
Kaderimi elimde tutarak hazineme koşmak
Tam şu anda, şu sokakta senle olmak isterdim.
Saman alevi yüreğimin yanan mavi dumanlarında
Gizlice sırlarımı sakladığım deniz aşırı şişeleri kırıp
Sana sahip diye tüm kötülükleri özgürleştirmek
Ve tam şu anda kötülüğe iyiliği sunmak isterdim.
Şu anda zamanın bir yerinde başka bir zamanla
Olasılıksız bir sevmenin yazarı olmak isterdim.
Yer çekiminin keşfinden ağırlık merkezine
sevmenin
Ellerim ellerinde ve tanrı aşkıyla yanacak kadar,
Izdıraplı bu gecede, tam şu anda acı çekerken bile
Zamansız bir yolculukta sonsuz bir düşünce olmak
isterdim.
Tam şu anda, şu sokakta kendimden öteye bir
adımla

Haykırabildiğim kadar isyan
Eriyebildiğim kadar acı sevmeler
Sevebildiğim kadar uzun ömürlü sonsuzlukta aşk
Barikatlar ardında bir düşünce
Ve tam şu anda, şu sokakta düşünürken bile
kollarında
Acısı bin yıllara yayılan fetihlerin kahramanı
Tarihin sorgulayamadığı şu soru olmak isterdim:
‘Tanrı aşkı yarattıysa peki o zaman tanrı nerde?’

Bayan Çokbilmiş
Bayan çokbilmiş,
Hoş geldin sabah sofrasına.
Eteklerini topla, zil çalıyor her taraftan
Saçlarındaki topuz eğlenceye hazır fazlasıyla.
Parmaklıklardan çıkabilirsen bunarı söyleyebilirsin
Hatta yaşayabilirisin bayan çokbilmiş
Ellerini istediğin hayale uzatabilir
Akşam da olsa aydınlık umutlar besleyebilir
Güneşi istediğin şekilde izleyebilirsin.
Uçurtmalar uçurmak bile bedava
Özgürlük örneğin, dudaklarında bir fısıltı
olmayacak
Şehirlerin kuytularında bir broşür olmayacaksın
Savrulacaksın mavi düşlü çocukların hayallerine
Gençliğine doyamadın diye ağlamayacaksın.
Ölmüş ise uzun soluklu koşularda devrimler
Sen bunlara değil yetişemediğine ağlayacaksın.
Bayan çokbilmiş,
Baban da çok koşardı ardı sıra sevmelerin
Elinde bir slogan olsa da yaşananlar,
Sonu olmaz derin bir nezarethanede sabahlardı
Ağız kokuları, nefret, kin ve hayâsızca şiddet.
Bayan çokbilmiş,

Öldükten sonra her umut değerli olurdu
Yaşayanlar yasak, ölenler değerli
Yaşatılan sevinçler ise her sabah yenilenirdi.
Bulutlu bir günde hayal kurulamaz yağmurdan
Yağmurdan korkulurdu silip süpürür her şeyi diye
Karlı havalarda sadece beyaz bir örtü
Yaşanılanlar soğuk ama beyaz.
Yazları çok kuraktı bayan çok bilmiş
Sıcaklar deniz sahillerine vururdu
Umutlar yeşertilemezdi bir plaj kenarında
Fransız burjuvaları gibi sokaklarda eğlence aranırdı
En güzeli ilk bahardı baban zamanında
Kelebeklerle hayal kurulurdu kısa ömürleri kadar
Topraktan bir yaşam alınırdı
Ve eleriyle taze fidanlar yetiştirirdi baban.
Bayan çokbilmiş,
Yaşanılacaksa umutlar ilkbaharda
İlkbaharda olmalıydı yaşanılacaklar…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: